
111 yıl önce doğan ve 48 yaşında ölen yazar Sait Faik, öykülerinde 'semaver', 'mavna', 'gaz sobası', 'projektörcü', 'gramofon', 'yazı makinesi' ve 'mektup' gibi nesneleri özel çağrışım alanlarıyla kullanmıştır.
Türkçede eşadlılığa örnek olan 'alay' sözcüğü, Farsçadan girerek 'tören topluluğu' anlamı kazanırken, Yunancadan girerek 'biriyle eğlenme, küçümseme' anlamı kazanmış ve aralarında bağ kalmamıştır.
Filozof John Locke, 17. yüzyılda sözcüklerin temel anlamlarıyla onları kullananların zihinlerinden başka bir yerde bulunamayacağını öne sürerek içsellik kuramına katkı sağlamıştır.
20. yüzyılda Chomsky, dili insan zihninin/beyninin biyolojik ve psikolojik ürünü olan bir yeti olarak tanımlamış, anlamın zihnin dışında var olamayacağını savunmuştur.
Türk dilbilimci Doğan Aksan, benzetme bileşenleri, sözcüklerin çağrışım alanları ve Türkçenin anlambilimi üzerine yaptığı kapsamlı çalışmalarla (örn. 1993, 1997, 1998) alana öncülük etmiştir.
Türkçeye Fransızcadan gelen 'abajur' (< abat-jour), 'gazoz' (< gazeuse) ve İngilizceden gelen 'tişört' (< T-shirt), 'miting' (< meeting) gibi sözcükler sesbilimsel yerlileşme sürecinden geçmiştir.
Fransızcadan 'gerçeküstücülük' (< surréalisme), İngilizceden 'morötesi' (< ultraviolet), 'kızılötesi' (< infrared) ve Arapçadan 'insanüstü' (< fevkalbeşer) kelimeleri birebir çeviri yoluyla Türkçeye kazandırılmıştır.
Nadir Engin Uzun, 'Biçimbilim: Temel Kavramlar' kitabında Türkçe ve dünya dillerindeki sözcük türetim tekniklerini, sözlüksel yapıyı ve biçimbirim envanterini sistematik olarak incelemiştir.
Dilde yeni sözcük yaratma yollarından biri olan kısaltmalara TDK, AYM gibi alfabetik kısaltmalar ile İngilizcedeki 'radar' (radio detecting and ranging) sözcüğü örnek gösterilebilir.