İnfografik
← Ünite 2
Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı 1

Ünite 2: Encümen-i Şuarâ

Hersekli Arif Hikmet Bey'in Çukurçeşme'deki Evi
1861 yılının mayıs veya haziran aylarından itibaren Laleli Çukurçeşme'de bulunan bu evde, her salı günü dönemin en önemli şairleri toplanarak Encümen-i Şuarâ toplantılarını gerçekleştirmiş ve bu mekan Türk şiirinin yenileşme laboratuvarı olmuştur.
Leskofçalı Galib Bey'in Trablusgarp Tayini
Encümen-i Şuarâ'nın manevi reisliğini yürüten Leskofçalı Mustafa Galib Bey, 1861 yılının ağustos ayında Trablusgarp Eyafeti Gümrük Emaneti'ne tayin edilmiş, bu ayrılış ve ardından gelen talihsizlikler meclisin dağılmasına yol açmıştır.
Namık Kemal'in Galib'in Divanı ile Fal Açması
Namık Kemal, başucunda bulduğu Leskofçalı Galib'in divanını açtığında 'Olup mecrûh-ı peykân-ı havâdis tâir-i devlet' beytini görmüş, duyduğu derin teessürle sokağa fırlamış ve bu kıt'a ona ünlü 'Hürriyet Kasidesi'ni ilham etmiştir.
Memduh Fâik'ın Eser-i Memdûh adlı Eserinin Toplatılması
Encümen müdavimlerinden Dâhiliye Nazırı Memduh Fâik'ın hürriyetin kısıtlanmasından doğacak zararları ele aldığı şiirlerinin de bulunduğu 'Eser-i Memdûh' adlı kitabı, yayımlandığı dönemde muzır sayılarak toplatılmıştır.

Anahtar Kavramlar

Encümen-i ŞuarâOsmanlı'da sanatkar evlerinde veya devlet konaklarında kurulan, şiir merkezli dost sohbetlerinin ve edebi mahfillerin genel adıdır. 19. asrın ortalarında Hersekli Arif Hikmet Bey'in evinde toplanan son büyük heyet bu isimle anılır; örneğin Leskofçalı Galib ve Namık Kemal bu meclisin müdavimlerindendir.
MutavassıtSözlük anlamı orta yol tuturan olan, edebiyatta ise Batılılaşma gayretlerine paralel olarak bir Doğu-Batı sentezinden yana olan edebiyatçıların ortak adıdır. Encümen-i Şuarâ şairleri tam anlamıyla bu mutavassıt duruşu temsil ederler.
MücedditAvrupai edebiyat kültürüyle doğrudan ilişki kurarak roman, tiyatro gibi yeni formları ve şiirin yeni konu ve söyleyişlerini edebiyatımıza nakletmeyi deneyen yenilikçi edebiyatçı sınıfıdır.
Efkâr-ı UmûmiyyeKamuoyu anlamına gelen ve 19. yüzyılda çağın yeni tanıdığı bir kavram olup, yenilikçi şairlerin ortak poetik idealler etrafında birleşerek edebî bir kamuoyu oluşturma çabalarında kendini göstermiştir.
Patronaj İlişkisiEski dönemlerde devlet ricalinin veya hâmilerin şairleri koruması, gözetmesi ve desteklemesi ilişkisidir. Encümen döneminde bu ilişki, şairlerin kalem odalarına yerleştirilerek yabancı dil bilen, siyasi duruşlu münevverler olarak yetişmesine yardımcı olan yeni bir nitelik kazanmıştır.
Sûk-ı UkâzCahiliye devri Araplarının Mekke yakınlarında her yıl kurdukları, en iyi şairlerin yarışıp birinci seçilenin şiirinin Kâbe duvarına asıldığı panayırı ifade eder. İbnülemin, Encümen-i Şuarâ'yı bu gelenek içinde değerlendirmiştir.
La Pléiade16. yüzyıl Paris'inde ortaya çıkan edebi topluluktur. Tanpınar, Encümen-i Şuarâ şairlerini ana dillerini savunurken Arapça ve Farsçanın lügatlerinden kopamamaları yönüyle bu topluluğa benzetmiştir.
Sebk-i HindîHint tarzı anlamına gelen, 17. yüzyıldan itibaren gelişen, tasavvufi remizlerin, orijinal mazmunların, kelime oyunlarının ve ince hayallerin bolca kullanıldığı, şahsî yaratıcılığa açık bir şiir estetiğidir.
MazmunŞiirde teşbih yoluyla kurulmuş bir imgenin arkasında saklanan anonim sembol ve alegoridir. Encümen döneminde bu kavram geleneksel anonim yapıdan sıyrılarak modern imge ve sembollere dönüşmüştür.
Saf / Sırf / Kaba TürkçeŞiir dilinde yabancı kelimelerden arınma veya yerli söyleyişleri ve halk dilini kullanma arayışlarını ifade eden, 19. yüzyıl dil akımlarından biridir.
NâzımŞiirin vezin ve kafiye gibi şeklî unsurlarıyla ilgilenen, henüz derin incelemelere ve estetik olgunluğa erişmemiş acemi şairler için kullanılan terimdir; Arif Hikmet bu ayrımı yapmıştır.
ŞâirEdebiyatta derin incelemelere (mütâlâât-ı amîka) ve güzel yazma yeteneğine (hüsn-i selîka) sahip olan usta edip demektir; vezin ve kafiye şart aranmaksızın hayal kurabilen kişidir.
YekmânâKlâsik şiirde beyitte başlayıp biten anlam anlayışına karşılık, şiirde bütün bir kıt'a veya gazel boyunca konu bütünlüğünün gözetilmesini ifade eden modernleşme çabasıdır.
Tebliğci AnlayışŞiirin estetik zevk vermekten ziyade bir fikir, düşünce veya sosyal mesajı aktarma (tebliğ etme) aracı haline gelmesi durumudur; 19. yüzyılda şiir bu anlayışa teslim olmuştur.
Kaht-ı RicâlYetişmiş, liyakatli devlet adamı ve bürokrat kıtlığı demektir; Tanzimat döneminde şiire ve edebi eleştirilere konu olan toplumsal aksaklıklar arasındadır.
Hüsn-i SelîkaGüzel söyleyip yazma yeteneği ve estetik zevk anlamına gelen, ustalık mertebesindeki şairlerde aranan temel özelliklerden biridir.
NazîreBir şairin şiirine, başka bir şairin aynı vezin, kafiye ve redifte yazdığı benzer şiirdir. Encümen toplantılarında şairler birbirlerine nazireler yazarak ustalıklarını geliştirmişlerdir.
HicviyeBir kişiyi, durumu veya toplumsal aksaklığı eleştirmek, yermek amacıyla yazılan şiir türüdür; Encümen şairleri dönemlerinde idari bozuklukları bu yolla dile getirmişlerdir.

