Özet
← Ünite 5

Ünite 5: Metin Merkezli Masal Kuramları — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Metin Merkezli Masal Kuramlarına Giriş ve Grimm Kardeşler'in Rolü

Metin merkezli masal kuramları, halk bilimi ve halk edebiyatı çalışmalarının ilk evrelerinde ağırlıklı olarak metnin kendisine odaklanan yaklaşımları ifade eder. Bu dönemin en önemli figürlerinden biri olan Max Müller, mitoloji ve halk edebiyatı çalışmalarında dilbilimsel bir yaklaşım benimsemiştir. Müller, Kuzey ve Güneye göç eden halkların güneş ve şafağı belirten terimleri, parlayan gök varlıkları inanışlarının sembolleri olarak yanlarında götürdüklerini ileri sürmüştür. Ayrıca Müller'in en büyük katkılarından biri, çalışmalarındaki etnolojik olguları belirli gruplarla ilişkilendirerek ele alması olmuştur.

Müller'in folklor olgularını imgesel ve şiirsel olarak yeniden düzenlemesi, bu alanın derlenmesinde ve titizlikle incelenmesinde yeni bir dürtücü etken yaratmıştır. Halk edebiyatının kökenlerini arayan bu ilk dönem yaklaşımında Grimm Kardeşler de mitolojik kuramlarıyla öne çıkmaktadır. Grimm Kardeşler, millî kültürü en eski hâliyle barındırdığı düşünülen mitleri, geçmişi ve bugünü kıyaslayan bir bakış açısıyla merkeze almışlardır.

Mitolojik kuramın bir kolu olan 'mitlerin meteorolojik gelişimi teorisi', birçok mitin temelinde fırtına, yağmur, şimşek, rüzgâr gibi doğa güçlerinin yattığını savunmuştur. Güneş mitleri teorisi çerçevesinde ise Max Müller, doğa olaylarının ve gök cisimlerinin hareketlerinin insan zihninde sembollere dönüştüğünü savunarak, masal ve mitlerin kökenini bu meteorolojik ve kozmik gözlemlere dayandırmıştır.

2Theodor Benfey ve Masalların Hint Kökenleri

Alman filolog, karşılaştırmalı dilbilimi ve Hint filolojisi araştırmacısı olan Theodor Benfey (1809-1881), Göttingen Üniversitesi'nde profesörlük yapmış; ödünçleme, göç ve gezgin nesneler teorilerinin kurucusu olarak tarihe geçmiştir. Mitoloji okulunun folklor eserlerinin ilkel zeminini kabul eden Benfey, gelişiminin sonraki etapları olarak kültürel ve edebî etkileri kabul etmiş, ulusal ve tarihî faktörleri ise reddetmiştir. Göçün ilk kaynağı olarak Hint edebiyatını kabul eden Benfey, ayrıntılı bir şekilde yorumladığı Samaveda ve Panchatantra'yı yayımlamıştır.

Müller ve takipçileri karşılaştırmalı dilbilimi çalışmalarında güneş, şafak ve günbatımını kullanırken; Benfey halk edebiyatı araştırmalarını 'gökyüzünden yere inerek' sistemleştirmeyi amaçlamıştır. Benfey, Avrupa halk edebiyatının en önemli kaynaklarından biri olarak gördüğü Panchatantra'yı 1859 yılında Almancaya çevirmiş ve kapsamlı bir önsöz yazmıştır. O, Panchatantra'nın tercümeleri, farklı redaksiyonları ve kökeniyle ilgilenerek bu yayılmayı belgelemiştir.

Benfey, Avrupa halkının aslında Hindistan'dan gelen bazı temaları ve motifleri yeniden ürettiğini, ancak bu yeniden oluşturmalarla yeni ve gerçekten sanat değeri taşıyan hikâyelerin ortaya çıktığını vurgulamıştır. Hikâyelerin yayılmasıyla ilgili araştırmalar yapmasına rağmen filoloğun ilk edebî bilim adamlarından daha öteye gitmesi gerektiğini, eski bir hikâyenin yenisine dönüştürüldüğü an olan hikâyenin estetik oluşumunun ele alınması gerektiğini savunmuştur.

