
Osmanlı Devleti'nin ilk resmi gazetesi olan Takvim-i Vekâyi 1832 yılında kurulmuştur. İlk sayılarında eski süslü nesir diliyle yayın yaparken, kamuoyunu aydınlatma hedefi doğrultusunda dili zamanla sadeleşme sürecine girmiştir.
Halet Efendi'nin katlinden sonra aleyhine dönmeyip onu savunduğu için 1823 yılında Keşan'a sürgüne gönderilen İzzet Molla, burada yaşadıklarını 'Mihnet-Keşân' adlı mesnevisinde anlatmıştır. Bu eser, bireysel benliği ve psikolojik gözlemleri öne çıkarmasıyla örf romanı niteliği taşır.
Mustafa Sami Efendi tarafından kaleme alınan Avrupa Risâlesi, Paris'teki gözlemleri aktarırken eğitim, matbaa ve bilimin rolüne dikkat çekmiştir. Tanpınar, bu eserde Şinasi'den önce 'hubb-i vatan ve millet' kavramlarının kullanılmaya başlandığını belirtmiştir.
Osmanlı tarihçiliğinin son büyük ismi olan Ahmet Cevdet Paşa, İbn Haldun'un Mukaddime'sinin etkisinde kalarak tarih felsefesi ve metodolojisine yeni bir bakış açısı getirmiştir. Küçük Kaynarca'dan 1826'ya kadar olan dönemi anlattığı 12 ciltlik 'Târih-i Cevdet' otuz yılda tamamlanmıştır.
Abdurrahman Fevzi Efendi, 'Mikyâsu’l-Lisân Kıstâsu’l-beyân' adlı eserinde Türkçenin ses değerleriyle Arap alfabesini mukayese etmiş, her sese bir harf prensibini savunarak Latin alfabesine benzer ünlü işaretlerinin kullanılmasını önermiştir.
Edhem Pertev Paşa, Türkçeye nazmen çevirdiği Voltaire'den Münacat, Rousseau'dan 'Beka-yı Hayat' ve Victor Hugo'dan 'Tıfl-ı Naim' şiirleriyle Türk şiirine şekil ve muhteva olarak yenilik getirmiş, ilk ode denemelerini yapmıştır.
Arapça ve Farsçaya son derece hakim olan Sünbülzâde Vehbî, öğrencileri için hazırladığı Farsça-Türkçe manzum sözlük 'Tuhfe-i Vehbi' ve III. Selim'e ithafen yazdığı Arapça-Türkçe manzum sözlük 'Nuhbe-i Vehbi' ile tanınmıştır.
1832 yılında kurulan Bâbıâli Tercüme Odası, devlet yazışmalarında ve nesir dilinde sadeleşme, Batı dillerinden yapılan çeviriler ve yeni aydın bürokratların yetişmesi açısından çok önemli bir merkez olmuştur.
Klasik şiir ile halk şiirini en çok iç içe geçiren şairlerden olan Bayburtlu Zihnî, meşhur 'Vardım ki yurdundan ayağ götürmüş' mısrasıyla başlayan koşmasıyla iki ayrı koldan yürüyen zevki hece vezninde birleştirmeye çalışan ilk önemli tecrübeyi gerçekleştirmiştir.
Fatin Efendi tarafından 1853'te tamamlanan tezkire, Salim Tezkiresi'nin bıraktığı 1721 yılından 1853'e kadar yetişen 672 şair hakkında bilgi verir. Bu eser, Şinasi tarafından 1863'te dili sadeleştirilerek yeniden yayımlanmıştır.
Halk şairi Seyranî, şiirlerinde 'Âlemde bir devir dönüyor amma / Devr-i İngiliz mi Frenk mi bilmem' diyerek toplumsal değişim karşısında duyduğu huzursuzluğu ve bilinmezliği dile getirmiştir.