Sesli Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Kararların Uygulanması — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Metni oku

İdari yargı mercileri tarafından verilen kararların uygulanması, idari yargılama hukukunun en kritik aşamalarından birini oluşturmaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 28, 'Kararların sonuçları' başlığı altında bu konuyu detaylı bir şekilde düzenlemiştir. Kanun koyucu, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğunu açıkça hükme bağlamıştır. İYUK m. 28/1 uyarınca, mahkeme kararlarının uygulanması için idareye tanınan süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Bu otuz günlük süre azami bir nitelik taşımakta olup, uyuşmazlığın niteliği gerektiriyorsa idarenin daha kısa sürede de harekete geçmesi zorunludur. Ayrıca, mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına (istinaf veya temyiz) başvurulmuş olması, yürütmeyi durdurma kararı verilmediği müddetçe mahkeme kararının uygulanmasını engellemez. Kanunun 28. maddesinin diğer fıkralarında ise konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktarın ödenme usulü, vergi uyuşmazlıklarına ilişkin kararların tebliği sonrası yapılacak işlemler ve tazminat ile vergi davalarında uygulanacak faiz oranları düzenlenmiştir. Kararların süresi içinde uygulanmaması halinde ise idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılması imkanı getirilmiştir. İptal davalarında verilen iptal kararları, dava konusu idari işlemi tesis edildiği ilk andan itibaren hükümsüz kılan ve geçmişe etkili sonuçlar doğuran kararlardır. Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, iptal kararı hukuken sakat olan idari işlemi geriye yürür bir biçimde ortadan kaldırarak, hukuk düzenini işlem tesis edilmeden önceki duruma geri getirir. Bu durum, idari işlemin hiç yapılmamış gibi kabul edilmesini gerektirir. Ancak mahkeme kararları kendiliğinden geçmişe etkili sonuç doğuramaz; bu kararların hayata geçirilmesi idarenin aktif bir işlem veya eylemde bulunmasını gerektirir. Örneğin, bir kamu görevlisinin görevine son verilmesi işleminin iptali halinde, idare geçmişe yönelik olarak bu kişinin tüm mali ve özlük haklarını iade etmekle yükümlüdür. Bazı durumlarda ise iptal edilen işleme dayanılarak başka alt işlemler yapılmış olabilir. Bu alt işlemlerle üçüncü kişilerin elde ettiği hakların geçmişe yönelik geri alınması hakkaniyete aykırı olabileceğinden, geçmişe etkililik kuralı somut olayın özelliklerine göre esnetilebilir. Düzenleyici işlemlerin (imar planları, yönetmelikler vb.) iptali durumunda ise önceki düzenlemenin kendiliğinden yürürlüğe girip girmeyeceği tartışmalıdır. Danıştay 1. ve 6. Dairelerinin kararlarına göre, bir düzenleyici işlemin iptal edilmesi, önceki düzenlemenin kendiliğinden yürürlük kazanması sonucunu doğurmaz. İdare, iptal kararının gerekleri doğrultusunda yeni bir düzenleyici işlem yapmak zorundadır. Ayrıca, düzenleyici işlemlerin iptali gerekçesiyle, bu işlemlere dayanılarak tesis edilmiş olan ve ilgililer lehine kazanılmış hak doğuran bireysel uygulama işlemleri geçmişe yönelik olarak ortadan kaldırılamaz. Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren tam yargı davalarında hükmedilen tazminat miktarları ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin ödenmesi özel bir usule tabidir. Davacı veya vekili, davalı idareye yazılı şekilde banka hesap numarasını bildirmelidir. İdare, bu bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde ödemeyi yapmakla yükümlüdür. Bu süre içinde ödeme yapılmaması halinde, alacaklı genel hükümler (İcra ve İflas Kanunu) dairesinde infaz ve icra yoluna başvurabilir. Ancak idari yargı kararlarına dayanan tazminat alacaklarının genel hükümlere göre tahsil edilmesi uygulamada ciddi engellerle karşılaşmaktadır. İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 82/1. maddesi uyarınca Devlet malları ile özel kanunlarında haczedilemeyeceği belirtilen kamu malları haczedilemez. Ayrıca İİK'nın iflas hükümleri Devlete ve kamu tüzel kişilerine uygulanamaz. Bu durum, idarenin borcunu ödememesi halinde alacaklının fiilen tahsilat yapmasını zorlaştırmaktadır. Tazminat alacaklarının tahsilini engellemek amacıyla bazı kamu tüzel kişileri (özellikle belediyeler), özel mallarını kaçırmak için bu mallar hakkında 'kamu hizmetine