Eşleştirme
Ana Sayfa
Üniversiteler
Dersler
Özellikler
Çalışma Planı
Hakkımızda
İletişim
Premium
Giriş Yap
Ücretsiz Kayıt Ol
Ana Sayfa
»
Anadolu Üniversitesi AÖF
»
Türk Dili ve Edebiyatı Lisans Programı
» Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı 1
← Ünite 2
Paylaş
←
Ünite 1 Eşleştirme
Ünite 2
Encümen-i Şuarâ
Ünite 3 Eşleştirme
→
Ünite 2: Encümen-i Şuarâ — Kavram Eşleştirme
Tur 1 / 4
0 / 5 eşleşti
Önce bir kavram seç, sonra karşılığı olan tanıma dokun.
Kavramlar
Encümen-i Şuarâ
Mutavassıt
Müceddit
Efkâr-ı Umûmiyye
Patronaj İlişkisi
Tanımlar
Yukarıdan bir kavram seç.
Avrupai edebiyat kültürüyle doğrudan ilişki kurarak roman, tiyatro gibi yeni formları ve şiirin yeni konu ve söyleyişlerini edebiyatımıza nakletmeyi deneyen yenilikçi edebiyatçı sınıfıdır.
Kamuoyu anlamına gelen ve 19. yüzyılda çağın yeni tanıdığı bir kavram olup, yenilikçi şairlerin ortak poetik idealler etrafında birleşerek edebî bir kamuoyu oluşturma çabalarında kendini göstermiştir.
Eski dönemlerde devlet ricalinin veya hâmilerin şairleri koruması, gözetmesi ve desteklemesi ilişkisidir. Encümen döneminde bu ilişki, şairlerin kalem odalarına yerleştirilerek yabancı dil bilen, siyasi duruşlu münevverler olarak yetişmesine yardımcı olan yeni bir nitelik kazanmıştır.
Osmanlı'da sanatkar evlerinde veya devlet konaklarında kurulan, şiir merkezli dost sohbetlerinin ve edebi mahfillerin genel adıdır. 19. asrın ortalarında Hersekli Arif Hikmet Bey'in evinde toplanan son büyük heyet bu isimle anılır; örneğin Leskofçalı Galib ve Namık Kemal bu meclisin müdavimlerindendir.
Sözlük anlamı orta yol tuturan olan, edebiyatta ise Batılılaşma gayretlerine paralel olarak bir Doğu-Batı sentezinden yana olan edebiyatçıların ortak adıdır. Encümen-i Şuarâ şairleri tam anlamıyla bu mutavassıt duruşu temsil ederler.
Encümen-i Şuarâ
— Osmanlı'da sanatkar evlerinde veya devlet konaklarında kurulan, şiir merkezli dost sohbetlerinin ve edebi mahfillerin genel adıdır. 19. asrın ortalarında Hersekli Arif Hikmet Bey'in evinde toplanan son büyük heyet bu isimle anılır; örneğin Leskofçalı Galib ve Namık Kemal bu meclisin müdavimlerindendir.
Mutavassıt
— Sözlük anlamı orta yol tuturan olan, edebiyatta ise Batılılaşma gayretlerine paralel olarak bir Doğu-Batı sentezinden yana olan edebiyatçıların ortak adıdır. Encümen-i Şuarâ şairleri tam anlamıyla bu mutavassıt duruşu temsil ederler.
Müceddit
— Avrupai edebiyat kültürüyle doğrudan ilişki kurarak roman, tiyatro gibi yeni formları ve şiirin yeni konu ve söyleyişlerini edebiyatımıza nakletmeyi deneyen yenilikçi edebiyatçı sınıfıdır.
Efkâr-ı Umûmiyye
— Kamuoyu anlamına gelen ve 19. yüzyılda çağın yeni tanıdığı bir kavram olup, yenilikçi şairlerin ortak poetik idealler etrafında birleşerek edebî bir kamuoyu oluşturma çabalarında kendini göstermiştir.
