Carl Hovland ve ekibinin II. Dünya Savaşı sırasında Amerikan askerleri üzerinde yaptığı deneysel çalışmadır. Ordu tanıtım ve propaganda filmlerinin askerlerin bilgi düzeyini artırdığı ancak savaşa yönelik genel tutum ve savaşma motivasyonlarını değiştirmede yetersiz kaldığını bularak sınırlı etki tezini desteklemiştir.
Elihu Katz ve Paul Lazarsfeld tarafından Illinois eyaletinin Decatur kentinde kadınların tüketici ve moda tercihleri üzerine yapılan araştırmadır. İki aşamalı akış hipotezini doğrudan sınamış ve kişisel tartışmaların medya mesajlarından çok daha etkili olduğunu ampirik olarak kanıtlamıştır.
Daniel Lerner'ın Ortadoğu ülkelerini kapsayan ve Türkiye örneğini de içeren modernleşme çalışmasıdır. Kentleşme, okuryazarlık, medya takibi ve siyasal katılım arasında doğrusal bir ilişki kurarak kitle iletişim araçlarının geleneksel toplumları modernleştirmedeki rolünü savunmuştur.
Wilbur Schramm'ın kitle iletişim araçlarının az gelişmiş ülkelerdeki ekonomik ve toplumsal kalkınma planlarına nasıl eklemlenebileceğini inceleyen, UNESCO destekli öncü çalışmasıdır. İletişimi kalkınmayı hızlandıran kurumsal bir yardımcı olarak konumlandırmıştır.
UNESCO bünyesinde Sean MacBride başkanlığındaki komisyon tarafından hazırlanan 'Many Voices, One World' (Çok Sesli Tek Dünya) başlıklı rapordur. Küresel haber akışındaki Batı tekelini eleştirmiş, daha dengeli, adil ve çoğulcu bir Yeni Dünya Enformasyon ve İletişim Düzeni (NWICO) önermiştir.
ABD'de yürürlüğe giren ve iletişim endüstrilerinde deregülasyonu (serbestleşmeyi) sağlayan yasadır. Bu yasa, kamu politikalarının yerine piyasa rasyonalitesini koyarak 1990'lar boyunca devasa medya holdinglerinin birleşmesine ve mülkiyet yoğunlaşmasına (konglomerasyon) zemin hazırlamıştır.
David Morley tarafından yapılan ve İngiliz Kültürel Çalışmaları'nın dönüm noktası olan alımlama araştırmasıdır. Aynı televizyon programını izleyen farklı sınıfsal ve mesleki grupların, kendi toplumsal konumlarına göre nasıl tamamen farklı ve müzakereci/karşıt okumalar ürettiğini ampirik olarak göstermiştir.
Elisabeth Noelle-Neumann'ın 'Suskunluk Sarmalı' kuramını geliştirmesine ilham veren seçimlerdir. Seçim öncesi anketlerde baş başa görünen partilerden birinin, son düzlükte 'kazanacak taraf' algısının güçlenmesiyle oylarını dramatik şekilde artırmasını, kararsızların sessiz kalma eğilimiyle açıklamıştır.
Almanya'nın Frankfurt kentinde kurulan ve 'Frankfurt Okulu' olarak anılan eleştirel düşünce merkezidir. Marksist teoriyi kültür, ideoloji ve kitle iletişimi ekseninde yeniden yorumlayarak modern kapitalizmin rıza üretim mekanizmalarını deşifre eden çalışmalara imza atmıştır.
Katz ve Lazarsfeld'in çalışmasında, farklı alanlardaki kanaat önderliği arasında neredeyse hiç örtüşme olmadığı bulunmuştur. Örneğin, bir kadının moda konusunda kanaat önderi olması, onun pazarlama veya kamu işleri konusunda da lider olacağını öngörmeye yetmemektedir.
Gündem belirleme kuramının temelini oluşturan ünlü tespittir: 'Basın insanlara ne düşüneceklerini söylemede başarılı olamasa da ne hakkında düşüneceklerini söylemede olağanüstü başarılıdır.' Bu saptama medyanın bilişsel düzeydeki güçlü etkisini özetler.