tahsis' kararları almaktadırlar. İdari yargı yerleri, hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki bu tür tahsis kararlarını etkisiz kılsa da, bu durum alacağın tahsil sürecini ciddi şekilde uzatmakta ve hak arama hürriyetini zedelemektedir. İYUK m. 28/1 uyarınca, idari yargı mercilerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının uygulanması için öngörülen otuz günlük süre, idareye tanınan azami (en üst) süredir. Bu süre, idarenin kararı uygulamak için otuz gün boyunca bekleyebileceği anlamına gelmez. Eğer uyuşmazlığın niteliği ve somut olayın koşulları kararın daha kısa sürede uygulanmasını gerektiriyorsa, idare derhal harekete geçmelidir. Örneğin, yurt dışına çıkış yasağına karşı açılan bir davada yürütmenin durdurulması kararı verilmişse ve davacının belirli bir tarihteki uluslararası toplantıya katılması gerekiyorsa, idare otuz günlük süreyi bahane ederek işlemi geciktiremez. Kararın toplantı tarihinden önce uygulanması zorunludur. Benzer şekilde, tazminat ödemelerinde de idare, ödemeyi daha erken yapma imkanına sahipse otuz günlük sürenin sonunu beklememelidir. Otuz günlük sürenin başlangıcı, mahkeme kararının idareye tebliğ edildiği tarihtir. Bu süre içinde kararın gereklerine uygun işlem tesis edilmemesi veya eylemde bulunulmaması halinde, idarenin hukuki ve cezai sorumluluğu doğar. Sürenin aşılması, yargı kararının uygulanmaması veya geciktirilmesi anlamına gelir ki bu durum Anayasa'nın 138/4. maddesinde yer alan mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesinin açık bir ihlalidir. İYUK m. 28/3, mahkeme kararlarının uygulanmaması ihtimalini düzenlemiş ve karara göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılabileceğini öngörmüştür. Danıştay içtihatlarına göre bu düzenleme, idareye kararları uygulamama konusunda bir seçimlik hak veya serbesti tanımamaktadır. Aksine, en olumsuz durumlarda dahi bireyin hukukunun korunmasını amaçlayan ikincil bir güvencedir. Mahkeme kararlarının uygulanması bazen fiili veya hukuki nedenlerle imkânsız hale gelebilir. Maddi (fiili) imkânsızlık, idarenin işlem yapmasının fiziksel olarak mümkün olmamasıdır. Örneğin, hukuka aykırı olarak yıkılan bir binanın yıkım kararı iptal edilse dahi, binanın geri getirilmesi fiilen imkânsızdır. Hukuki imkânsızlık ise, kararın uygulanmasının başka bir hukuk kuralı tarafından engellenmesidir. Örneğin, yaş haddini doldurmuş bir kamu görevlisinin lehine verilen atama kararının uygulanması hukuken mümkün değildir. Maddi veya hukuki imkânsızlık hallerinde idarenin mahkeme kararını aynen uygulaması beklenemez; ancak bu durum idarenin tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İdare, kararı uygulayamamış olmasından dolayı ilgilinin uğradığı tüm zararları maddi ve manevi tazminat ödemek suretiyle gidermekle yükümlüdür. İdari yargı kararlarının uygulanması sorununun çözümü için doktrinde ve yargı içtihatlarında çeşitli öneriler geliştirilmiştir. Mevcut sistemde, mahkeme kararlarını uygulamayan kamu görevlileri aleyhine doğrudan tazminat davası açılması imkanı 2014 yılında yapılan yasal değişiklikle kaldırılmış, davaların yalnızca idare aleyhine açılması esası getirilmiştir. Bu durum, kararları uygulamayan kamu görevlileri üzerindeki caydırıcılığı azaltmıştır. Bu sorunun aşılması için Danıştay 5. Dairesi, idare aleyhine hükmedilen tazminatların, kararı uygulamayan kamu görevlisine rücu edilmesi sürecinin işletilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, mahkemelerin kararları uygulamayan görevliler hakkında doğrudan Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunması etkili bir çözüm olarak önerilmektedir. Kamu görevlilerinin yargılanmasını izne bağlayan 4483 sayılı Kanun'un, yargı kararını uygulamama fiili yönünden devre dışı bırakılması gerektiği savunulmaktadır; zira yargı kararını uygulamamak kişisel bir kusur olup kamusal görev kapsamında değerlendirilemez. Yeni yasal düzenleme önerileri arasında ise; yargı kararlarını uygulamamanın kamu görevine atanma ve seçilme yeterliliğini kaybettirecek nitelikte spesifik bir suç olarak düzenlenmesi, devlet mallarının haczedilemezliği kuralına mahkeme ilamlarının infazı yönünden istisna getirilmesi ve idari yargı kararlarına doğrudan uygulanabilirlik niteliği tanınarak davalı idarenin devreden çıkarılması yer almaktadır.