Orhun Türkçesi - Metin 1. Orhun Türkçesi dönemi, Türk dilinin yazılı ilk belgelerini barındıran, hem fonetik hem de morfolojik açıdan zengin özellikler sergileyen tarihi bir dönemdir. Bu ünitede ele alınan Köl Tigin Yazıtı'nın Güney yüzünün ilk on satırı, Türk milletinin Ötüken yaylasında kalmasının ehemmiyetini, burada yaşamanın devleti ebedi kılacağını vurgulamaktadır. Metinde geçen 'Ötüken yir olurop arkış tirkiş ısar neŋ buŋug yo͡k' ifadesi, Ötüken'de oturup kervan gönderildiği takdirde hiçbir sıkıntı ve darlık çekilmeyeceğini, aksine ebedi bir ülkeye sahip olunacağını açıkça ortaya koyar. Metnin devamında, Türk milletinin tabiatı gereği tok ve aksi (inatçı) olduğu, acıkacağını ve doyacağını hesap etmediği, bir kez doyunca açlığı hiç düşünmediği belirtilir. Bu gaflet hali yüzünden milletin, kendisini besleyip büyüten kağanlarının sözünü dinlemeden uzaklara gittiği ve oralarda mahvolup tükendiği ifade edilir. Sağ kalanların ise her yönde perişan bir şekilde dolaştığı anlatılır. Yazıtta yazar (bilge kağan veya hitap eden otorite), Tanrı'nın buyruğu ve kendi kutu (bahtı) sayesinde tahta oturduğunu belirtir. Tahta çıktıktan sonra yoksul ve fakir halkı derleyip toparladığını, açları doyurup zenginleştirdiğini, az olan milleti çoğalttığını vurgular. Türk beylerine ve ulusuna seslenerek bu sözlerinde yalan olmadığını, Türk halkının vatan tutma ve yaşama şartlarını taşa kazıdığı gibi yanılıp öleceği durumları da kaydettiğini bildirir. Bilge Kağan Yazıtı'nın Doğu yüzünün 2. ve 9. satırları arasında, evrenin kozmolojik yaratılışı ile başlanır. 'Üze kök teŋri asra yagız yer kılındukta ekin ara kişi oglı kılınmış' ifadesiyle yukarıda mavi gök, aşağıda kara yer yaratıldığında ikisinin arasında insanoğlunun yaratıldığı belirtilir. Bu kozmik düzenin hemen ardından Türk milletinin ataları olan Bumın Kağan ve İştemi Kağan'ın tahta oturduğu, Türk milletinin ilini ve töresini tutup düzenlediği anlatılır. İlk kağanlar döneminde dört tarafın hep düşmanla çevrili olduğu, seferler düzenlenerek dört bucaktaki halkların bağımlı kılındığı, başlı olanlara baş eğdirilip dizli olanlara diz çöktürüldüğü ifade edilir. Doğuda Kingan (Kadırkan) dağlarına, batıda Demir Kapı'ya kadar olan sahada Köktürklerin yerleştirildiği ve bu dağınık yapının bir nizama sokulduğu vurgulanır. Ancak bu ihtişamlı dönemden sonra gelen bazı zayıf ve bilgisiz kağanlar ile uyumsuz beyler yüzünden durumun kötüleştiği anlatılır. Çin milletinin hilekâr, aldatıcı ve sahtekâr tutumları, kardeşleri birbirine düşürmesi neticesinde Türk milletinin ülkesini elden çıkardığı belirtilir. Türk beyleri Türk adını bırakıp Çin adını almış, erkek evlatlar kul, kız evlatlar cariye olmuş ve elli yıl boyunca Çin'e hizmet etmek zorunda kalınmıştır. Bilge Kağan Yazıtı'nın 21-25. satırları, felaket döneminden sonra Türk milletinin yeniden ayağa kalkışını ve Bilge Kağan'ın icraatlarını aktarır. Annem hatunu yücelten ve vatan veren Tanrı'nın, Türk adının yok olmaması için kendisini kağan olarak tahta oturttuğunu belirten Bilge