Tümce Anlambilimi. Tek tek sözcüklerin anlamı ve aralarındaki ilişkiler, dilbilimde anlam konusunun yalnızca bir kısmını oluşturur. Günümüz dilbilimi, sözcük düzeyinin ötesine geçerek öbeklerin ve tümcelerin anlamı sorununa odaklanmaktadır. Bu bölümdeki tartışmalar sözcük anlamından kopuk olmamakla birlikte; önerme, bileşimsellik, doğruluk koşulu ve doğruluk değeri gibi tümce düzeyini ilgilendiren yeni kavramların sunulmasını gerektirir. Tümceler düzeyindeki anlam tartışması, felsefe, mantık ve matematik alanlarında ortaya konmuş fikirlerin dilbilimciler tarafından doğal dil verisine uyarlanmasıyla oluşan belirgin bir açıklama modeline dayanır. Bu model, dil verisine nasıl yaklaşıldığını incelerken tümcelerarası anlamsal ilişkileri ve bunların mantıksal çıkarımlarla olan bağlantısını ele alır. Geleneksel dilbilgisi çalışmalarının merkezinde yer alan 'tümce', genel dilbilgisel ulamların bir araya gelmesiyle oluşur ve klasik yaklaşımlarda 'tam bir düşüncenin aktarıcısı' olarak tanımlanır. Ancak anadili konuşucularının sezgileri sözcüklerin ötesine geçerek sözcük dizilerinin iyi-biçimlendirilmiş olup olmadığı konusunda yorum yapabilmelerini sağlar. İyi-biçimlendirilmişlik biçimi ilgilendirir. Anadili konuşucuları, örtük bir bilgi doğrultusunda bir sözcük dizisinin iyi-biçimlendirilip biçimlendirilmediğini sezgisel olarak bilirler. Örneğin, 'Genetik mühendisliği okuyan karıncalar daha iyi işler buluyorlar' tümcesi dünya bilgimizle ve anlamla uyumsuz olsa da Türkçenin iyi-biçimlendirilmiş kurallarına uygundur ve biçimsel olarak kusursuzdur; buna karşılık 'Okuyan işler daha genetik iyi karıncalar buluyorlar mühendisliği' dizisi herhangi bir temel anlam yükleyemediğimiz kötü-biçimlendirilmiş bir birimdir. Herhangi bir sözcük dizisinin tümce olarak sınıflandırılabilmesi için iyi-biçimlendirilmişlik tek başına yeterli değildir; örneğin 'Mert'in eski plakları' bir tümce değil bir öbektir. Bu nedenle tümceyi soyut bir tanım olarak bir ad öbeği (AÖ) ile bir eylem öbeğinden (EÖ) oluşan iyi-biçimlendirilmiş sözcük dizisi olarak tanımlarız (T → AÖ EÖ). Bu tanım 'tam bir düşünce' gibi muğlak ifadelerden kaçınmamızı sağlar. Anadili konuşucusunun zihninde biçimlendirilen tümce konuşma eyleminin nesnesi olduğunda, yani sessel biçime büründüğünde 'sözce' adını alır. Sözceler belirli bir zamanda, yerde, iletişim durumunda ve bir söyleyiciye sahip olmaları bakımından fiziksel gerçekliğe sahiptir; tümceler ise sesletilemez ve soyut zihinsel nesnelerdir. Aynı tümce farklı iletişim durumlarında farklı sözceler olarak gerçekleşebilir. Önermeler düşüncelerle ilgili olmakla birlikte bireysel zihinlerden bağımsız, evrensel ve bireylerüstü/dillerüstü soyut parçalardır. Biçimsel olarak tek bir tümce birden fazla önermenin taşıyıcısı olabileceği gibi, aynı önerme etken ve edilgen yapılar gibi farklı dillerde veya aynı dilde farklı tümce ve sözcelerle ifade edilebilir. Alman matematikçi ve mantıkçı Gottlob Frege, anlamın tek boyutlu olmadığını savunarak anlamı 'gönderimsel anlam' (gönderim/reference/bedeutung) ve 'betimsel anlam' (betim/sense/sinn) olmak üzere ikiye ayırmıştır. Gönderimsel anlam, dilsel ifadenin gerçek dünyadaki nesnelerle (bireyler, nitelikler, olaylar) arasındaki ilişkiyi yansıtır. Özel adlar gönderimsel anlamın en güzel örnekleridir ve betimsel anlam taşımazlar; örneğin 'Stephen Hawking' gerçek dünyada tek bir bireye gönderimde bulunur. Buna karşın Temel Reis veya Harry Potter gibi özel adların veya kanatlı at gibi ifadelerin gerçek dünyada gönderimi yoktur ancak betimsel anlamları sayesinde onları anlarız. Dilbilgisel işlev taşıyan ekler ve sözcükler de betimsel anlama sahipken dış dünyada doğrudan bir gönderime sahip olmayabilir. Frege’nin ayrımını açıklamak için kullanılan klasik örnekte, Antik Yunanlılar gün batımındaki Akşam Yıldızı ile gün doğumundaki Sabah Yıldızı'nı iki ayrı nesne sanırken, astrofizik bunların ikisinin de Venüs gezegeni olduğunu göstermiştir. 