Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
İletişim, Latince 'communicare' fiilinden türetilmiş olup dilimizde 'ortak kılma' anlamına gelmektedir. İnsanlar toplum halinde yaşayan sosyal varlıklardır ve sosyal varlık olmanın en doğal sonucu iletişim kurmaktır. Hiçbir insan veya topluluk iletişimsiz yapamaz; çünkü toplum, bireylerin yalıtık bir koleksiyonu değil, etkileşim içinde olduğu dinamik bir sosyal yapıdır. İletişim, en kısa ve temel tanımıyla, kaynakla hedef arasında mesaj alışverişidir.
İletişim, kişilerin kendilerini ifade edebilme ihtiyaçlarının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bireyler arasındaki ilişkiler sistemi olarak da tanımlanan bu süreç, amaçsız etkileşimlerden ziyade bir etki oluşturmak ya da bir davranışa neden olmak amacıyla gerçekleştirilir. İletişim, bireyler arasında anlam üretimini ve bilgi paylaşımını sağlayan sosyal bir süreçtir; düşüncelerin ifade edilmesini ve anlam arayışının sürdürülmesini sağlar.
İletişim yalnızca konuşmaktan ibaret değildir; jestler, mimikler, beden dili, yazı ve çeşitli semboller de bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır. Her iletişim eylemi bir kodlama, gönderme ve çözümleme aşamalarını içerir. Shannon ve Weaver'a göre iletişim kaynak, kanal, mesaj, alıcı ve geri bildirimden oluşan doğrusal bir süreçtir; Schramm ise iletişimi karşılıklı anlam yaratma süreci olarak açıklayarak bireylerin geçmiş deneyim ve sembolik sistemlerine vurgu yapmıştır.
İletişim kurmaktaki asıl amaç, anlaşılabilir mesajların gönderilmesi ve karşı tarafın tutum ve davranışlarında arzulanan değişikliğin yaratılmasıdır. Normal zihinsel fonksiyonlara sahip bir insan iletişim kurmadan yaşayamaz; yaşam adeta bir iletişim kurma serüvenidir. İnsan gündelik yaşamında diğer insanlarla, kurumlarla, gruplarla ya da bizzat kendisiyle iletişim kurarak varlığını sürdürür.
İletişim süreci, temel ve ikincil unsurlar olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Kaynak, mesaj, kanal ve alıcı (hedef) iletişimin temel unsurlarını oluştururken; kodlama, kod açma, algılama, değerlendirme, çevre (bağlam) ve geri bildirim ikincil unsurlar sınıfına girer. İkincil unsurlar olmadan da teknik olarak iletişim kurulabilir, ancak iletişimin niteliğini ve etkinliğini artırmak için bu unsurlara mutlaka ihtiyaç vardır.
Kaynak (Gönderici), iletişimi başlatan, mesajı üreten ve iletidir. Kaynak olmadan iletişim kurulamaz. Kaynak, zihnindeki duygu, düşünce veya bilgiyi belirli sembollere dönüştürerek yani 'kodlayarak' mesajı oluşturur. İletişimin görünür yönü olan Mesaj (İleti) ise kaynağın alıcıya iletmek istediği sözlü, yazılı veya görsel içeriktir. Sembollerin tek başlarına mutlak bir anlamı yoktur; anlamlar gönderici ve alıcı tarafından yüklenir.
Kanal (Mesaj Yolu), mesajın kaynaktan hedefe iletildiği fiziksel, teknik veya toplumsal araçtır. Ses dalgaları, ışık dalgaları, telefon kabloları veya sinir sistemi birer kanaldır; örgütsel düzeyde ise intranet, bültenler ve emir-komuta zinciri kanal görevi görür. Alıcı (Hedef), gönderilen kodlanmış mesajı alan, çözen (deşifre eden) ve yorumlayan kişi, grup ya da kitlelerdir.
Filtreleme ve değerlendirme aşamasında duyu organlarına ulaşan veriler algılama süzgecinden geçer. Algı; kişinin bir bilgiyi duyma, organize etme, anlama ve değerlendirme sürecidir. Sürecin son ve tamamlayıcı unsuru olan Geri Bildirim (Feed-back) ise alıcının kaynağın mesajına verdiği tepki ve geriye bilgi akışıdır. Geri bildirim sayesinde süreç tek yönlü olmaktan çıkıp çift yönlü ve kontrollü bir yapı kazanır.
İletişim, kullanılan araç, yöntem, kanal ve kodlara göre farklı şekillerde sınıflandırılır. Temel sınıflandırmada iletişim; sözlü iletişim, sözsüz iletişim ve yazılı iletişim olmak üzere üç ana gruba ayrılır. Bunun yanı sıra kişinin kendisiyle iletişimi (içsel iletişim), kişiler arası iletişim, grup iletişimi, örgüt iletişimi ve kitle iletişimi gibi farklı boyutları da bulunmaktadır.
Sözlü iletişim, konuşma dili olarak da bilinir ve yüz yüze görüşmeler, toplantılar, telefon konuşmaları, sunumlar ve konferanslar aracılığıyla gerçekleşir. Sözlü iletişim kendi içinde 'dil ile iletişim' (ne söylendiği) ve 'dil-ötesi iletişim' (ses tonu, ses hızı, şiddeti, duraklamalar ve vurgular gibi nasıl söylendiği) olmak üzere ikiye ayrılır.
