Encümen toplantılarının düzenli devam edememesi sürecinde bilinmeyen bir sebeple Manastırlı Nâili meclisten kovulmuş, bunun üzerine öfkelenerek encümen mensuplarını hedef alan müstehcen ve küfre varan hicivler yazmıştır.
Encümenin genç şairlerinden İbrahim Hâlet, çıkardığı Dolab adlı dergide klâsik şiirin sevgiliye atfedilen abartılı beden özelliklerini (Medusa saçlı, kalem parmaklı vb.) ve anlamsız mazmunlarını karikatürize ederek görselleştirmiştir.
Ziya Paşa'nın neşrettiği Harâbât antolojisinin mukaddimesi, Namık Kemal tarafından şiddetle tenkit edilmiş; Kemal, Fuzuli'deki 'ciğer kebabı' mazmununu eleştirerek bu dil kriterini Galib ile geçen yıllarda edindiğini göstermiştir.
Hece vezniyle kaside ve gazeller yazan Manastırlı Faik, Ahmed Cevdet Paşa'nın teşvikiyle aydın edebiyatçılara hece veznini tanıtmak amacıyla 'Türkçe Aruz' adlı kitabını kaleme almıştır.
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Abdülhak Hâmid, ilk eseri olan Mâcerâ-yı Aşk'ı yazarken baba dostu olan encümen üyesi Memduh Fâik Bey'e okutmuş, Fâik oyunun ilk perdesini çok beğenerek onu yazmaya teşvik etmiştir.
Osmanlı topraklarına telgrafın gelmesiyle birlikte yenilikçi bir mazmun üreten Osman Nevres, sevgilinin saçını telgraf tellerine benzeterek Habeş'e benzeyen halini Avrupa ile haberleşme aracı yapmıştır.
Batı tiyatrosuyla tanışmanın ardından yeryüzünü bir sahne olarak gören Ziya Paşa, Yaratıcının sanatını göstermek için dünya adına bir tiyatro binası inşa ettiğini belirten yeni bir mazmun geliştirmiştir.
Encümenin önemli müdavimlerinden İsmâil Paşa-zâde İbrahim Hakkı Bey'in 1854'ten beri ara ara nükseden sinir hastalığı, 1862 yılının başlarında akıl hastalığına dönüşmüş ve meclisin dağılış sürecini hızlandıran olaylardan biri olmuştur.
1910 yılında yayımlanan bu eser üzerine Ali Cânib bir tenkit makalesi yazarak, kitaba Arif Hikmet ile Kâzım Paşa gibi encümen şairlerinin dâhil edilmeyişini büyük bir eksiklik olarak dile getirmiştir.