Kağan; zengin ve müreffeh halkın değil, içeride aşı dışarıda giysisi olmayan yoksul ve perişan bir halkın başına geçtiğini ifade eder. Kardeşi Köl Tigin ve iki şad ile birlikte gece uyumadan, gündüz oturmadan ölesiye çalıştıklarını dile getirir. Kağan olduğunda yollere dökülmüş, yayan ve çıplak vaziyette ölüp yiterek geri gelen halkı besleyip doyurmak için kuzeyde Oğuzlara, doğuda Kıtay ve Tatabı'ya, güneyde Çin'e doğru on iki kez sefer düzenlediğini ve savaştığını kaydeder. Tanrı'nın yardımı ve kutu sayesinde ölecek olan halkı dirilttiğini, çıplakları giydirdiğini, fakirleri zenginleştirdiğini ve az milleti çoğalttığını belirtir. Dört taraftaki halkı kendisine bağlayıp düşmansız hale getirdiğini; 17 yaşında Tangutlar üzerine, 18 yaşında Sogdaklar üzerine seferler düzenleyerek zaferler kazandığını detaylı bir şekilde aktarır. Bilge Tonyukuk, kendi özgeçmişini anlatırken Çin memleketinde doğduğunu ve o dönemde Türk milletinin Çin'e tabi olduğunu belirtir. Türk milleti hükümdarını bulamayınca Çin'den ayrılmış ve kendi hanına kavuşmuştur; ancak daha sonra tekrar hanını bırakıp Çin'e bağımlı hale gelmiştir. Tanrı'nın bu duruma karşılık 'Han verdim, hanını bırakıp tabi oldun' diyerek cezalandırdığı ve Türk milletinin mahvolup yok olduğu ifade edilir. Türk Sir halkının ülkesinde boy kalmadığı, dağda bayırda kalıp toplananların sayısının yalnızca yedi yüz kişi olduğu belirtilir. Bu yedi yüz kişinin iki bölüğü atlı, bir bölüğü ise yaya idi. Bu insanları sevk eden ulu önder şad idi ve Tonyukuk'a danışarak kağan seçimi ve devletin yeniden kuruluşu hususunda akıl yürütmüştür. Tonyukuk, zayıf boğa ile semiz boğanın uzaktan bakıldığında ayırt edilebileceği mantığından hareketle siyasi bir öngörüde bulunmuş ve İlteriş Kağan ile birlikte güneyde Çinlileri, doğuda Kıtayları, kuzeyde Oğuzları büyük kayıplara uğratmıştır. Kendisinin bu devlet yapılanmasında baş danışman ve kumandan olduğunu Gobi Çölü (Karakum) civarındaki yaşamlarıyla açıklar. Tonyukuk Yazıtı'nın Güney yüzünün 8-15. satırları, Türklerin Çogay ve Karakum civarında yaban hayvanı ve tavşan yiyerek kıtlık içinde ama özgür yaşadıkları dönemi tasvir eder. Ordugahın etrafı ocak gibi kuşatılmış durumdayken, Oğuzlardan bir kaçağın gelip Tokuz Oğuz halkının başına bir kağan geçtiğini haber vermesiyle yeni bir stratejik süreç başlar. Gelen kaçak, Tokuz Oğuz kağanının Çin'e, Kıtay'a ve diğer boylara elçiler göndererek Türk Sir halkının kökünü kazımak için ortak bir saldırı planı yaptığını iletir. Bu haberi alan Tonyukuk'un gece uyuyamadığı, gündüz oturamadığı ve durumu derhal kağana arz ettiği belirtilir. Üç büyük gücün (Çin, Oğuz, Kıtay) birleşmesinin büyük bir tehlike oluşturduğunu vurgular. Tonyukuk, ince bir nesnenin (yufka) delinmesinin kolay olduğunu, ancak yufka kalınlaştıkça delmenin zorlaşacağını belirterek askeri bir taktik sunar. Kağanından aldığı yetkiyle ordusunu gönlünce sevk eden Tonyukuk, Kök Öng ırmağını geçerek Ötüken dağlarına doğru ilerlemiş ve Tola Irmağı kenarında Oğuz kuvvetleriyle karşılaşmıştır.