3Tarihî-Coğrafi Fin Kuramı ve Kurucuları

19. yüzyılın romantik ve milliyetçi ortamında her kültürün kendi kökenlerini aramasıyla ortaya çıkan Tarihî-Coğrafi Fin Kuramı, aynı zamanda 'Fin Folklor Kuramı' veya 'Karşılaştırılmalı Folklor Kuramı' olarak da bilinmektedir. Kuramın kökeni İskandinav ülkelerindeki (İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, İzlanda) halk bilimi ve siyasal hareketlerin bir sonucudur. Fin Okulunun ilk isimleri Herder'in düşüncelerinden etkilenen Abraham Popius ve Anders Sjorgen'dir; bu isimler ilk defa Fin halk bilgisi ürünlerini sistematik olarak derlemiştir.

Tıp öğrencisi Elias Lönnrot ise uzun bir çalışma sonucunda Grimm Kardeşler'in yöntemini izleyerek parçaları birleştirmiş ve ünlü Fin destanı 'Kalevala'yı 1835 yılında yayımlamıştır. Ancak Tarihî-Coğrafi yöntemin asıl kurucusu Julius Krohn'dur. Julius Krohn, Kalevala Destanı'nın kaynaklarını tespit etmiş, eş metinlerin (varyantlar) yayılma yollarını ve nasıl birleştirildiğini açıklayarak yöntemin temelini atmıştır. Erken yaşta ölümü üzerine çalışmalar oğlu Kaarle Krohn tarafından tamamlanmıştır.

Kuramın kurumsallaşmasında 1907 yılında kurulan Uluslararası Folklor Federasyonu önemli bir aşamadır. Kaarle Krohn, Axel Olrik ve J. Bolte tarafından kurulan bu federasyon, yöntemin uluslararası alandaki geçerliliğini ve kullanılabilirliğini kanıtlamayı amaçlamıştır. Kuramın temel eserleri arasında Kaarle Krohn'un 'Halk Bilimi Yöntemi' (1926), Axel Olrik'in 'Halk Anlatmalarının Epik Yasaları' (1909), Antti Aarne'nin 'Masalların Tip Kataloğu' (1910) ve Stith Thompson'ın 'Halk Edebiyatının Motif İndeksi' yer almaktadır.

4Fin Kuramı Kavramları: Ur-Form, Ekotip, Varyant ve Versiyon

Tarihî-Coğrafi Fin Kuramı'nın temel arayışı, her masalın belli bir yer ve zamanda yaratılmış olduğunun ispatlanmasıdır. Sözlü kültür ürünlerinin ilk hâlinin, yani 'ur-form'un bulunabileceğini savunurlar. Richard Dorson'a göre Fin Kuramı takipçilerinin monografik çalışmaları, masal ve balatların dil ve kültür duvarlarını kolaylıkla aşabildiğini göstermiştir. Bu yayılma doğal olarak masalların varyant ve versiyonlarının oluşmasına neden olmuştur.

Öcal Oğuz, Türk folklor araştırmalarında varyant teriminin asıl metinden az çok uzaklaşmış, çeşitlenmiş metin demek olduğunu belirtmiştir. Oğuz, Türk dünyasında bu metinleri karşılaştırırken varyant yerine 'eş metin', versiyon yerine ise 'benzer metin' teriminin kullanılmasını önermiştir. Eş metin, birbirinin aynı anlamında olmayıp yan yana geldiğinde uyumsuzluk göstermeyen metinler için kullanılırken; benzer metin daha dar anlatım çevrelerindeki nüanslı anlatımlar için tercih edilmektedir.

