Genel Türk Tarihi Kaynakları. Türk tarihinin en eski dönemlerine ışık tutan kaynakların neredeyse tamamı Çin kaynaklarına dayanmaktadır. Göçebe Türk boyları, ancak Çinliler kendileriyle askerî veya siyasi olarak ilgilendikleri ölçüde yazılı kayıtlara geçmişlerdir. Çinliler, güçlü dönemlerindeki göçebe kavimleri birbirine karşı koz olarak kullanmış ve bu mücadeleleri ayrıntılı kaydetmiştir; ancak Türkler zayıfladığında Çin kaynaklarındaki bilgiler de son derece sınırlı kalmıştır. Asya Hunları, Çin kayıtlarında 'Hiung-nu' adıyla geçmektedir ve bu kayıtlarda M.Ö. 318'den itibaren büyük bir askerî güç kazandıkları anlaşılmaktadır. Bu dönemde göçebe yaşam tarzı, bozkır konar-göçer kültürü ve Çin ile olan hudut mücadeleleri Çinli tarihçilerin gözünden aktarılmıştır. Çin kaynaklarında Hunlar hakkındaki bilgilere zaman zaman efsanevi unsurlar da karışmıştır. Hunların batı sınırlarında yaşayan Kırgızlar gibi boylar da zamanla Gök-Türklere ve Uygurlara tâbi olmuşlardır. Bu erken dönem kabileler arası ilişkiler, bozkır siyasetinin dinamiklerini anlamak açısından Çin ve komşu kroniklerinde izlenebilmektedir. Türklerde yazının gelişmesi Gök-Türk dönemi (552-744) ile birlikte hız kazanmıştır. Yenisey ve Orhon vadilerinde bulunan yazıtlar, Türk tarihini artık dış gözlemcilerden (Çinlilerden) değil, bizzat Türklerin kendi ağzından öğrenmemizi sağlamıştır. Yenisey yazıtları Orhon alfabesiyle yazılmış olup VII. yüzyıla tarihlenmektedir ve Kırgızların hayat hikâyelerine yer vermektedir. Doğu Gök-Türklere ait olan Orhon yazıtları, devletin resmî ideolojisini, Çin kültürünün bilinçli olarak reddedilmesini ve komşular üzerinde egemenlik kurma idealini gözler önüne serer. Kültigin (732), Bilge Kağan (735) ve Vezir Tonyukuk (720-725) adına dikilen bu kitabelerde I. Gök-Türk Kağanlığı, 630-680 yılları arasındaki esaret dönemi ve II. Gök-Türk Kağanlığı'nın yeniden kuruluşu detaylıca anlatılır. 1956 yılında Moğolistan'da bulunan Bugut Yazıtı (tahmini 581) Gök-Türklerin ilk kağanı Bumin'in oğlu Mahan Tigin'in mezar taşıdır. Taşın Soğdca, Sanskritçe ve Brahman dillerinde yazılmış olması, İpek Yolu'nda büyük bir siyasi ve ekonomik güç olan Soğdların Gök-Türk yönetim divanındaki kritik rollerini ve devletin ilk dönemindeki dil/kültür etkileşimlerini açıkça göstermektedir. Uygurlar (744-840), başlangıçta Orhon havzasındaki Kara Balgasun'u merkez yapmışlar, ardından Maniheizm dinini resmi din olarak benimsemişlerdir. Mani dininin mensubu olan Soğdlara ve yerleşik hayata dayanma ihtiyacı, Uygurların göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçişini hızlandırmıştır. Yerleşik hayat, dilde somut kavramlardan soyut ve felsefi kavramlara geçişi tetiklemiştir. Uygur yazıtlarından Şine-Usu Yazıtı Moyun Çur Kağan adına dikilmiş olup boy mücadelelerini ve Tarduş, Töles, Kırgız, Çikler ile Basmıllarla olan ilişkileri aktarır. Kara Balgasun Yazıtı ise Türkçe, Çince ve Soğdça olmak üzere üç dille yazılmış olup Uygur medeniyetinin merkezini, Lo-yang seferini (762) ve Mani rahiplerinin faaliyetlerini kayda geçirmiştir. Turfan bölgesindeki freskler ve minyatürler Uygur sanatının zenginliğini gösterir. Uygur medeniyeti daha sonra Karahanlılar, Timurlular ve Osmanlılar (Fatih Sultan Mehmed döneminde Uzun Hasan'a yazdırılan zafernâme