Sözcük Anlambilimi. Deneyimlerden anlam çıkarma ya da deneyimlere anlam yükleme becerisi insanın bilişsel yetileri arasında merkezde yer alır. Ancak bu ifade, bilimsel bir etkinlik için düşünüldüğünde anlamın ne olduğuna dair yeterli bilgi sunmaz. Dilbilimin yanı sıra felsefe, mantık ve matematik de anlam sorununu inceleyen disiplinler arasındadır. Anlambilimsel çalışmalar, anlamı bir tanım üzerinden ele almak yerine, anadili konuşucularının sahip olduğu doğal dil bilgisi üzerine kurar. Anadili konuşucuları, ses dizilerinin dilde bir sözcük oluşturup oluşturmadığını (örneğin Türkçe'de 'umut' sözcüğü varken 'ubut' olmaması gibi) sezgisel olarak bilirler. Anadili konuşucuları ayrıca tümcelerin anlamlı olup olmadığını, bir sözcüğün birden fazla anlam taşıyabileceğini (çokanlamlılık veya anlambulanıklığı/ambiguity), farklı sözcüklerin aynı anlamı yansıtabileceğini ya da biçimsel olarak farklı iki tümcenin aynı anlama gelebileceğini bilirler. Anadili konuşucuları, anlamsal karşıtlıkları ayırt edebilir ve gözlemlenebilir dünyada var olmayan nesneleri içeren tümceleri bile (örneğin ejderhanın kahve içmesi) belli olası dünya koşullarında anlamlandırma yetisine sahiptirler. Gönderimsellik Kuramı, bir sözcüğün anlamının en basit biçimiyle dış dünyadaki karşılığı (göndergesi) olduğunu savunur. Özellikle özel adlar (Albert Einstein gibi) bu kurama tipik örnek oluşturur; ancak Keloğlan veya Behzat Ç. gibi gerçek dünyada var olamayan soyut/kurgusal adlar bu kuram açısından bazı sorunlar doğurur. İçsellik Kuramı (Zihinselci Kuram), anlamın insan zihninin bir ürünü olduğunu ve kavram ya da düşüncelerle eşdeğer tutulabileceğini öne sürer. Aristo, John Locke ve Noam Chomsky gibi isimlerin benimsediği bu yaklaşıma göre sözcüklerin anlamları zihnin dışına çıkamaz. Ferdinand de Saussure'ün Gösterge Kuramı, dili göstergeler dizgesi olarak ele alır. Gösterge; zihindeki kavram olan 'gösterilen' ile onunla eşleşen ses imgesi olan 'gösterenden' oluşur. Gösterilen, dış dünyadaki nesnenin zihindeki tasarımıdır. Saussure'e göre gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki nedensizdir (rastlantısaldır) ve bir uzlaşımın sonucudur. Dil göstergeleri değerini, sistem içerisindeki diğer göstergelerle kurduğu karşılıklı ilişkilerden alır. Anlamsal Ağlar Kuramı, sözcük anlamının çağrışım kümelerinden oluştuğunu kabul eder. Collins ve Quillian (1969) modelinde, sözcükler hiyerarşik bir ağ yapısı içinde 'DİR-ilişkisi' ile birbirine bağlanır; böylece alt düzeydeki bir budak üst düzeydeki budacın özelliklerini miras alır. Anlamsal Özellikler Kuramı ise sözcük anlamının daha basit anlamlı birimlerin (özelliklerin) birleşimi yoluyla oluştuğunu savunur. Örneğin tavuk ve inek sözcükleri 'DİŞİL' özelliğini paylaşırken, horoz ve boğa 'ERİL' özelliğini paylaşır. Sözcüklerin anlamsal özellikleri, hangi bağlamlarda kullanılabileceğini belirler. Örneğin bir bilgisayarın nefes alıp su içememesi veya dişi boğa denememesi, bu anlamsal özelliklerin (bileşenlerin) uyuşmazlığından kaynaklanan garipliklerdir. Bu kuramlar yapay zekâ araştırmalarına, bilişsel psikolojiye ve insan zihninin modellemesine katkı sunar. Her anadili konuşucusunun zihnindeki sözcük envanteri (zihin sözlüğü) kendine özgüdür ve dilin ideal sözvarlığının bir alt kümesidir. Sözcüklerin