Fin yönteminin takipçilerinden C. Von Sydow ise ur-form kavramını eleştirerek yerine bitkibilimden ödünç aldığı 'oicotypes' (ekotip) kavramını 1927'de öne sürmüştür. Sydow, bitkilerin farklı iklim koşullarına uyum sağlaması gibi, halk masallarının da bir ülkeden diğerine geçtikçe o bölgenin yerel özelliklerini alacağını savunmuştur. Ayrıca Sydow, folklorun aktarımında 'aktif gelenek taşıyıcıları' (masalları anlatanlar, şarkı söyleyenler) ve 'pasif gelenek taşıyıcıları' (sadece dinleyenler) şeklinde bir ayrım yapmıştır.

5Fin Kuramına Getirilen Eleştiriler ve Axel Olrik'in Epik Yasaları

Tarihî-Coğrafi Fin Kuramı, hayatla ilgisi kalmamış özetlerin muhtevasına yoğunlaştığı, estetik, üslup ve anlatıcının insan yönünü göz ardı ederek metinleri istatistiksel soyutlamalara, haritalara ve tablolarına indirgediği için eleştirilmiştir. Antropolojik teori, metnin anlatıldığı ortam (konteks) olmaksızın metnin hiçbir anlamı olmayacağını savunmuştur. Ayrıca Albert Wesselski de kurama sert eleştiriler yöneltmiştir. Türkiye'de Milli Folklor Enstitüsü bu yöntemi derleme ve arşivleme çalışmalarında edisyon-kritik anlayışıyla uygulamıştır.

Axel Olrik, halk anlatılarının içerik ve yapısal düzenini oluşturan kuralları 'Epik Yasaları' adıyla belirlemiştir. Olrik bu kuralların ortaya çıkışını ilkel insanın ortak zihin özelliği ve doğa kavramına bağlamıştır. Antropologlar tarafından biyolojiden kaynaklanması dolayısıyla 'Süperorganik' kavramıyla adlandırılan bu yasalar, metnin doğal varlıklar gibi kendine özgü bir yapısallığı olduğunu savunur.

Olrik'in belirlediği 15 epik yasa arasında giriş ve bitiş kuralı, yineleme kuralı, üçler kuralı, bir sahnede iki kuralı, zıtlık kuralı, ikizler kuralı, ilk ve son durumun önemi kuralı, anlatının her zaman tek bir çizgi üzerinde olma kuralı, kalıplaştırma kuralı, büyük tablo sahneleri kuralı, anlatı mantığı kuralı, entrika birliği kuralı, epik birliği kuralı, ideal epik birliği kuralı ve dikkati başkahramanın üzerine toplama kuralı yer almaktadır.

6Masal Tasnif Sistemleri: Aarne, Thompson ve Boratav-Eberhard

Kaarle Krohn'un öğrencisi Antti Aarne, derlenen masalları numaralandırarak 1910'da 'Masal Tipleri Dizini'ni yayımlamıştır. Aarne masalları üç ana başlık altında sınıflandırmıştır: Hayvan Masalları (1-299), Günlük (Asıl) Masallar (300-1199) ve Anekdotlar ve Şakalar (1200-1999). Asıl Masallar kendi içinde sihir masalları, efsane tarzındaki masallar, kısa hikâye tarzındaki masallar ve aptal dev masalları olarak alt gruplara ayrılmıştır.

Aarne'nin öğrencisi Stith Thompson ise bu sistemi genişleterek 1961'de masalları beş ana başlık altında toplamıştır: Hayvan Masalları, Asıl Halk Masalları, Güldürücü Hikâyeler/Nükteli Fıkralar, Zincirlemeli Masallar ve Sınıflamaya Girmeyen Masallar. Thompson ayrıca altı ciltlik 'Halk Edebiyatının Motif İndeksi' adlı devasa çalışmasında dünya anlatılarındaki motifleri alfabetik olarak sıralamış, mitolojik motiflerden sihir, ölüm, tabu, devler, denemeler ve cezalara kadar pek çok ana başlıkta motif tasnifi yapmıştır.