Sözsüz iletişim (beden dili), iletişimin birincil aracı olan sözcükleri destekleyen ikincil mesaj kanallarıdır. Araştırmalar, yüz yüze iletişimde mesajın çok büyük bir kısmının sessiz kanallarla (jestler, mimikler, duruş, göz teması, mekân kullanımı ve giyim-kuşam) iletildiğini göstermektedir. Mekân kullanımı, beden dili ve dil yoluyla betimleme sözsüz iletişimin temel unsurlarıdır.
Yazılı iletişim, insanlık tarihinin kültürel evriminin bir ürünü olan yazının icadıyla ortaya çıkmıştır. Merkezî bürokrasi ile taşra teşkilatları arasında eşgüdüm sağlayan yazılı iletişim; mektup, e-posta, rapor ve dijital mesajlar aracılığıyla kurulur. Yazmanın belirli bir zaman alması ve geri bildirimin gecikmeli olması gibi özellikleri bulunsa da, sözlü iletişimde yaşanan birçok belirsizlik ve problemi ortadan kaldırır.
İletişim engelleri, mesajın kaynaktan hedefe iletilmesini, alınmasını ve doğru anlaşılmasını engelleyen tüm faktörlerdir. Bu engeller yapıcı engeller ve bozucu engeller olarak ikiye ayrılabilir. Mesajı sürekli reddetmek ve olumsuz geri bildirimde bulunmak bozucu bir engelken; yanlış bir şey yapmamaya çalışmak ve aşırı özen göstermek yapıcı bir engel oluşturabilir. Engeller fiziksel, psikolojik, anlamsal, teknolojik ve kültürel kategorilerde incelenir.
Kişisel engeller, gönderici ve alıcının mesajı kodlarken, aktarırken veya çözerken yeterli dikkati göstermemesinden kaynaklanır. Sözcüklere boğulma, anlatılanların karıştırılması, mesajın alıcı hızı gözetilmeden peş peşe verilmesi (algılayamama), konuya ilgi duymama, aşırı sıcak/soğuk gibi fiziksel çevre rahatsızlıkları ve fizyolojik/psikolojik rahatsızlıklar bu gruba girer.
Dil ve anlatım sorunları (semantik problemler), kelimelerin farklı insanlar tarafından farklı anlamlarda kullanılmasından kaynaklanır. Jargon kullanımı (mesleki teknik dil), ağdalı ifadeler ve dilin yapısal yetersizlikleri anlam kaymalarına ve çatışmalara yol açar. Konfüçyüs'ün belirttiği gibi, her çatışmanın gerisinde kelimelere verilen farklı anlamlar yatmaktadır.
Dinleme ve algılama sorunları; atlama (mesajın bazı kısımlarını silme), çarpıtma (anlamı değiştirme) ve aşırı anlam yükleme şeklinde kendini gösterir. Yetersiz bilgi sahibi olmak, alıcının anlamadığı hâlde anlamış gibi görünmesine, cinsiyet ve kültür farklılıkları ise mesajın algılanmasında sapmalara ve tıkanık iletişime neden olur.
İletişim engellerini ortadan kaldırmanın en etkin yolu, öncelikle engelin farkına varmak ve ardından uygun stratejileri uygulamaktır. Kaynak, mesajı alıcının anlayacağı biçimde kodlamalı, ilgi çekici örneklerle desteklemeli ve uygun kanalları seçmelidir. Algılama farklılıklarını aşmak için seçici algılamadan kaçınılmalı, dil farklılıkları için yalın bir dil kullanılmalı ve alıcılar soru sormaya teşvik edilmelidir.
Duygusal reaksiyonları yönetmek, sözlü ve sözsüz iletişim arasındaki uyumsuzlukları gidermek, güvensizliği ortadan kaldırmak için güven yaratmak ve alıcının duygu dünyasına göre mesajı ayarlamak engelleri aşmada kritik öneme sahiptir. Ayrıca ağdalı ifadelerden kaçınmak, geri bildirim mekanizmalarını aktif kullanmak, pekiştircilerden yararlanmak, sözleri davranışlarla desteklemek ve yüz yüze iletişim kurmak sürecin etkinliğini artırır.
Dinleme, duymaktan farklı olarak zihinsel ve psikolojik bir süreçtir. İyi bir dinleme becerisi, karşısındakini yargılamadan anlamaya çalışmayı gerektirir. Aktif dinleme, konuşmacının mesajını tamamlamasından dinleyicinin sorumlu olduğu, sözlü ve sözsüz tüm unsurlara dikkat edildiği bir süreçtir.
Dinleme türleri amaçlarına göre dörde ayrılır: Ayırıcı dinleme (sözcüklerin cümle içindeki anlamını bulma), Kapsayıcı dinleme (mesajın genel anlamını yargılamadan ortaya çıkarma), Empatik dinleme (konuşmacının iç dünyasını onun gözüyle ve yargılamadan anlamaya çalışışma) ve Eleştirel dinleme (mesajı mantıksal ve kanıta dayalı bir değerlendirmeye tabi tutarak ikna olma çabası).