ve Kutadgu Bilig nüshaları) üzerinde derin izler bırakmış, Moğollara kâtiplik yapılarak Çağatay edebiyatının temelleri atılmıştır. Moğol hâkimiyeti Avrasya'da siyasi istikrar ve ticaret yollarının güvenliğini sağlarken, Batılı seyyahların (Plano Carpini, Wilhelm von Rubruck, Marco Polo, İbn Battuta ve Sigismund von Herbersteyn) kaleme aldığı seyahatnameler bozkır sosyal hayatı, Altın Orda idaresi ve hanların politikaları hakkında dışarıdan paha biçilmez gözlemler sunmuştur. Moğol dilinde yarlıklar, kitabeler, mektuplar ve Cengiz Han döneminin kanunlarını içeren 'Yasak' veya 'Yasa' nizamnameleri oluşturulmuş; sarayda mahkeme kararları 'Koko Debter'e (Kök Defter) kaydedilmiştir. 'Moğolların Gizli Tarihi' ve Altın Orda sahasında Ötemiş Hacı'nın yazdığı 'Tarih-i Dost Sultan' eseri bu dönemin temel kaynaklarındandır. XIV. yüzyılın sonu ve XV. yüzyılda Timur ve Timurlular döneminde İran ve Türkistan birleşmiş, Farsça ve Çağatayca tarih yazıcılığı zirve yapmıştır. Babür'ün otobiyografi türünün şaheseri olan 'Bâbürnâme'si ve Mirza Haydar'ın 'Tarih-i Reşidî'si Doğu Türkistan ve Maveraünnehr tarihi için birinci sınıf kaynaklardır. XVI. yüzyıldan itibaren Türkistan hanlıklarında (Buhara, Hive, Hokand) yerel tarih yazıcılığı gelişmiştir. Buhara'da Şeybanî, Astrahanî ve Mangıt hanedanları döneminde Fars kültürünün baskın olması nedeniyle yazılan eserlerin neredeyse tamamı Farsça kaleme alınmış; tarihçiliğin temel gayesi hanların yönetimini meşrulaştırmak ve olaylardan ders çıkarmak olmuştur. Hive Hanlığı'nda tarih yazıcılığı Ebulgazi Bahadır Han'ın açık bir Çağatay Türkçesiyle yazdığı 'Şecere-i Türk' ve 'Şecere-i Terâkime' adlı eserleriyle güçlü bir ivme kazanmıştır. Daha sonra Muhammed Rahim Han döneminde tarih yazımı kurumsallaştırılmış; Mûnis ve Agâhî gibi tarihçiler 'Firdevsü’l-ikbal' gibi önemli eserler üretmişlerdir. Orta Asya'da modern anlamda bilimsel tarihçilik yerel çevrelerde değil, Rusya'da Rus oryantalistlerin (özellikle V. V. Barthold ve ardından Yuri Bregel) gayretleriyle şekillenmiştir. Sovyet döneminde ise tarih yazımı tamamen Marksist ideolojik şablonlara ve parti direktiflerine (feodal baskı, Rusya'ya gönüllü katılım argümanları) bağlı kalmak zorunda bırakılmıştır. XIX. yüzyılın sonunda Kırımlı İsmail Gaspıralı'nın önderliğinde bir eğitim reformu olarak başlayan Ceditçilik, zamanla İdil-Ural, Kafkasiya ve Türkistan'da sosyal hayatın her alanını kapsayan siyasi ve aydınlanmacı bir harekete dönüşmüştür. Gelenekçi ulema (Kadimciler) bu değişimi bir yozlaşma olarak görürken, Ceditçiler modernleşme ve ulusal bilinç inşasını savunmuşlardır. Sovyet rejiminde Ceditçiliğe yaklaşım dönemsel olarak değişmiştir. 1920'lerde olumlu ve ılımlı değerlendirilirken, 1930'lardan itibaren düşmanca bir tavır takınılarak 'burjuva milliyetçisi' ve 'Pan-Türkist' ilan edilmişlerdir; 1960 ve 70'lerde ise kısmi olarak 'Aydınlanmacı' kimlikle yeniden ele alınmışlardır. Türkiye'de ise Meşrutiyet dönemiyle birlikte İstanbul'a gelen Yusuf Akçura, Abdullah Battal-Taymas, Z. Velidi Togan, Abdülkadir İnan ve Baymirza Hayit gibi Rusya ve Türkistan kökenli aydınlar, Ceditçilik ve Türk dünyası tarih yazıcılığının temellerini atmış, Türkiye'deki Orta Asya algısını ve akademik birikimini büyük ölçüde şekillendirmişlerdir.