
Eser Erguvanlı-Taylan (1996), Türkçede 'karşı olmak', 'desteklemek' ve 'savunmak' gibi değerlendirme gösteren eylemlerin nesnesi olan yan tümceciklerdeki ADIL öznesinin denetlenmek zorunda olmadığını ve soyut ADIL okuması alabildiğini kanıtlamıştır.
Türkiye'nin Doğu Karadeniz bölgesindeki dağlık ve engebeli arazi yapısı, konutların birbirinden uzak olmasına yol açmıştır. Bölge insanı iletişim kurma ihtiyacını parmak, dil ve dudak yardımıyla oluşturulan 'ıslık dili' ile gidermektedir.
Larson ve Takahashi (2002), Türkçe, Korece ve Japonca gibi dillerde iki ortacın bulunduğu durumlarda kalıcı özellik belirten ortacın nitelenen ada geçici olandan daha yakın olmak zorunda olduğunu ileri sürmüştür.
Özgür Aydın (2005), Türkçe zarf tümceciklerinde özne konumu üzerine yaptığı çalışmada, belirteç tümceciklerinin yapısal ve anlamsal çeşitlilik gösterdiğini ve öznelerinin tamlayan eki almayıp yalın durumda bulunduğunu incelemiştir.
Geoffrey Lewis (2000), Türkçedeki ilgeçleri iki gruba ayırmıştır: Göre, için gibi nesnesine durum eki atayan birincil ilgeçler ve hakkında, yüzünden gibi kendileri de ek alan ad soylu ikincil ilgeçler. Türkçede yalnızca ikincil ilgeçlerin nesneleri ortaçla nitelenebilir.
Robert Borsley ve Jaklin Kornfilt (2000), Türkçedeki özellikle -DIK ekli yan tümceciklerin hem adlaştırılmış özellikler hem de tümce özellikleri barındırdığını, bunun yapısal yansımasının karma bir ulam olduğunu belirtmişlerdir.
Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi (2007) makalesinde höristik kavramı ele alınmıştır. Yunanca 'heurisko' sözcüğünden gelen bu kavram, karmaşık sorunlarla karşılaşıldığında kullanılan evrimsel işleyişli zihinsel kısa yolları ifade eder.
Robert Underhill (1972), eylemde kullanılacak -En ve -DIK ortaç eklerinin seçiminin nitelenen adın özne, nesne veya tümleç gibi dilbilgisel işlevine bağlı olduğunu keşfetmiştir. Özne nitelenirken -En, nesne nitelenirken -DIK eki seçilir.