Filozof Michel Foucault, söylemlerin serbestçe dolaşmadığını, aksine kimin nerede ve nasıl konuşabileceğini belirleyen kurumsal dışlama ve denetim mekanizmaları (söylemin düzeni) tarafından sınırlandırıldığını savunur.
Dil felsefesinde Paul Grice tarafından ortaya konan bu ilke, iletişimde tarafların ortak bir amaç doğrultusunda işbirliği yaptığını ve sözlerin arkasındaki çıkarımsal anlamları bu sayede çözebildiğini açıklar.
Dil felsefesinde geliştirilen bu yaklaşıma göre, dil sadece bilgi aktarmakla kalmaz; 'söz söylemek aynı zamanda bir eylem gerçekleştirmektir' (örneğin söz vermek, nikah kıymak, tehdit etmek).
Eleştirel Söylem Analizi, metinlerdeki dilsel seçimleri sistematik olarak incelemek için çoğunlukla Sistemik İşlevsel Dilbilim kuramının sunduğu araçlardan ve dil işlevlerinden yararlanır.
1999 tarihli çalışmalarında yazarlar, söylem ile iktidar, kurumlar ve maddi pratikler gibi diğer toplumsal unsurlar arasındaki ilişkinin tek yönlü değil, karşılıklı ve diyalektik olduğunu savunmuşlardır.
Entman, 1993 yılında çerçevelemeyi; bir konunun belirli yönlerini seçip iletişim metninde daha görünür kılarak belirli bir sorun tanımı, neden atfı ve ahlaki değerlendirme yapma süreci olarak tanımlamıştır.
Tuchman, 1978 tarihli 'Making News' çalışmasında, haber üretim süreçlerinin ve kurumsal rutinlerin, dış dünyadaki gerçekliği tarafsızca yansıtmadığını, onu aktif olarak inşa ettiğini ortaya koymuştur.