Çağdaş Kırım Tatar Edebiyatı-2. XIX. yüzyılın ortalarında Kırım’da Türkler ve Tatarlar açısından durum oldukça olumsuzdu. 1783’teki işgalin ardından Çarlık Rusyası Kırım’a yoğun bir şekilde yerleşmiş, Rusya içlerinden göçmenler getirerek bölgeyi iskân etmişti. Bu baskılar ve politikalar sonucunda Kırım Tatarları kitleler halinde Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmış, savaşlar ve baskılar nedeniyle bölgedeki Türk nüfusu giderek azalmıştı. Çarlık yönetiminin resmi okullarda özellikle Ortodoksluk başta olmak üzere dinî eğitimi ön planda tutması, Müslüman Kırım Tatar halkının çocuklarını bu okullara göndermesini uzun süre engellemiştir. Bu kronik tıkanıklığı ve kültürel yozlaşmayı gören İsmail Gaspıralı, 1883 yılında çıkardığı Tercüman gazetesi ile yenileşme hareketlerinin önünü açmış ve “Usul-i Cedid” (yeni eğitim-öğretim usulü) metodunu uygulamaya koyarak modern Kırım Tatar edebiyatının da doğumunu gerçekleştirmiştir. Gaspıralı'nın etkisi sadece Kırım ile sınırlı kalmamış, bütün Rusya Müslümanlarını derinlemesine etkilemiştir. O, 'Dilde, Fikirde, İşte Birlik' şiarıyla hareket ederek sade bir İstanbul Türkçesini 'ortak edebi dil' olarak benimsemiş ve bu doğrultuda yazan bir aydınlar neslinin yetişmesine öncülük etmiştir. XX. yüzyıl başlarında Kırım Tatar şair ve yazarları arasında belirgin çizgileri olan iki büyük siyasi ve edebi eğilim ortaya çıkmıştır. Birinci grupta yer alanlar, İsmail Gaspıralı'nın 'ortak edebi dil' ilkesine bağlı kalan, sade bir İstanbul Türkçesini savunan, medrese veya usul-i cedit eğitimi almış İslamcı-Türkçü milliyetçi aydınlardır. İsmail Lemanov, Numan Bayburtlu, Mehmet Niyazi, Şevki Bektöre, Habibulla Odabaş ve Bekir Sıdkı Çobanzade bu grubun önde gelen isimlerindendir. İkinci gruptaki gençler ise çoğunlukla Kırım'daki Rus Öğretmen Okulu'ndan mezun olan, Çarlığa karşı aktif ve radikal bir siyasi mücadeleyi benimseyen, dönemin Rus sosyal demokrat ve ihtilalci çevrelerinden etkilenen isimlerdir. Abdurreşit Mehdiyev, Hüseyin Şamil Toktargazi, İlyas Boraganski, Osman Zaatov, Hasan Çergeyev ve Ali Bodaninski bu radikal ve inkılapçı kanadı oluşturmuştur. Bu iki grubun yanı sıra, her iki akıma da belirli oranlarda yakın duran daha küçük üçüncü bir ılımlı eğilimden de söz etmek mümkündür. 1917 ihtilali sonrasında Cemil Kermencikli, Ömer İpçi, Abdulla Latifzade ve Hamdi Giraybay gibi isimler de bu edebi ve fikri hareketliliğe dahil olmuşlardır. Osman Akçokraklı, Kırım’ın yetiştirdiği çok yönlü şahsiyetlerden biridir; seyahatleri, hat sanatı çalışmaları, çevirileri ve tarihi araştırmalarıyla tanınmıştır. Puşkin’in 'Bahçesaray Çeşmesi' ile 'Tılsım' eserlerini çevirmiş, Kırım Goncaları adlı şiir kitabını yayımlamış, Çufutkale’deki türbenin kitabesini inceleyerek Canike Hanım’a ait olduğunu kanıtlamış ve bu rivayetlerden esinlenerek 'Hikâyet-i