Dolaylı ihracat, dış pazara yeni adım atan ve finansal gücü sınırlı olan işletmeler için sıfıra yakın yatırım gerektirmesi ve aracıların sorumluluk alması nedeniyle en düşük riskli giriş stratejisidir.
Lisans anlaşmalarında, lisans alan yerel işletmenin süreç içinde teknik bilgi ve markayı öğrenerek gelecekte lisansör firmaya güçlü bir rakip haline gelme riski en büyük dezavantajdır.
Üretim sözleşmesi, işletmeye dış pazara çok hızlı giriş yapma şansı tanırken, ilerleyen süreçte sözleşme yapılan yerel üreticiyi tamamen satın alarak pazarda kalıcı olma fırsatı sunar.
Doğrudan yatırım yapan çokuluslu firmalar, yatırım yaptıkları ülkenin hükümetleri tarafından sağlanan ucuz işçilik, hammadde erişimi, vergi muafiyetleri ve özel devlet teşviklerinden doğrudan yararlanabilirler.
Bu stratejide dünya genelinde tek bir ürün ve tek bir reklam mesajı kullanıldığından, ürün geliştirme, üretim ve pazarlama iletişimi maliyetlerinde maksimum düzeyde tasarruf elde edilir.
Hem ürünün fiziksel yapısının hem de reklam mesajlarının her ülkeye göre ayrı ayrı değiştirildiği bu strateji, yerel pazara en yüksek uyumu sağlasa da en yüksek maliyetli pazarlama karması stratejisidir.
Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması (NAFTA) gibi bölgesel ekonomik bütünleşmeler, üye ülkeler arasındaki gümrük duvarlarını ve ticari engelleri kaldırarak işletmelerin uluslararası pazarlara açılmasını son derece kolaylaştırmıştır.
İşletmelerin yerel pazardaki durgunluk, doymuşluk ve talep azalışı gibi risklerden korunmak amacıyla uluslararası pazarlara yönelmesi, tek bir ülkeye olan ekonomik bağımlılığı azaltarak finansal sürdürülebilirliği güvence altına alır.
Lisans anlaşmasıyla dış pazara giren işletmeler, patent ve markalarını yerel firmalara kullandırırlar. Ancak bu durum, lisans süresi bittiğinde yerel firmanın edindiği teknolojik bilgiyle lisansöre güçlü bir rakip haline gelmesi riskini taşır.
Doğrudan yatırım stratejisi, işletmeye yabancı pazardaki üretim, dağıtım ve pazarlama operasyonları üzerinde %100 kontrol gücü sağlar. Bu durum, aracıların yaratabileceği marka imajı risklerini tamamen ortadan kaldırır.
Aynı ürünün aynı mesajla tüm dünyada satılması stratejisi, Ar-Ge, üretim ve reklam bütçelerinde devasa tasarruflar sağlayarak işletmelerin küresel ölçekte en düşük maliyetle faaliyet göstermesine olanak tanır.
Ürünün yerel teknik standartlara veya voltaj farklılıklarına göre fiziksel olarak değiştirildiği, ancak ürünün sunduğu temel fayda aynı olduğu için reklam kampanyalarının ve mesajlarının tüm ülkelerde aynı tutulduğu stratejidir.
Fiziksel sermaye yatırımı yapmadan sadece yönetim know-how'ını ihraç eden işletmeler, yönetim sözleşmesi sayesinde sıfıra yakın finansal riskle çok kısa sürede yeni ülkelere ve pazarlara giriş yapabilmektedir.
Üretim sözleşmesi yapan bir işletme, dış pazardaki yerel üreticiye kendi standartlarında üretim yaptırır. Bu strateji, ilerleyen dönemde o yerel işletmeyi tamamen satın alarak pazarda kalıcı ve güçlü bir oyuncu olma fırsatı sunar.
Pazar seçiminde ülkelerin coğrafi konumu, nüfus büyüklüğü, kişi başına düşen milli geliri ve politik istikrarı gibi makro veriler, işletmelerin uzun vadeli yatırım kararlarını doğrudan şekillendiren en kritik parametrelerdir.
Dış pazarlara açılmak isteyen ancak yeterli sermayesi bulunmayan işletmeler, dolaylı ihracat yöntemiyle hiçbir yurt dışı yatırımı yapmadan, sadece yerel aracı kurumlar vasıtasıyla ürünlerini dünya pazarlarına ulaştırabilirler.