Türk masallarının sınıflandırılması konusunda ise Pertev Naili Boratav ile Wolfram Eberhard'ın ortak hazırladığı ve 378 Türk masal tipini içeren 'Typen Türkischer Volksmärchen' (TTV) büyük önem taşımaktadır. 1953'te yayımlanan bu katalog, hayvan masallarından rüyalara, sihirbazlardan hırsız ve dedektiflere kadar 23 ayrı konu üzerine kurulmuştur ve Türkiye'deki halk bilimi çalışmalarına yön vermiştir.

7Masalın Biçimbilimi ve Vladimir Propp

Yapısalcı kuramın temeli dilbilimi çalışmalarına dayanır ve sözlü kültür metinlerinin yapısal özelliklerini inceleyerek evrensel formüller ortaya koymayı amaçlar. Bu kuramı masallar üzerinde uygulayarak çığır açan Rus halk bilimci Vladimir Propp, 1928 yılında yayımladığı 'Morfologiya Skazki' (Masalın Biçimbilimi) adlı eserinde 100 peri masalını malzeme olarak kullanmıştır. Propp, biçimbilim terimini bitkibilimden ödünç almış, bir bitkinin bölümleri arasındaki bağıntılar gibi masalların da yapısının incelenebileceğini savunmuştur.

Propp'un yöntemi, peri masallarının sabit unsurları olan 'fonksiyonlar' üzerine kurulmuştur. Masal kahramanlarının isimleri ve nesneler değişmekte, ancak yaptıkları işler değişmemektedir. Propp olağanüstü masallarda tam 31 işlev tespit etmiştir. Fonksiyonların sayısı sınırlı (en fazla 31), kahramanların sayısı ise sınırsızdır. Aynilik fonksiyonlarla, çeşitlilik ise kahramanlar ve çevre unsurlarıyla sağlanır. Ayrıca Propp, olaylar arasındaki bağlayıcı unsurlar, hareketlerin nedenleri, kahramanların ortaya çıkış şekilleri ve vasıfları olmak üzere dört grup yardımcı element belirlemiştir.

Propp masallardaki işlevlerin mantıksal olarak yedi eylem alanına bölündüğünü belirtmiştir: Saldırgan (Kötü kişi), Bağışçı (Sağlayıcı), Yardımcı, Prens ve babası (Aranan kişi), Gönderen (Görevlendiren), Kahraman ve Sahte kahraman. Bu roller ve fonksiyonlar günümüzde hâlâ sinema, tiyatro ve yaratıcı endüstrilerde senaryo çözümlemelerinde aktif olarak kullanılmaktadır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Propp Yöntemine Getirilen Eleştiriler

Propp'un biçimbilimsel yaklaşımı her ne kadar yapısalcılar arasında büyük heyecan uyandırıp evrensel bir model sunmuş olsa da, çeşitli eleştirilere de maruz kalmıştır. Fransız yapısalcı Claude Lévi-Strauss, Propp'un metinleri yazılı sabit metinler gibi algılayarak ses tonu, ruh hâli, anlatıcının performansı ve sözlü özellikleri tamamen ortadan kaldırdığını öne sürerek eleştirmiştir.

Türkiye'de İlhan Başgöz de Propp'un yaklaşımını sert bir şekilde eleştirmiştir. Başgöz, masalların matematiksel formüllere (örneğin MNW a1C(H1İ)3 MNUW2) indirgendiği bu modelle masalın dilinin, karakterlerin psikolojisinin, toplumla kurduğu ilişkinin veya metnin sosyal bir eleştiri mi yoksa şaka mı olduğunun anlaşılamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca Propp'un önemsiz sayarak bir tarafa bıraktığı unsurların ne ölçüde önemsiz olduğu hususunun tartışmalı kaldığına dikkat çekmiştir.