Patronaj İlişkisi
— Eski dönemlerde devlet ricalinin veya hâmilerin şairleri koruması, gözetmesi ve desteklemesi ilişkisidir. Encümen döneminde bu ilişki, şairlerin kalem odalarına yerleştirilerek yabancı dil bilen, siyasi duruşlu münevverler olarak yetişmesine yardımcı olan yeni bir nitelik kazanmıştır.
Sûk-ı Ukâz
— Cahiliye devri Araplarının Mekke yakınlarında her yıl kurdukları, en iyi şairlerin yarışıp birinci seçilenin şiirinin Kâbe duvarına asıldığı panayırı ifade eder. İbnülemin, Encümen-i Şuarâ'yı bu gelenek içinde değerlendirmiştir.
La Pléiade
— 16. yüzyıl Paris'inde ortaya çıkan edebi topluluktur. Tanpınar, Encümen-i Şuarâ şairlerini ana dillerini savunurken Arapça ve Farsçanın lügatlerinden kopamamaları yönüyle bu topluluğa benzetmiştir.
Sebk-i Hindî
— Hint tarzı anlamına gelen, 17. yüzyıldan itibaren gelişen, tasavvufi remizlerin, orijinal mazmunların, kelime oyunlarının ve ince hayallerin bolca kullanıldığı, şahsî yaratıcılığa açık bir şiir estetiğidir.
Mazmun
— Şiirde teşbih yoluyla kurulmuş bir imgenin arkasında saklanan anonim sembol ve alegoridir. Encümen döneminde bu kavram geleneksel anonim yapıdan sıyrılarak modern imge ve sembollere dönüşmüştür.
Saf / Sırf / Kaba Türkçe
— Şiir dilinde yabancı kelimelerden arınma veya yerli söyleyişleri ve halk dilini kullanma arayışlarını ifade eden, 19. yüzyıl dil akımlarından biridir.
Nâzım
— Şiirin vezin ve kafiye gibi şeklî unsurlarıyla ilgilenen, henüz derin incelemelere ve estetik olgunluğa erişmemiş acemi şairler için kullanılan terimdir; Arif Hikmet bu ayrımı yapmıştır.
Şâir
— Edebiyatta derin incelemelere (mütâlâât-ı amîka) ve güzel yazma yeteneğine (hüsn-i selîka) sahip olan usta edip demektir; vezin ve kafiye şart aranmaksızın hayal kurabilen kişidir.
Yekmânâ
— Klâsik şiirde beyitte başlayıp biten anlam anlayışına karşılık, şiirde bütün bir kıt'a veya gazel boyunca konu bütünlüğünün gözetilmesini ifade eden modernleşme çabasıdır.
Tebliğci Anlayış
— Şiirin estetik zevk vermekten ziyade bir fikir, düşünce veya sosyal mesajı aktarma (tebliğ etme) aracı haline gelmesi durumudur; 19. yüzyılda şiir bu anlayışa teslim olmuştur.
Kaht-ı Ricâl
— Yetişmiş, liyakatli devlet adamı ve bürokrat kıtlığı demektir; Tanzimat döneminde şiire ve edebi eleştirilere konu olan toplumsal aksaklıklar arasındadır.
Hüsn-i Selîka
— Güzel söyleyip yazma yeteneği ve estetik zevk anlamına gelen, ustalık mertebesindeki şairlerde aranan temel özelliklerden biridir.
Nazîre
— Bir şairin şiirine, başka bir şairin aynı vezin, kafiye ve redifte yazdığı benzer şiirdir. Encümen toplantılarında şairler birbirlerine nazireler yazarak ustalıklarını geliştirmişlerdir.
Hicviye
— Bir kişiyi, durumu veya toplumsal aksaklığı eleştirmek, yermek amacıyla yazılan şiir türüdür; Encümen şairleri dönemlerinde idari bozuklukları bu yolla dile getirmişlerdir.
⚑ Bu kavramlarda hata var
Paylaş
←
Ünite 1 Eşleştirme
Ünite 2
Encümen-i Şuarâ
Ünite 3 Eşleştirme
→
Ana Sayfa
Dersler
Çalışmam
Hesabım