Okuma Parçası
← Ünite 9

Ünite 9: Cumhuriyet Dönemi, 1970-1980 Dönemi Tiyatromuz — Okuma Parçası

Ders kitabının ünite sonuna koyduğu ek okuma metni. Sınavda doğrudan sorulmaz; konuyu bağlamına oturtmak için.

İsmet Küntay- Tiyatro 75 Ödül Dağıtımında Prof. Dr.Özdemir Nutku’nun Konuşması

Sayın Dostlarım, İsmet Küntay Ödülü ile Tiyatro 75 Ödülü’nü verdiğimiz şu günde gerek bu ödüllerin değerlendirmesi, gerekse Türk Tiyatrosu açısından birkaç nokta üzerinde durmak istiyorum. Türk Tiyatrosu bugün tam bir dönüm noktası üzerindedir. Bu tiyatroda iki karşıt güç, daha doğrusu iki dünya görüşü çatışmaktadır. Bir yazıda, kendi halkının sorunlarından ve yaşamından kopmuş, alışagelinmişin dışına çıkmayan, kalıplaşmış, ticaretin ön düzeyde olduğu, bir “meta” durumuna getirilmiş tiyatro; öbür yanda genç, dinamik güçlerin tarihsel gelişimine uygun, ileriye dönük, halkın yaşamından varettikleri, bunun için sinema ve televizyon gibi iki dev endüstrinin karşısında boyun eğmeyen ve yaşamını sürdüren tiyatro vardır. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki uygulamalar bize bir gerçeği açık ve seçik göstermektedir: sinema ve televizyon teknik araçları kullanmadaki üstün durumu yalnızca kalıplarını kıramayan, köhneleşmiş düşüncelerini aşamayan ve halkının sesini duyamayan salt ticari tiyatroları etkilemektedir. Öbür yanda, renkli televizyona, renkli ve “sexy” sinemaya karşın, dimdik ayakta durabilen, gelişebilen ve seyirci bulmakta güçlük çekmeyen topluluklar ileriye dönük, insanlar için yeni şeyler söyleyebilen genç tiyatrolardır. Nitekim, dünyanın çeşitli tiyatro merkezlerinde uzun bir süre boş müzikalleri, kof komedyaları, allı pullu yıldız oyuncuları piyasaya sürerek kasalarını dolduran tiyatrolardan iz kalmamıştır. Çünkü televizyon onların yaptığı bu işi daha göz kamaştırıcı bir biçimde yerine getirebilmektedir. Ama aynı televizyon, buzlu penceresinin ardından, devrimci tiyatroların halkıyla birlikte vuran yürek sıcaklığını insancıl ilişkilerini veremediği için, kalıpları kırıp atan bu genç tiyatrolar gelişmelerini sürdürebilmektedirler. Hele oyuncu ile seyirciyi bir araya getiren bir olayı, bir düşünceyi ve bir inancı birlikte yan yana sürdürebilme olanaklarını sağlayan ilerici tiyatro toplulukları televizyonu ya da sinemayı kendilerine bir rakip bile saymamaktadırlar. Türk tiyatrosu bir dönüm noktasında demiştim. Bugün görüldüğü gibi kendilerini yenileme çabası ve çağdaş düşüncenin ışığında halkına katkıda bulunmak çabasında olan topluluklar yalnızca ileriye dönük olan genç sanatçılar ve genç tiyatrolardır. Tiyatromuzdaki bu dinamik güç belli bir süreç içinde gelişecektir. Ellerinde tef, bellerinde zillerle Türk halkını oynatarak tiyatro yaptıklarına inananlar ise gözle görünür bir bunalımın içine girmektedirler. Çünkü bu köhnemiş güç yerini yarının Türk Tiyatrosunu kuracak olan yeni ve dinamik güçlere bırakmak zorunluluğu içindedir. İşte İsmet Küntay Ödülü’nün, Tiyatro 75 Ödülü’nün anlamı buradadır. Geçen yılın 25 Temmuz günü yitirdiğimiz değerli ve devrimci yazar İsmet Küntay bu ileriye dönük potansiyelin başarılı bir yazarı, devrimciliğinde insancıl bir gerçekçiliğe varmış, dürüst ve duyarlı bir insandı. Bugün ödül verdiğimiz Orhan Asena’nın Şili’de Av oyununu birlikte, yan yana izlemiştik. Onun oyunu seyrederken nasıl heyecanlandığını, akıl ve duyguyla oyunu nasıl izlediğine tanık oldum. Ve hiçbir yazardan duymayı aklımdan geçirmediğim sözleri duydum ondan. Küntay oyunu büyük bir alçakgönüllülükle alkışlıyor, “ben de böyle bir oyun yazabilmeliyim.” diyerek tüm sevecenliğini ve içtenliğini ortaya koyuyordu. Çok sayıda oyun yazmak için yaşamı yetmeyen Küntay, yazdıklarıyla Türk Tiyatrosu’na imzasını atmış bir kimseydi oysa... Şili’de Av oyununun yazarı Orhan Asena ise, kendi yazar kuşağından bugüne kalmış ve sürekli aşama yapabilmiş tek yazar olarak görülüyor. Asena’nın 25 yıllık