Tüm bu eleştirilere rağmen Propp'un kuramı, metin merkezli kuramlar arasında metnin iskeletini ve evrensel yapı taşlarını gözler önüne sermesi bakımından halk bilimi tarihinde çok önemli bir dönüm noktası teşkil etmeye devam etmektedir.

9Psikanalitik Kuram: Freud, Fromm ve Jung

Folklor kuramları arasında en çok tartışılan ve ilgi gören yaklaşımlardan biri olan Psikanalitik Kuram, bastırılan arzu ve isteklerin bilinçaltına itilmesi ve rüyalar, mitler, masallar vasıtasıyla dışa vurulması esasına dayanır. Psikolojik yöntemin en önemli temsilcisi Sigmund Freud, 'Rüyaların Yorumları' (1900) adlı eserinde insan zihninin bilinç, önbilinç ve bilinçaltından oluştuğunu açıklamıştır. Freud ayrıca id (altben), ego (ben) ve süperego (üstben) kavramlarına dayanan 'Yapısal Model'i geliştirmiştir.

Erich Fromm, peri masallarına psikanalitik kuramı uygulayarak 'Unutulmuş Dil' adlı eserini yazmıştır. Fromm, örneğin Kırmızı Başlıklı Kız masalını erdem yolundan ayrılan bir bakireyi ve erkeklerden/cinsel ilişkiden nefret eden kadınları temsil eden bir psikolojik metin olarak yorumlamıştır. Freud'un ardından kendi analitik psikoloji okulunu kuran Carl Gustav Jung ise cinsellik sembolizmini bir kenara bırakarak bilinç-bilinçaltı, yaşam-ölüm gibi metafizik terimlere odaklanmıştır.

Jung'un kurama kazandırdığı en önemli kavram 'arketip'tir. Jung, her insan zihninin derinliklerinde ortak bir 'kolektif bilinçaltı' bulunduğunu ve ilkimgelerin (arketiplerin) dış etkenlerden bağımsız olarak kendiliğinden ortaya çıktığını savunmuştur. Anne arketipi, yeniden doğuş, masallarda ruhun fenomenolojisi ve hilebaz figürü Jung'un incelediği temel arketiplerdir. Bu yaklaşım Joseph Campbell'in 'Bin Yüzlü Kahraman' çalışmasında evrensel mitik kalıplar olarak zirveye ulaşmıştır.

10Bağlam Merkezli Kuramlar ve Performans Teorisi

Halk bilimi kuramları uzun süre metin merkezli ilerledikten sonra, değişen dünya koşullarıyla birlikte metni bağlamından koparmayan 'bağlam merkezli kuramlar' ortaya çıkmıştır. Bağlamsal kuram; folklorik unsurları donuk değil dinamik biçimde, anlatıcı, anlatım ortamı ve dinleyiciler arasındaki bütünsel ilişki ağı içinde inceler. Alan Dundes, bir halk bilgisi türünün dokusu (texture), metni (text) ve bağlamı (context) birlikte ele alınmadan tam olarak tarif edilemeyeceğini savunmuştur.

İlhan Başgöz'ün aktardığına göre Roger Abrahams, Dan Ben-Amos, Alan Dundes, Robert Georges, Kenneth Goldstein, Alan Lomax ve Richard Bauman gibi araştırmacılar dilbilimden 'sözel davranış', antropolojiden 'işlevsellik', sosyolojiden 'rol yapma' ve psikolojiden 'ego mekanizması' kavramlarını alarak performans teorisini şekillendirmişlerdir. Bu kuramlar halk bilimi araştırmalarının alanını arkaikten güncele doğru genişletmiştir.

Dan Ben-Amos, Nijerya'daki çalışmaları sonucunda bağlam merkezli halk bilimi araştırmaları için üç boyutlu bir model önermiştir: Bireysel boyut (anlatıcı/icracı), sosyal boyut (dinleyici/izleyici) ve söz boyutu (anlatılan metin). Bu üç dinamik bir arada değerlendirilmeden masal icrasının gerçek anlamı kavranamaz.