
Abdülhak Hâmit'in 1878'de yayımlanan 'Nesteren' adlı piyesi, Afgan toplumunda zalim bir hükümdara karşı halkın nefretini ve hükümdarlık karşıtı düşünceleri içerdiği için siyasi şüpheler uyandırmış ve görevine son verilmiştir.
Uzun süredir verem hastası olan ilk eşi Fatma Hanım, Bombay dönüşü İstanbul'a gelirken 1885 yılında 26 yaşında Beyrut'ta hayatını kaybetmiş ve bu ölüm 'Makber' başta olmak üzere matem şiirlerine esin kaynağı olmuştur.
Hayatının son dönemlerinde maddi sıkıntılar yaşayan Abdülhak Hâmit, 1923'te İstanbul'a dönüp 'Şâir-i Âzâm' manzumesini yayımlayınca devlet tarafından kendisine maaş bağlanmış ve bir apartman dairesi tahsis edilmiştir.
Muallim Naci, Batı kültürüne yabancı kalmakla eleştirilmesine rağmen, 1889 tarihinde Stockholm'de gerçekleştirilen '8. Müsteşrikler Kongresi'nde Türkçeye hizmetlerinden ötürü ödüle layık görülmüştür.
Muallim Naci, yazdığı 176 beyitlik 'Gazi Ertuğrul Bey' manzumesi münasebetiyle II. Abdülhamit tarafından 'Tarih Nüvîs-i Selâtîn-i Âl-i Osman' unvanıyla ödüllendirilmiş ve maaşa bağlanmıştır.
Abdülhak Hâmit'in 1879'da yayımlanan on bölümden oluşan 'Sahra' adlı eseri, 'tarz-ı garbî' ile yazılmış olup Türk edebiyatında pastoral şiirin ilk örneği kabul edilmektedir.
Abdülhak Hâmit'in en ünlü matem şiiri olan 'Makber', aruzun 'mef'ûlü, mefâ'ilün, fe'ûlün' kalıbıyla yazılmış, sekiz mısralık 295 kıta ve mensur bir mukaddimeden oluşan devasa bir eserdir.
Muallim Naci, 1883 yılında Ahmet Midhat Efendi'nin daveti üzerine Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde yazmaya ve gazetenin edebiyat bölümünü yönetmeye başlayarak kariyerinde dönüm noktası yaşamıştır.
Muallim Naci'nin Sakız'da görev yaptığı dönemde şahit olduğu şiddetli deprem, 93 Harbi hatıralatıyla birleşerek şairde 'hipersensible' bir yıkılış psikozuna yol açmıştır.
Muallim Naci'nin 'Gazi Ertuğrul Bey' manzumesindeki erken Türklük söylemi ve dili sadeleştirme çabaları, daha sonra Milli Edebiyat döneminde Mehmet Emin Yurdakul'u cesaretlendiren bir zemin oluşturmuştur.
Recaizâde Mahmut Ekrem'in Zemzeme-III ön sözünde eski edebiyatı ve Naci'yi hedef alan eleştirilerine, Muallim Naci 1887 yılında yayımladığı 'Demdeme' adlı eseriyle sert bir şekilde karşılık vermiştir.