Köktürkler. Tarihte 'Türk' adını resmî devlet adı olarak ilk defa kullanan Köktürklerdir. Köktürklerin tarih sahnesine çıkışı 542'li yıllara dayanmaktadır. Çin kaynaklarına göre Köktürklerin ilk bilinen lideri Bumın Kağan'dır (Çince kaynaklarda Tu-mın veya T'u-men). Bumın Kağan, siyasi bir güç olarak ortaya çıkışından hemen sonra Çin ile resmî ilişkilere girmiştir. Ancak bu dönemde Köktürkler, Avarlara (Ruan-ruanlar) bağımlı durumdaydılar ve Çin Seddi'nin kuzeyinde ipek ticaretiyle meşgul oluyorlardı. Bumın Kağan, Avarlara karşı başlatılan Tölis isyanını başarılı bir şekilde bastırmıştır. Bu başarının en büyük getirisi, en az elli bin kişilik bir kuvvetin kendisine bağlanması ve askerî gücünün katlanarak artması olmuştur. Gücünü kanıtlayan Bumın Kağan, 552 yılında Avarlar üzerine büyük bir baskın düzenlemiş ve onları mağlup etmiştir. Bu zaferle Köktürk Kağanlığı tam bağımsızlığına kavuşmuştur. Yeni kurulan devletin batı kısımlarının idaresi ise Bumın tarafından kardeşi İştemi'ye verilmiştir. Bumın Kağan'ın ölümünden sonra yerine sadece birkaç ay hükümdarlık yapan oğlu Kara Kağan (Guo-lo) geçmiştir. Kara Kağan'ın hastalıktan ani ölümü üzerine Köktürk tahtına, vasiyeti gereği kardeşi Muhan Kağan (553-572) oturmuştur. Bumın'ın kardeşi İştemi ise 576 yılına kadar merkeze bağlı olarak 'yabgu' unvanı ile devletin batı kısmını idare etmiştir. İştemi'nin bütün faaliyetleri doğudaki kağanlık adına yürütülmüştür, bu da Türk devletlerinde merkezleşen doğu kısmının batı kısmına karşı üstünlüğünü ve ikili teşkilat anlayışını açıkça göstermektedir. Muhan Kağan, tahta oturur oturmaz geniş kapsamlı askerî harekâtlara girişmiştir. Önce Avarların son birliklerini tamamen ortadan kaldırmış, ardından doğuda Kıtanları yenilgiye uğratmış, kuzeyde Kırgızları kendine bağlamış ve batıda Heftalitleri (Akhunlar) mağlup etmiştir. Kaynaklar Heftalitleri yenen asıl kişinin Batı sınır bölgesinden sorumlu İştemi olduğunu kaydetmektedir. Bu fetihlerle Köktürk Kağanlığı’nın sınırları güneyde Çin Seddi’nden kuzeyde Buz Denizi’ne, doğuda Kore’den batıda Karadeniz’e kadar uzanarak Orta Asya’yı bir uçtan diğer uca kaplamıştır. İştemi Kağan, siyasi kurnazlığı sayesinde kızını Sasani hükümdarı I. Hüsrev Anuşirvan (531-579) ile evlendirmiştir. Bu evlilik, Sasani hükümdarı ile Türkler arasındaki işbirliğini pekiştirmiştir. Bu güç ortaklığı sayesinde Köktürk orduları kuzeydoğudan, Sasani kuvvetleri de batıdan saldırıya geçerek Heftalit İmparatorluğu'nu yıkmıştır. Yıkılan Heftalit toprakları Köktürkler ve Sasaniler arasında paylaşılmıştır. Maveraünnehir, Fergana'nın bir kısmı, Kaşgar, Hoten ve Batı Türkistan'ın önemli şehirleri Köktürklere bağlanmış, böylece Heftalitlerin yönetimi altında İpek Yolu ve ipek ticaretini elinde tutan Sogdlar da İştemi'nin yönetimi altına girmiştir. Ancak bu paylaşım taraflar arasında kalıcı bir barış getirmemiştir; çünkü hem İranlılar hem de Türkler yıkılan Heftalit