Ara Nesil Dönemi Türk Edebiyatında Mensur Türler. Ara Nesil dönemi, Türk edebiyatında Tanzimat’ın birinci ve ikinci kuşak yazarlarının açtığı yolda yürüyen, fakat Batı edebiyatını daha yakından ve doğrudan okuyarak yetişen bir genç kuşağın eser verdiği dönemi ifade eder. Bu dönem sanatçıları, kendilerinden önceki birikimi devralmakla birlikte, Ahmet Midhat Efendi’nin tek taraflı öğretici çizgisinden uzaklaşarak sanatsal değere ve estetik kaygılara ağırlık vermişlerdir. Dönemin en belirgin özelliklerinden biri, Fransız edebiyatının realist ve natüralist akımlarının yakından tanınması ve bunun yerli hayata uygulanmaya çalışılmasıdır. Sami Paşazâde Sezai ile hemen aynı yıllarda küçük hikâyeler kaleme alan Ara Nesil yazarları, özellikle Nabizâde Nâzım’ın öncülüğünde hikâye ile roman türleri arasındaki yapısal sınırların belirginleşmesini sağlamıştır. Bu kuşak, şiirde olduğu kadar düz yazı türlerinde de Servet-i Fünun edebiyatının altyapısını ve hazırlık evresini oluşturmuştur. Yazarlar; Batılı anlamda eleştiri, edebiyat tarihi ve roman teorisi gibi alanlarda ilk defa kapsamlı eserler vererek Türk edebiyatının kuramsal temellerinin atılmasına öncülük etmişlerdir. Ara Nesil döneminin hikâye alanındaki en önemli ismi hiç şüphesiz Nabizâde Nâzım’dır. Yazarın Türk edebiyatında köye yönelişin ilk başarılı örneklerinden biri olan Karabibik adlı uzun hikâyesi, Antalya’nın Kaş ilçesinin Temre köyünde geçen olayları, köylünün geçim sıkıntısını ve toprak kavgalarını realist bir gözlemle yansıtır. Nabizâde Nâzım, Karabibik’te olduğu kadar Seyyie-i Tesamüh adlı uzun hikâyesinde de yazı ve basın hayatının eleştirisini yapar. On yedi yaşında yeteneksiz bir gencin ünlü bir yazar olma çabasını alaycı ve gerçekçi bir üslupla ele alan yazar, dönemin edebiyat ortamının perde arkasını gözler önüne serer. Dönemin diğer hikâye yazarları arasında yer alan Mehmet Celâl, Mustafa Reşit ve Fatma Makbule Leman; aşk, evlilik, aile içi geçimsizlikler, kadının eğitimi ve aldatma gibi temaları işlemişlerdir. Özellikle Fatma Makbule Leman, Ma’kes-i Hayal adlı kitabında kadının toplumsal konumunu ve evlilik meselelerini ele alarak dönemin ilgi çeken isimleri arasında yer almıştır. Ara Nesil romanı, uzun hikâyeden romana geçiş özellikleri gösteren eserlerle zenginleşmiş; Mizancı Mehmet Murat, Nabizâde Nâzım, Fatma Âliye Hanım ve Mehmet Celâl gibi isimler bu türde önemli eserler vermiştir. Mizancı Mehmet Murat’ın otobiyografik özellikler taşıyan Turfanda mı Yoksa Turfa mı romanı, kalkınmanın köyden başlaması gerektiği fikrini işleyen öncü eserlerdendir. Nabizâde Nâzım’ın Zehra adlı romanı ise Türk edebiyatının ilk psikolojik roman denemesi ve natüralist anlayışın en önemli örneklerinden biridir. Eserde kıskançlık teması, ana kahraman Zehra’nın annesinden irsiyet yoluyla (soyaçekim) aldıklarıyla ilişkilendirilerek pozitif bilimlerin ve natüralizmin ilkeleri edebiyata aktarılmıştır. Fatma Âliye Hanım, Türk kadın yazarların ilklerinden biri olarak Muhâdârat, Ref’et ve Ûdî gibi romanlarında kadının toplumsal hayattaki yerini, eğitim mücadelesini ve görücü usulü evliliklerin doğurduğu mutsuzlukları işlemiştir. Ahmet Rasim ve Ali Kemal gibi isimler de bu dönemde yarı kurmaca ve otobiyografik eserleriyle romancılığa katkıda bulunmuşlardır. Tiyatro, Ara Nesil mensuplarının II. Abdülhamit devrinin baskıcı yönetim anlayışı ve ağır sansür koşulları nedeniyle en az ilgi gösterdiği edebi tür olmuştur. Siyasi konuların sahneye taşınmasının imkansızlığı, yazarları daha çok bireysel, aşk ve evlilik problemleri etrafında şekillenen oyunlar yazmaya yöneltmiştir. Abdülhalim Memduh’un Bedriye ve Nâlân, İbnürreşad Ali Ferruh’un Huşenk, Mustafa Nuri’nin Büyücü Karı yahut Teehhül-i Cebrî, Mizancı Mehmet Murat’ın Tencere Yuvarlandı Kapağını Buldu ve Nabizâde Nâzım’ın Hoşnişîn adlı eserleri bu dönemin az sayıdaki tiyatro denemeleridir. Bu dönemde tiyatro eserlerinde genellikle aile büyüklerinin zorlamasıyla yapılan evlilikler, sınıf farklarının aşka çıkardığı engeller ve namus kavramı işlenmiştir. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra tiyatro alanında yeniden canlanma görülmüştür. Ara Nesil dönemi, Türk edebiyatında Batılı anlamda edebiyat tarihi, teorisi ve eleştirinin kurulduğu ve kurumsallaştığı dönemdir. Türk edebiyatında “edebiyat tarihi” adını taşıyan ilk eser, Abdülhalim Memduh’un Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye adlı kitabıdır; bu eser tezkirecilikten modern tarih yazımına geçişin ilk adımıdır. Hâlit Ziya’nın Hikâye adlı eseri, Türk edebiyatında roman teorisi ve edebî akımları ele alan ilk kapsamlı kuramsal çalışmadır. Bu eserde yazar; realizm ve romantizm akımlarını karşılaştırarak realizmi savunmuş ve en çirkin hakikatin en süslü hayale tercih edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Nabizâde Nâzım, İsmail Safa ve Ali Kemal gibi aydınlar eleştiri yazılarıyla dönemin edebî tartışmalarına yön vermişler, özellikle Beşir Fuad ile Menemenlizâde Mehmet Tâhir arasında gerçekleşen “hayalliyyun-hakikiyyun” (romantizm-realizm) tartışması Türk eleştiri tarihinin ilk büyük hesaplaşması olmuştur.