Dönemin Tipik Eleştirisinden Bir Bölümcük
Meslektaşlarım yeni yıla girerken tiyatro etkinliklerinin belli başlı doruk noktalarını belirten, ödülleri hatırlatan, aksaklıklara değinen, yanlışlara işaret eden yazılarıyla geçen yılın tiyatro olaylarını değerlendirdiler. Ben de geçtiğimiz yılla sınırlı kalmadan genel bir değerlendirme yapmak istiyorum ve öncelikle şu soruyu soruyorum: Tiyatro etkinliklerinin yaşamımızdaki yeri nedir? Bir gün tiyatro denilince çeşitli kesimlerden insanın aklına ne mene bir sanat ya da eğlence türü geliyor? Anadolu’da çadır tiyatrosu imajının hala silinmediği, tiyatronun özellikle erkek keyfine uygun, biraz edebe aykırı, cinsel göndermeleri bol bir eğlence sayıldığı söylemi bir yana, aklı başında, ciddi, kültürlü köşe yazarlarımızın yazılarını okuduğumda görüyorum ki, nerede bir sahtekârlığa, iki yüzlülüğe işaret edilmek isteniyorsa tiyatro benzetmesi yapılmış.
Sahne sözcüğü politikacının kendini gündemde tutmak için kullandığı yapay alana, rol yapma sözcüğü olduğundan başka türlü görünme aldatmacasına işaret ediyor. Hatta bir de rol kesme deyimi var. Kendini öne çıkarmak, önemsetmek için özentili tavırlar takınanları tanımlamak için kullanılıyor. Bu benzetmeler dilimize öyle yerleşmiş ki, göstergeyi aksi yöne çevirerek, canlandırdığı karakteri inandırıcı kılmayı başaramayan tiyatro oyuncusunu da rol kesiyor diye eleştiriyoruz. Kısacası kamu düşüncesinde tiyatro bir aldatma sanatı olmuş çıkmış. Yapay etkileme hünerlerine başvurarak karşısındakini kandırmayı bile beceremeyeni tiyatro yapıyor diye aşağılıyoruz. Tiyatro, kurgusu ile, etkileme yöntemi ile, iddialı duruşu ile kötü bir kandırmaca sanatı sanki.
Bu yüzden midir nedir, kimsenin tiyatroyu ciddiye aldığı yok. Medyada tiyatroya gösterilen ilgi sinemaya gösterilenin çok gerisinde. Tiyatro haberleri, en çok polemiğe elverişli ise yer alıyor gazetelerde. Oyuncu olarak, yönetmen olarak, yazar olarak düzeyli tiyatro yapanlar yeterli ilgiyi görmüyorlar. Sorumlu makamlar da, halk da kimi illerde, ilçelerde tiyatro gösterilerine uygulanan kısıtlamalara yeterli tepkiyi göstermiyor. Bir kaç sorumluluk sahibi dergi yazarı boşuna çırpınıyor dikkati bu sorunlara çekmek için.
Köhne bir sanat anlayışıyla kotarılmış sözde gerçekçi oyunların, duygu sömürüsü yapan aile dramlarının, sulu güldürülerin, görsel ve sözel şatafata boğulmuş gösterilerin, eğitici olması öngörülmüş kasıntılı tarih oyunlarının ayakta alkışlandığına şaşmamalı. Seyirci bir aldatmaca saydığı bu sanattan fazlasını beklemiyor ki. Ezberlediklerinin onaylanmasını yeterli sayıyor, hoşça vakit geçirdiği, oyalandığı bir kaç saati kâr sayıyor, anlaşılan.
Tiyatro bölümlerinde, konservatuvarlarda tiyatroyu bilimsel araştırma konusu yaparak öğretmeye boşuna mı çabalıyoruz diye düşündüğüm oluyor. Baksanıza, bir bilgi yarışması programında Federico Garcia Lorca’nın oyunlarını Eugene lonesco’ya mal eden yanıt doğru sayıldı da, buna, benim bildiğim kadar, sayın Hakkı Devrim’den başka tepki gösteren olmadı. Sonra bir de, orta yaşta, orta yaşın üstünde bir kaç tiyatro sanatçısının mükemmele ulaşmak için gösterdiği çabayı gözlemliyorum. Bir Genco Erkal, sanat yaşamının kırkıncı yılında tükenmez enerjisi, toplumsal sorumluluk anlayışı ile hayranlık ve saygı uyandırmayı sürdürüyor. Sanat yaşamında yarım yüzyılı devirmiş bir Yıldız Kenter şaşılası hamlelerle doruklarda dolaşıyor. Bir Ali Poyrazoğlu yaratıcılığını yeni oyunlarda sergiliyor. Ya üst üste dört oyunla tiyatroda şiir kadar derinlikli yapıtlar üretilebileceğini kanıtlayan Işıl Kasapoğlu, Cüneyt Türel, Tilbe Saran, Köksal Engür dörtlüsünün incelikli çalışmalarına ne demeli.