anlamlı olabilmesi için dilbilgisel iyi-biçimlendirilmişlik koşullarını yerine getirmesi gerekir. Bir ses dizisinin anlamsızlığından söz edebilmek için o ses dizisine karşılık gelen zihinsel bir kavramın yokluğu önkoşuldur. Örneğin 'yağdanlıkçı' iyi-biçimlendirilmiş ve kavramsal karşılığı olduğu için anlamlıdır; ancak 'dağyanlık' ne sözcüktür ne de anlamlıdır. Biçimbirimler, ses-anlam eşleşmesi sergileyen en küçük birimlerdir. Seslemler (ki, ta, be, vi gibi) anlamlı birimler değildir, ancak biçimbirimler (kitap, ev, -i) bir araya gelerek anlamlı bileşik sözcükler oluşturur. Dillerde yeni sözcük yaratma teknikleri sadece biçimbilimsel türetimle sınırlı değildir; bağımsız kökler, kısaltmalar (TDK, radar), özel adların genel adlara dönüşmesi (Selpak) ve ödünçleme/çeviri yoluyla da yeni sözcükler kazanılır. Çağrışım alanı, her sözcüğün zihinde çağrıştırdığı diğer imgelerin ve kavramların oluşturduğu kümedir. Çağrışımlar zorunlu olarak eşanlamlılık veya anlamsal alt-üst ilişkisi gerektirmez; örneğin 'sergi' sözcüğü 'galeri', 'fuar' veya 'kermes' ile doğrudan anlamsal bağda olmasa da aynı çağrışım kümesinde yer alabilir. Sözcükler yalnız kavramsal bilgi taşımaz, aynı zamanda konuşucuda güçlü duygu değerleri ve öznel duygusal çağrışımlar da uyandırır. Örneğin 'ölüm' ve 'doğum' sözcükleri sırasıyla olumsuz ve olumlu duygusal değerlere sahiptir. Basılı sözlükler (TDK gibi) bir dilin tüm sözvarlığını ve bir sözcüğün çok sayıda alt anlamını (örneğin 'ayak' sözcüğünün 14 farklı anlamı) listelerken, zihin sözlüğü insan belleğinin sınırlılıklarına tabidir. Benzetmeler, bir nesne veya eylemin başka bir nesne veya eylemle olan benzerliklerine dayanılarak anlatılmasıdır. Benzetme; benzeyen, benzetilen, benzetme ilgeci (gibi) ve benzetme yönünden oluşur ('dağ gibi adam', 'taş gibi sert elma'). Eğretilemeler (metaphor), benzetmenin ilgecinin düşmüş halidir. İki anlamsal alanın ilişkilendirilmesiyle oluşur ve sözcüğün çokanlamlılık kazanmasını sağlar. Örneğin fiziksel dünyadaki 'kızmak' (ısıtılan nesnenin sıcaklığının artması) eylemi, soyut duygu durumu olan öfkelenmeye aktarılmıştır. Ad aktarmaları (metonymy), bir kavramı doğrudan anlatmak yerine ilişkili olduğu başka bir kavramdan yararlanma yoludur (ölmek yerine 'son nefesini vermek', bütün yerine parça kullanımı olarak 'önemli bir sol ayak' veya parça yerine bütün kullanımı olarak 'Sartre okuyorum'). Eşadlılık, aynı ses dizisinin aralarında hiçbir türeme veya anlamsal bağ bulunmayan birden fazla anlam taşımasıdır (Örn: Orhun yazıtlarındaki 'balık' yani şehir ile günümüzdeki 'balık' hayvanı, ya da Farsça ve Yunancadan gelen 'alay' sözcükleri). Eşanlamlılık, farklı ses dizilerinin aynı temel anlamı aktarması durumudur (deprem - zelzele, yargıç - hakim, üzüntü - gam). Bu sözcükler aynı kavramı verse de çağrışımları ve duygu değerleri farklı olabilir. Karşıtanlamlılık belirli anlamsal ortaklıklar üzerinden kurulur. Bunlar; olumlusunun olumsuzunu sezdiren Bütünleyici Karşıtanlamlılar (ölü/diri, evli/bekar), ara terimler barındıran Derecelendirilebilen Karşıtanlamlılar (sıcak/ılık/soğuk), ters yönlü hareketleri bildiren Ters Yönlü Karşıtanlamlılar (itmek/çekmek) ve farklı bakış açısı sunan İşteş/İlişkisel Karşıtanlamlılar (almak/satmak, öğretmen/öğrenci) olarak ayrılır.