Sesli Özet
← Ünite 1

Ünite 1: , 2, 5, 6, 8 Editörler — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

On dördüncü yüzyıla baktığımızda Türk dünyasında her şeyin alt üst olduğu çok hareketli bir dönem görüyoruz. Aslında her şey on üçüncü yüzyılda o yıkıcı Moğol istilalarıyla başladı diyebiliriz. Horasan, Maveraünnehir, Kıpçak ve Anadolu'daki eski dengeler tamamen bozuldu, eski devletler yıkıldı ve yerlerine yeni beylikler kuruldu. Özellikle Anadolu'da Selçuklu Devleti Kösedağ Savaşı'yla Moğollara yenilince hızlı bir çöküşe geçti ve otorite zayıflayınca uçlardaki Türkmen beylikleri hemen bağımsızlıklarını ilan ettiler. Aydın, Menteşe, Karaman, Germiyan, Dulkadir ve Osmanoğulları işte bu dönemde ortaya çıkan Oğuz asıllı beyliklerdir. Osmanoğulları önce Bilecik, İnegöl ve Yenişehir'i alarak büyüdü, Orhan Gazi Bursa'yı başkent yaptı, Karesi ve Ankara da topraklarımıza katıldı. Sonra I. Murad Edirne'yi alarak Balkanlar'a açıldı, Yıldırım Bayezid de diğer beylikleri büyük ölçüde kontrol altına alarak Anadolu Türk birliğini sağladı. Bu arada Kütahya, Konya, İznik, Bursa ve Edirne gibi şehirler sadece birer beylik merkezi değil, aynı zamanda çok önemli birer ilim ve kültür yuvası haline geldi. Medreselerdeki bilim insanları ve şairler kültürel hayatı zenginleştirirken, Mevlevîlik ve Ahilik gibi tasavvuf hareketleri de toplumun sosyal yapısını derinden etkiledi. Edebiyat cephesine baktığımızda ise on dördüncü yüzyılda Türk edebiyatının Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi yani Oğuzca olmak üzere iki ana kol üzerinden yürüdüğünü görüyoruz. Harezm, Altınordu ve Mısır sahalarında Doğu Türkçesi kullanılırken, Anadolu ve Azerbaycan'da Batı Türkçesi hâkim oldu. Azerî sahasında Farsçanın baskısı kırıldı ve Horasan'dan gelen şairler Türkçeyi edebî bir dil olarak benimsediler. Bu dönemin en dikkat çeken Azerî şairlerinden biri Hasanoğlu'dur. Türkçe şiirlerinde Hasanoğlu, Farsça şiirlerinde Pûr Hasan mahlasını kullanan bu şair, aruzla yazdığı Türkçe gazelleriyle Mısır'a kadar ün salmıştır. Bir diğer dev isim ise hem devlet adamı hem de usta bir şair olan Kadı Burhaneddîn'dir. Kayseri'de doğan, Mısır ve Şam'da ilim tahsil eden Burhaneddîn, bin üç yüz on sekiz gazeli içeren devasa Divan'ı ile Türk edebiyatının en büyük divanlarından birinin sahibidir. Şiirlerinde coşkulu bir aşk anlayışı, gerçekçi bir bakış ve Türk halk şiirinden esinlenen cinaslı tuyuğlar hemen göze çarpar. Yine Azerî sahasında yetişen Nesîmî, coşkulu ve lirik şiirleriyle tanıdığımız büyük bir tasavvuf şairidir. İyi bir medrese eğitimi alan Nesîmî, İran'da Hurûfîliğin kurucusu Fazlullah-ı Hurûfî'den etkilenerek bu batıni akımın en önemli savunucusu olmuştur. Fazlullah ile tanışmadan önce Mevlana'nın etkisinde daha sakin bir üslubu varken, sonrasında harflerin sırrına dayanan, pervasız ve ilahi aşkı en uç noktada işleyen bir tarza bürünmüştür. Şiirlerinde insan yüzünü Tanrı'nın tecelligâhı olarak görmüş, Kur'an ayetlerini ustaca işlemiştir. Ancak bu pervasız söyleyişleri yüzünden zındıklıkla suçlanmış ve Halep'te derisi yüzülerek acı bir şekilde idam edilmiştir. Bu trajik son onun etrafında pek çok menkıbenin doğmasına yol açmış, Alevi-Bektaşi geleneklerinde Şâh-ı Şehîd unvanıyla anılmasını sağlamış ve kendisinden sonra gelen Fuzûlî, Bâkî, Nedîm gibi büyük şairleri derinden etkilemiştir. Türkçe Divan'ı Türkçenin ifade gücünü gösteren başyapıtlardandır ve edebiyatımızda akis sanatını ilk kullanan şair de yine Nesîmî'dir. Anadolu sahasına dönersek, beylikler dönemi Türkçenin devlet ve edebiyat dili olma yolunda dev adımlar attığı bir zamandır. Karamanoğlu Mehmet Bey'in bin iki yetmiş yedi yılında Konya'da ilan ettiği, artık divanda, dergâhta, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmayacak fermanı, millî dil bilincinin ilk somut siyasi adımıdır. Beyliklerin idarecileri Arapça ve Farsça bilmeyen halka dinî ve ahlaki bilgileri ulaştırmak için şairleri Türkçe eserler yazmaya teşvik etmişlerdir. Bu sayede tefsirler, peygamber kıssaları, tıp ve tasavvuf konulu pek çok eser Türkçeye kazandırılmıştır. Kul Mesûd'un çevirdiği Kelîle ve Dimne, Germiyan Beyi adına yapılan Kâbus-nâme tercümeleri bu dönemin ürünleridir. Ayrıca İshâk bin Murad'ın yazdığı sözlük, Oğuz Türkçesinin bu yüzyıldaki gramerini ve nadir kelimelerini barındıran en eski kaynaklardandır. Osmanlı sarayında ise Yıldırım Bayezid'in oğlu Emir Süleyman etrafında topladığı şairlerle ilk edebi meclisleri kurmuş, şiiri ve sanatı büyük ölçüde desteklemiştir. Yüzyılın başında Anadolu'da millî edebiyat çağını başlatan üç ulu çınar vardır ki bunlar Yûnus Emre, Gülşehrî ve Âşık Paşa'dır. Yûnus Emre, tasavvufi halk edebiyatının zirvesi ve Türkçeyi bir gönül diline dönüştüren en büyük lirik şairdir. Hem aruz hem hece veznini kullanmış, tasavvufun inceliklerini sade bir Türkçeyle halka aktarmıştır. İlk Türkçe ahlaki mesnevi olan Risâletü’n-nushiyye'yi ve ölümsüz Divan'ını kaleme almış, şathiye türünün ilk örneklerini vermiştir. Gülşehrî Kırşehir'de yaşayan, Mevlevîliği yayan ve Farsçadan yaptığı çevirilerle tanınan bir diğer kurucu şairdir. Feridüddin Attâr'ın Mantıku’t-tayr adlı eserini Gülşen-nâme adıyla serbest ve ilaveli olarak Türkçeye çevirmiştir; bu eser alegorik fabl geleneğinin en güçlü köşe taşlarındandır. Âşık Paşa ise Baba İlyas soyundan gelen, dönemin önemli bir fikir adamıdır. On bin altı yüz on üç beyitten oluşan devasa telif eser Garîb-nâme, tasavvufun ve ahlakın Türkçe ile en ince şekilde işlendiği şaheserdir. Toplumsal birliği ve ahlaki erdemleri merkeze alan Âşık Paşa, hikemi şiirin de öncülerinden biri olmuştur.