Sesli Özet
← Ünite 5

Ünite 5: Klasik Dönem Divan Şairleri-2 — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Bugün altıncı ünitemizde, on altıncı yüzyılın edebiyatımıza damga vuran birbirinden renkli ve üretken divan şairlerini konuşacağız, hazırsanız başlayalım. Önce Bursa’nın bağrından çıkan çok yönlü bir dâhiyle, Lamiî Çelebi’yle tanışalım. Lamiî, sadece sanatçı bir aileden geldiği için değil, aynı zamanda dönemin tüm ilimlerine hakim olduğu için çok şanslı bir insan. Nakşi şeyhi Emir Buharî’ye bağlanınca manevi dünyası bambaşka bir boyuta evriliyor ve büyük Fars şairlerine duyduğu hayranlık onu adeta ikinci bir Cami yapıyor; bu yüzden edebiyat tarihimizde Camî-i Rûm olarak anılıyor. Aslında devlet kapısında iş bulmak onun için çocuk oyuncağıydı ama o resmi görevleri elinin tersiyle itip bütün ömrünü okumaya, yazmaya ve ilme adadı. Kırka yakın eseriyle edebiyatımızın en verimli kalemlerinden biridir kendisi. Türk edebiyatında daha önce hiç işlenmeyen Vamık u Azra veya Vîs ü Ramin gibi mesnevileri ilk defa dilimize kazandıran da odur. Ayrıca ilk Türkçe Şem ü Pervane mesnevisinin yazarı olması ve Bursa’nın güzelliklerini anlatan şehrengizleriyle yerli konuları şiirimize taşıması bakımından da pek kıymetlidir. Gelelim bir başka sıra dışı isme: Gelibolulu Mustafa Âlî’ye. Bin dokuzyüz kırk birde Gelibolu’da doğan Âlî; şair, tarihçi, bürokrat ve hakiki bir Osmanlı aydınıdır. Hayatı boyunca idari görevler üstlenmiş, sancakbeyliklerinden defterdarlıklara kadar pek çok yerde bulunmuştur. Fakat ne yazık ki aşırı hırsı ve herkesi eleştiren uzlaşmaz mizacı yüzünden arzuladığı o yüksek makamlara bir türlü kalıcı olarak gelememiş, sık sık görevden alınmıştır. Edebi hayatına Çeşmî mahlasıyla başlasa da, o hırçın kişiliğine Âlî mahlası çok daha fazla yakışmıştır. Elliden fazla eser veren Âlî, özellikle tarihteki Künhü’l-Ahbar’ı ile ün salmıştır. Şiir cephesine baktığımızda ise bin beş yüz kırk dokuz gazeliyle en çok gazel yazanlar ligindedir. Günlük hayatın en sıradan detaylarını, düğünleri, av sahnelerini, hatta köpeğine yazdığı mersiyeleri bile şiire sokacak kadar cesur ve renkli bir hayal dünyası vardır. Listemizin üçüncü sırasında rint meşrepli bir başka dev isim var: Bağdatlı Ruhî. Aslında Rumelili bir ailenin çocuğu olarak Bağdat’ta dünyaya gelen Ruhî, gençliğinden beri gezmeyi seven, yerinde duramayan ve kimseye bağlanmayan derviş ruhlu bir adamdı. Şam’dan İstanbul’a kadar Osmanlı coğrafyasını karış karış gezen şairin bu muhalif yapısı, şiirlerine de aynen yansımıştır. Bin yüz on beş gazeli bulunan Ruhî, söz oyunlarından ziyade konuşma dilinin o sıcak ve doğal akışına yaslanır. Şiirlerinde sadece aşkı değil, dönemin sosyal adaletsizliklerini ve yozlaşmalarını da acımasızca eleştirmiştir. Ama onu edebiyatımızın ölümsüzleri arasına sokan şey, hiç şüphesiz meşhur terkib-bendidir. Toplumun ikiyüzlü zahitlerini, menfaat düşkünlerini hicvettiği bu eser o kadar büyük bir yankı uyandırmıştır ki, yüzyıllar boyunca Ziya Paşa dahil pek çok şaire nazire yazdırmış, hatta iktisat tarihçilerinin bile Osmanlı zihniyetini anlamak için temel kaynak olarak kullandığı bir başyapıt haline gelmiştir. Son olarak, bu dönemin mesnevi dünyasına şöyle bir uzanalım. On altıncı yüzyıl, adeta bir mesnevi patlaması yaşanan dönemdir. Eskiden daha çok ahlaki ve didaktik şeyler yazılırken, bu asırda aşk, tasavvuf ve tarih konulu mesneviler başroldedir. Taşlıcalı Yahya, Lamiî Çelebi, Gelibolulu Mustafa Âlî gibi isimler tam anlamıyla hamse sahibi birer rekortmendir. Araştırmacılar bu dönemde yazılan yüzlerce mesneviyi aşk ve macera, dini tasavvufi, tarihi destani ve realist yerli mesneviler olmak üzere dört ana başlıkta sınıflandırırlar. Bu eserler sadece birer aşk hikayesi değil, o dönemin insanının psikolojisini, dünya görüşünü ve estetik anlayışını bugüne taşıyan paha biçilmez kültür belgeleridir.