'Venüs Venüs'tür' tümcesi totolojik (kendini tekrar eden, bilgi değeri olmayan) iken, 'Sabah yıldızı akşam yıldızıdır' tümcesi bilgi değeri taşır. Çünkü her iki tümcede de gönderim aynı, betim (tarif) farklıdır. Bileşimsel anlambilim, anadili konuşucularının daha önce hiç duymadıkları tümceleri üretme ve anlama becerisini formal bir modelle açıklamayı hedefler. Richard Montague, anlambilimin temel hedefinin bir tümcenin doğru olmasından ne anladığımızı ortaya koymak olduğunu belirtmiştir. Doğruluk değeri (D/1 veya Y/0) bir önermeye dayanan tümcelere atfedilir ve tümcenin gönderimsel anlamını (=kaplam) oluşturur. Bir tümcenin doğruluk değerini bilmek gerçek dünyadaki durumuna bağlıdır; ancak anadili konuşucuları o tümcenin hangi olası koşullarda doğru veya yanlış olacağını çıkarımlama yeteneğine de sahiptir. Tümcelerin gerçek dünyadaki karşılıklarından bağımsız olarak anlamlı olmasını sağlayan bu doğruluk koşulları, tümcelerin betimsel anlamını veya içlemini (intension) oluşturur. Fantastik veya bilimkurgu romanlarındaki ejderhalı cümlelerin dünyasal gerçeklikte kaplamı olmasa da içlemi (doğruluk koşulları) vardır. Bileşimsellik ilkesi, bir ifadenin anlamının o ifadeyi oluşturan birimlerin anlamının ve bunların sözdizimsel olarak bir araya getiriliş biçimlerinin bir işlevi olduğunu savunur. Örneğin 'mavi telefon kapağı' sözcük dizisi, sözcüklerin farklı biçimsel bileşim biçimlerine (yapısal parantezlemeye) bağlı olarak iki farklı anlama gelebilir. Anlambilim modelleri doğal dillerin birimlerini küme kuramı aracılığıyla yeniden yazar. Küme nesnelerin, sayıların veya kavramların koleksiyonudur. Kümeler kaplamsal (gönderimsel) olarak üyeleri listeleyerek ({İzmir, İstanbul...}) ya da içlemsel (betimsel) olarak ortak özellikleri belirten bir değişkenle ({x: x dünyada bir kenttir}) sunulabilir. Özel adlar tek bir bireye gönderimde bulunur ve küme notasyonuyla imlenmez (〚Cahit Arf〛 = Cahit Arf). Cins adları (köpek) ve geçişsiz eylemler (gül-) ise betimsel anlamları aracılığıyla birer küme gönderimine sahiptir (〚köpek〛 = köpekler kümesi). Geçişli eylemler ise sıralı çiftlerin kümelerini (özneler ve nesneler) üye olarak alan daha karmaşık kümelerle modellenir. Sıfatlardan adlara özellik ekleyenler (kırmızı çanta), çanta kümesi ile kırmızı kümesinin kesişim kümesi (Ç ∩ K) olarak ifade edilir. Tümce anlamının doğruluğunu denetlemek için 'Yüklemleme Kuralı' kullanılır; buna göre [AÖ EÖ] yapısındaki bir tümce ancak özne ad öbeğinin anlamı olan birey, eylem öbeğinin kümesinin bir üyesi ise doğrudur (〚AÖ〛 ∈ 〚EÖ〛). Tümceler arası anlamsal ilişkilerin ilki gerektirimdir (entailment). Gerektirim, bir tümcenin doğru olduğu her durumda diğerinin de doğru olmasını zorunlu kılan mantıksal bir ilişkidir (A ⇒ B). Küme kuramında bu durum altküme ilişkisiyle (〚A〛 ⊂ 〚B〛) açıklanır; örneğin 'Pelin elma yedi' tümcesi 'Pelin meyve yedi' tümcesini gerektirir. Önvarsayım (presupposition), bir tümcenin savladığı ana önerme dışında kalan ama o tümcenin üzerine inşa edildiği diğer önermelerdir. Önvarsayımlar, ana tümce olumsuzlandığında, soruya dönüştürüldüğünde veya koşullu yapıya sokulduğunda bile varlıklarını sürdürürler. Örneğin 'İngiltere’nin şu anki kraliçesi 91 yaşındadır' sözcesi olumsuzlansa da 'İngiltere’nin şu an bir kraliçesi var' önvarsayımı sabit kalır. Çelişki, bir A önermesi ile aynı önermenin olumsuzunun (¬A) bir bağlayıcıyla bir araya gelmesiyle A ve ¬A'nın aynı anda doğru olmasının imkansız olması durumudur. Çelişki doğrudan açık olabileceği gibi ('Can öğretmendir ve öğretmen değildir'), gizli gerektirim çatışmalarından da kaynaklanabilir ('Can beyaz bir gömlek aldı ama Can gömlek almadı').