toprakları üzerinde hak iddia etmişlerdir. Öte yandan İran ve Bizans 527’den beri sürekli savaş hâlindeydi. İran ve Bizans ile olan ipek ticaretini ele geçirmek isteyen Sogd tüccarların entrikaları ilişkileri germiştir. Sogd tüccarlar, İran’da ipek ticareti yapabilmek için İştemi’yi o ülkeye elçi heyeti göndermeye ikna etmiştir. Türklerin koruması altındaki Sogd lider Maniakh başkanlığındaki heyetin getirdiği ipeği İranlılar satın almış, ancak hemen ardından meydanda yakmışlardır. Bu olay, İranlıların ipek ticaretinden elde edilecek geliri kimseyle paylaşmamakta kararlı olduklarını göstermiştir. İpek ticareti konusunda Bizans’a biri 563’te, diğeri 568’de olmak üzere iki Türk heyeti gönderilmiştir. 568 yılında heyetin başında bulunan Sogd lider Maniakh, Bizans ile dostluk kurarak Türk Kağanı İştemi’ye ipeği doğrudan Bizans’a satmasını tavsiye etmiştir. 568 yılı sonunda İstanbul’a ulaşan ve İmparator II. İustinianos’a Türk hakanının “İskit harfleri” ile yazılmış mektubunu sunan heyet çok iyi karşılanmıştır. Türklerin egemenlik altına aldığı Avar ve Heftalitlerin Bizans'ın başına dert olması iki devleti yakınlaştırmıştır. Bu diplomatik yakınlaşma, Bizans ile Sasaniler arasında 20 yıl sürecek savaşların fitilini ateşlemiştir. Muhan Kağan 572’de ölmeden önce oğlu yerine kardeşi Taspar’ın tahta geçmesini vasiyet etmiştir. Taspar Kağan (572-581) devleti ileri götürmeye çalışmış ancak yanlış politikalar izlemiştir. Taspar'ın en büyük hatası Budizme eğilim göstermesi olmuştur. Yağmalar sırasında ele geçirilen bir Budist rahibin etkisinde kalarak tapınak yaptırmış, 575 yılında Buda’nın vaazlarının yer aldığı “Nirvanasutra” adlı kitabı Çinceden Türkçeye çevirtmiştir. Taspar da ölmeden vasiyetinde yanılmış, Muhan'ın annesi Türk olmadığı için tahta oturtmadığı oğlu Ta-lo-pien'i (Apa Kağan) önermiş, bu durum taht kavgalarına ve devletin doğu-batı olarak bölünmesine zemin hazırlamıştır. Doğu Köktürk Kağanlığı, içsel çekişmeler ve boylar arası çatışmalar sonucunda 630 yılında yıkılmış ve kağan Çin’e götürülmüştür. Batı Köktürklerde ise Tung Yabgu'nun güçlü döneminden sonra Karluk Türklerinin isyanı ve Tung Yabgu'nun öldürülmesiyle çözülme hızlanmış, 659’da Çin tarafından işgal edilmesiyle Batı Köktürk Kağanlığı da tamamen tarihe karışmıştır. Bu yıkımın ardından yüz binlerce Türk Çin'e sığınmak zorunda kalmış, Çin sarayında muhafızlık alarak elli yıl boyunca Çin egemenliğinde yaşamak zorunda kalmışlardır. Bilge Kağan ve Köl Tigin yazıtlarında I. Köktürk Kağanlığı’nın yıkılış nedenleri çok çarpıcı bir dille anlatılmaktadır. Buna göre; sonradan gelen hakanların ve buyrukların akılsız ve kötü olması, Türk beylerinin ve halkının uyum içinde çalışmaması, Çin halkının hilekâr, aldatıcı ve kışkırtıcı politikaları devletin elden çıkmasına yol açmıştır. Türk beyleri Çin unvanları alarak Çin hakanına bağlanmış, Türk kızları cariye, erkekleri kul olmuştur. Orhun yazıtlarının da dili olan Türk-Runik alfabesinin ne zaman düzenlendiği kesin olarak bilinmemektedir. 