Diğer Önemli Bilgiler

Manastırlı Sâlih Nâili'nin Encümenden Kovuluşu

Encümen toplantılarının düzenli devam edememesi sürecinde bilinmeyen bir sebeple Manastırlı Nâili meclisten kovulmuş, bunun üzerine öfkelenerek encümen mensuplarını hedef alan müstehcen ve küfre varan hicivler yazmıştır.

İbrahim Hâlet'in 'Dolab' Dergisi

Encümenin genç şairlerinden İbrahim Hâlet, çıkardığı Dolab adlı dergide klâsik şiirin sevgiliye atfedilen abartılı beden özelliklerini (Medusa saçlı, kalem parmaklı vb.) ve anlamsız mazmunlarını karikatürize ederek görselleştirmiştir.

Ziya Paşa'nın Harâbât Mukaddimesi Tartışması

Ziya Paşa'nın neşrettiği Harâbât antolojisinin mukaddimesi, Namık Kemal tarafından şiddetle tenkit edilmiş; Kemal, Fuzuli'deki 'ciğer kebabı' mazmununu eleştirerek bu dil kriterini Galib ile geçen yıllarda edindiğini göstermiştir.

Manastırlı Faik'in Türkçe Aruz Kitabı

Hece vezniyle kaside ve gazeller yazan Manastırlı Faik, Ahmed Cevdet Paşa'nın teşvikiyle aydın edebiyatçılara hece veznini tanıtmak amacıyla 'Türkçe Aruz' adlı kitabını kaleme almıştır.

Abdülhak Hâmid'in Mâcerâ-yı Aşk Oyunu

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Abdülhak Hâmid, ilk eseri olan Mâcerâ-yı Aşk'ı yazarken baba dostu olan encümen üyesi Memduh Fâik Bey'e okutmuş, Fâik oyunun ilk perdesini çok beğenerek onu yazmaya teşvik etmiştir.

Osman Nevres'in Telgraf Mazmunu

Osmanlı topraklarına telgrafın gelmesiyle birlikte yenilikçi bir mazmun üreten Osman Nevres, sevgilinin saçını telgraf tellerine benzeterek Habeş'e benzeyen halini Avrupa ile haberleşme aracı yapmıştır.

Ziya Paşa'nın Tiyatro Mazmunu

Batı tiyatrosuyla tanışmanın ardından yeryüzünü bir sahne olarak gören Ziya Paşa, Yaratıcının sanatını göstermek için dünya adına bir tiyatro binası inşa ettiğini belirten yeni bir mazmun geliştirmiştir.

İbrahim Hakkı Bey'in Akıl Hastalığı

Encümenin önemli müdavimlerinden İsmâil Paşa-zâde İbrahim Hakkı Bey'in 1854'ten beri ara ara nükseden sinir hastalığı, 1862 yılının başlarında akıl hastalığına dönüşmüş ve meclisin dağılış sürecini hızlandıran olaylardan biri olmuştur.

Şehâbeddin Süleyman'ın Târih-i Edebiyyât-ı Osmâniyye'si

1910 yılında yayımlanan bu eser üzerine Ali Cânib bir tenkit makalesi yazarak, kitaba Arif Hikmet ile Kâzım Paşa gibi encümen şairlerinin dâhil edilmeyişini büyük bir eksiklik olarak dile getirmiştir.

Sınavda Dikkat Et

  • Encümen-i Şuarâ'nın 1861 yılında Hersekli Ârif Hikmet Bey'in evinde toplandığını ve manevi reisinin Leskofçalı Galib Bey olduğunu kesinlikle unutmayın; sınavda bu isimler sıkça sorulur.
  • Encümen şairlerinin Doğu ile Batı arasında bir sentez arayan 'mutavassıt' (orta yol) duruşunu temsil ettiğini, ne tamamen eski körü körüne savunucusu ne de aşırı alafranga olduğunu iyi kavrayın.
  • Namık Kemal'in ünlü 'Hürriyet Kasidesi'ni yazmasında Leskofçalı Galib'in divanıyla fal açmasının ve onun politik/poetik etkisinin büyük rol oynadığını unutmayın.
  • Encümen üyelerinin aruz veznini terk etmediklerini ancak hece veznini de halk şiiri tekelinden çıkarıp divan formlarına uygulamaya çalışarak alternatif aradıklarını karıştırmayın.
  • Encümenin ömrünün sadece bir yıl (1861-1862) sürmesine rağmen, ardında bıraktığı arayış ruhunun Namık Kemal, Abdülhak Hâmid gibi sonraki nesil yenilikçi şairleri derinlemesine etkilediğini göz ardı etmeyin.