Okuma Parçası
Hiçbir yaratık henüz düşünemiyorken, kaba ve düşünmeyen bir yönelimselliğe sahip, ne yaptıklarından ya da neden yaptıklarından zerre kadar haberi olmayan basit takip ve ayırt etme araçları olan varlıklar vardı. Ama bu araçlar gayet iyi işliyordu. Varlıkları izliyor, onların kıvrılış ve dönüşlerine güvenilir tepkiler veriyor, çoğunlukla hedefleri üzerinde sabitlenmiş oluyor, nadiren işlerinin başından ayrılıyor ve uzun süre başıboş gezmiyorlardı. . . Koşullar değiştikçe, araçların tasarımları da yeni koşullara uygun tepkiler verecek şekilde değişti ve sahiplerini gerekçelerle bunaltmadan, onların iyi donatılmış bir durumda kalmalarını sağladı. Bu yaratıklar avlandı, ama avlandıklarını düşünmediler; kaçtılar, ama kaçtıklarını düşünmediler. İhtiyaçları olan know-how’ a sahiptiler. “Know-how” bir tür bilgeliktir, bir tür yararlı bilgidir, ama tasarımlanmış bilgi değildir.
Daha sonra bazı yaratıklar hem içeriye hem de dışarıye işaretler koyarak-sorunları dünyaya ve beyinlerinin sadece diğer kısımlarına yükleyerek-çevrenin kontrol edilmesi en kolay kısmını arıtmaya başladılar. Tasarımlar oluşturmaya ve kullanmaya başladılar, ama öyle yaptıklarını bilmiyorlardı. Bilmeye ihtiyaçları yoktu. Tasarımların bu tür bilmeden kullanımını “düşünmek” olarak adlandırmalı mıyız? Adlandırmalıysak, bu yaratıkların düşündüklerini ama düşündüklerini bilmediklerini de söylemek zorunda kalırız! Biz bunun zekice ama düşüncesizce bir davranış olduğunu söyleyebiliriz, çünkü düşünsel olmamasının yanı sıra üzerinde de düşünülemiyordu.
Biz insanlar düşünmeden pek çok zekice işler yaparız. Düşünmeden dişlerimizi fırçalar, ayakkabılarımızı bağlar, araba kullanır, hatta soruları yanıtlarız. Ama bizim bu etkinliklerimizin çoğu farklıdır, çünkü biz bunlar hakkında, diğer yaratıkların düşüncesiz ama zekice etkinlikleri hakkında düşünemedikleri bir biçimde, düşünebiliriz. Aslında, araba kullanmak gibi düşüncesiz etkinliklerimizin pek çoğu, ancak açıkça özbilinçli olan uzun bir tasarım gelişimi döneminden geçtikten sonra düşünmeden yapılan bir etkinliğe dönüşebilir.
Bu nasıl başarılır? Dilimizi öğrendiğimizde beynimize yüklediğimiz ilerlemeler, kendi etkinliklerimizi gözden geçirmemizi, anımsamamızı, yinelememizi ve yeniden tasarlamamızı mümkün kılarken, beynimizi çeşitli yankı bölgeleri haline getirir ve böylece, aksi takdirde bellekten silinip gidecek işlemler bir yerlerde asılı kalıp kendi içlerinde bağımsız nesnelere dönüşebilirler. En uzun süre sebat eden ve sebat ettikçe etkili olanları, bilinçli düşüncelerimiz olarak adlandırıyoruz.
Zihinsel içerikler, beyindeki özel bir bölmeye girerek değil, ayrıcalıklı ve gizemli bir ortama aktarılarak da değil, davranış kontrolüne egemen olmak için ve dolayısıyla uzun süre devam edecek etkilere kavuşmak için-ya da yanıltıcı bir ifadeyle söylersek, “belleğe girmek” için-diğer zihinsel içeriklere karşı girdikleri yarışları kazanarak bilinçli halde gelirler. Ve bizler konuşabildiğimiz için ve kendi kendimizle konuşmak en hükmedici etkinliklerimizden biri olduğu için, zihinsel bir içeriğin hükmedici hale gelmesinin en etkili yollarından biri, kontrollerin dil kullanan bölümlerini gütme konumuna geçmesidir.
İnsan bilinci hakkındaki bu öneriye verilen genel bir tepki, aşağı yukarı aşağıdaki gibi ifade edilen samimi bir hayrettir: “Beynimde tüm bu garip yarışma süreçlerinin devam ettiğini ve bilinçli süreçlerin, sizin söylediğiniz gibi, sadece bu yarışları kazananlar olduğunu varsayalım. Bu onları nasıl bilinçli kılıyor? Daha sonra onlara ne oluyor da benim onları bilmemi sağlıyor? Çünkü ne de olsa, bu benim bilincim ve ben onu ilk ağızdan tanıyorum, bunun açıklanması gerek!” Bütün bu sorular derin bir kafa karışıklığını gösteriyor, çün-