552 yılında kurulan I. Köktürk Kağanlığı döneminde resmî yazışma dilinin Türkçe olup olmadığı tartışmalıdır. Moğolistan'daki Bugut yazıtı (581) Sogd alfabesi ile Sogdça yazılmıştır. Ancak bu durum I. Kağanlık döneminde resmî dilin Sogdça olduğunu kanıtlamaz. Bizans kaynaklarında 568 yılında İştemi’nin Bizans’a “İskit harflerine” benzer bir mektup gönderdiği yazar. Türklerin bu dönemde bir yazışma diline sahip olduğu kesin olmakla birlikte, bunun Türkçe mi yoksa başka bir dil mi olduğu konusu gizemini korumaktadır. Çin egemenliğinde geçen elli yıllık esaret döneminde Türkler tamamen örgütsüz kalmamıştı. Doğu Köktürk devletinin son hükümdarının soyundan gelen Kutlug adlı bir şad, 681 yılında maşiyetindeki birkaç kişi ile birlikte Çin Seddi’nin dışında kalan Yin-Şan (Çogay) dağlarına kaçmıştır. Bu cesur hareket, Çin baskısından bunalan diğer Türk boylarının da Kutlug'un etrafında toplanmasına yol açmıştır. Sadece askeri bir deha değil aynı zamanda büyük bir devlet adamı olan Tonyukuk da Kutlug'u millî devleti yeniden kurması için sürekli teşvik etmiştir. Çin'e karşı yürütülen başarılı bağımsızlık savaşları sonucunda Kutlug Kağan, 682’de II. Köktürk Kağanlığı’nı kurmuştur. Bu başarıdan dolayı kendisine “halkı, milleti derleyip toplayan” anlamına gelen “İlteriş” unvanı verilmiştir. Yazıtlarda anlatıldığı üzere İlteriş önce 17, sonra 70, en sonunda 700 kişiyle yola çıkarak dağınık Türk boylarını atalarının töresince yeniden teşkilatlandırmıştır. İlteriş Kağan, Çin’de hapiste bulunan zeki devlet adamı Tonyukuk’u kurtarıp yanına baş danışman olarak almıştır. Tonyukuk, Çin’de büyüdüğü için Çin’in tüm oyunlarını ve politikasını çok iyi biliyordu. Çin entrikalarıyla başa çıkmanın tek yolunun Çin'den uzak durmak olduğunu savunmuş ve Türk milleti için en güvenli yer olarak Ötüken yaylasını göstermiştir. “Ötüken yaylasında oturursan sonsuza kadar devlet sahibi olup hükmedeceksin” diyerek Türklerin yerleşik hayata geçmesini veya Çin kültürüne özenmesini kesin bir dille reddetmiştir. Göçebe, alp ve bağımsız yaşam tarzının korunmasını millî kimliğin temeli saymıştır. Tonyukuk göreve gelir gelmez başkaldıran Oğuzlar üzerine yürümüş ve onları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Oğuzların İlteriş Kağan’a tâbi olması, diğer Türk boylarının da kayıtsız şartsız merkeze bağlanmasını sağlamıştır. Tutsak Türkleri kurtarmak için ömrünü veren İlteriş Kağan; Çinlilerle 17, Kıtanlarla 7, Oğuzlarla 5 kez savaşmış, Türgişlerle yaptığı bir savaş sırasında 691 yılında hayatını kaybetmiştir. İlteriş’in ölümünden sonra oğulları küçük olduğu için yerine kardeşi Kapgan Kağan (692-716) geçmiştir. Kapgan döneminde Köktürk Kağanlığı çağının en büyük askeri ve siyasi gücü hâline gelmiş, bütün Türk boyları tek çatı altında toplanmıştır. Ancak T'ang hanedanının kışkırtmaları ve Türk boylarına unvanlar dağıtması sonucu Bayırkular isyan etmiş, Kapgan Kağan bu isyanı bastırıp dönerken Bayırkı reisi tarafından pusuya düşürülerek öldürülmüştür. Kapgan'ın ardından taht kavgası yaşanmış, İlteriş’in oğullarından Köl Tigin ağabeyi Bilge Kağan’ı (716-734) tahta oturtmuştur. İki kardeş devlet yönetiminde tam bir uyum sergilemiş, yaşlı ve tecrübeli vezir Tonyukuk'un da desteğiyle devleti yeniden parlak bir döneme taşımıştır. Genç Bilge Kağan millete şehirler kurdurup Budizm veya Lao-tse dinini kabul etmeyi ve yerleşik hayata geçmeyi istemiş, ancak Tonyukuk Çinlilerin nüfusuna karşı bunun felaket getireceğini, çadırlarda yaşayıp otlakları izlemenin şart olduğunu belirterek bu isteğe karşı çıkmıştır. Bilge Kağan dönemi yazıtlarda halkı zenginleştirdiği, çıplakları giydirdiği ve devleti düşmansız kıldığı altın bir çağ olarak anlatılır. Ancak bu parlak dönem uzun sürmemiştir. 731 yılının ilkbaharında ordunun kumandanı ve Türk milleti için hayati öneme sahip Köl Tigin vefat etmiştir. Köl Tigin'in cenazesine komşu devletlerin elçileri katılmış, Çin imparatoru özel heykeltıraşlar ve mermer sütun göndermiştir. Bilge Kağan ise 25 Kasım 734 tarihinde veziri Mey-lo-çue tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. Bilge Kağan’ın ölümünden sonra taht kavgaları başlamış ve 10 yıl içinde pek çok kağan değişmiştir. Kağanlığın kesin olarak yıkılmasına yol açan temel etken Basmıl, Karluk ve Uygurlar arasındaki şiddetli iktidar çekişmesi olmuştur. Bu mücadeleyi kazanan Uygurlar, 745 yılında son Türk kağanının başını Çin hanedanına sunarak II. Köktürk Kağanlığı’na son vermiş ve kendi devletlerini kurmuşlardır. Orhun (Türk-runik, Runik, Köktürk) harfli yazıtlar bilim insanı Talat Tekin tarafından altı ana gruba ayrılmıştır. Bunlar; II. Köktürk Kağanlığı dönemine ait Köktürk Yazıtları (Köl Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Çoyren, Küli Çor, Ongin), I. Uygur Kağanlığı dönemine ait Uygur Yazıtları (Mayan Çor, Taryat, Karabalgasun, Suci, Tez), Yenisey Yazıtları, Hoytu-Tamir Yazıtları, Talas Yazıtları ve Doğu Türkistan Yazmalarıdır. Bu gruplar arasında 688-692 yılları arasında dikildiği düşünülen Çoyren Yazıtı, Orhun harfli ilk yazıt olarak kabul edilmektedir. Talas Yazıtları satırların yukarıdan aşağıya ve sağdan sola yazılmasıyla diğerlerinden ayrılır. Doğu Türkistan yazmaları içinde hacim ve içerik bakımından en önemlisi, fal kitabı anlamına gelen ve 114 sayfa ile 65 paragraftan oluşan Irk Bitig'dir; bu eser W. Thomsen tarafından yayımlanmıştır. Orhun harfli metinlerin keşfi dünya Türkoloji araştırmalarının seyrini tamamen değiştirmiştir. Bu yazıtların varlığından ilk olarak Çin yıllıkları söz etmiştir. Ayrıca 13. yüzyıl İlhanlı tarihçisi Alâüddin Atâ Melik Cüveynî, ünlü eseri Târîh-i Cihângüşâ'da Uygur efsanelerine ve Ordu-Balık şehri yakınındaki kayalara yazılmış olan yazılı taşları bizzat gördüğünü belirterek Türk yazıtlarının varlığını tarihe kaydetmiştir.