Nenkecan Hanım'ı yazmıştır. Ayrıca tarihi destanlar, kitabeler ve mezar taşları üzerinde çalışmış, 1934'te milliyetçilikle suçlanarak işten çıkarılmış ve 1938'de öldürülmüştür. Hasan Sabri Ayvazof, Alupka'da doğmuş, genç yaşından itibaren Jön Türklerin yayın organlarında yazmış, 'Genç Tatarlar' cemiyeti içinde yer almıştır. Gaspıralı'nın ölümünden sonra Tercüman gazetesini yönetmiş, Vatan Cemiyeti üyesi olarak 1917'de Kırım Tatar Milli Kurultayı'nın üç eş başkanından biri ve Millet gazetesinin başyazarı olmuştur. Sovyet döneminde Kırım'ın temsilcisi olarak Türkiye'ye gidip Atatürk ile görüşerek açlık çeken halk için yardım temin etmiş, ancak 1938'de rejim düşmanı suçlamasıyla kurşuna dizilmiştir. Ayvazof’un 'Neden Bu Hâle Kaldık' adlı piyesi, döneminin toplumsal problemlerini, Batılılaşma sancılarını, aydınların ana dillerinden kopuşunu ve millî kimlik sorununu tiyatro sahnesine taşıyan en önemli eserlerden biridir. Eserdeki Abdulvatan, Abdülislam ve Said Bey gibi karakterler üzerinden yazar, İslam âleminin geri kalış nedenlerini ve çözüm yollarını tartışmaya açmıştır. Bekir Sıdkı Çobanzade, Karasubazar'da doğmuş, Galatasaray Sultanisi'ni bitirdikten sonra Budapeşte Üniversitesi Doğu Dilleri Fakültesi'nden birincilikle mezun olmuştur. Kıpçakların Codex Cumanicus yazma eserleri üzerine yazdığı doktora teziyle 'Türk Filolojisi ve Felsefe İlimleri Doktoru' unvanını almıştır. Kırım'da ve Azerbaycan'da üniversitelerde profesörlük ve dekanlık yapmış, Bakû I. Türkoloji Kurultayı'na katılarak Türk dillerinin terminolojisi üzerine bildiriler sunmuştur. Çobanzade başlangıçta Kırım'ın 'Çöl şivesi' ile şiirler yazsa da, 1928'de yayımlanan 'Boran' adlı şiir kitabında ve bilimsel eserlerinde sade bir İstanbul Türkçesini benimsemiştir. İsmail Gaspıralı'nın 'Dilde, Fikirde, İşte Birlik' şiarına sıkı sıkıya bağlı kalmış, Türk dillerinin ve alfabelerinin birliği için ömür boyu mücadele etmiştir. Bilimsel dehasına ve siyasetle doğrudan uğraşmamış olmasına rağmen, Çobanzade Stalin dönemi baskılarından kurtulamamıştır. 1937 yılında 'pantürkist' ve 'rejim düşmanı' suçlamalarıyla tutuklanmış, işkencelerle soruşturmaya maruz bırakılmış ve 1937 ile 1939 yılları arasında idam edilmiştir. Anam adlı şiiri onun anne sevgisini ve yurt hasretini işleyen en tanınmış eserlerindendir. 1905 Rus Meşrutiyeti’nin ilanından sonra Kırım’da basın hayatı büyük bir canlanma göstermiştir. Tercüman'ın yanı sıra Alem-i Nisvan, Alem-i Sıbyan, Vatan Hadimi, Millet, Tatar Sedası, İleri, Okuv İşleri ve Köz Aydın gibi gazete ve dergiler yayımlanmıştır. Bu süreli yayınlar, ideolojik baskılara rağmen millî bilincin ve edebi türlerin (özellikle hikâye ve makalenin) gelişmesine zemin hazırlamıştır. Tiyatro alanında ise Seyit Abdulla Özenbaşlı’nın 'Olacağa Çare Olmaz' adlı ilk Kırım Tatar tiyatrosundan sonra Celal Muinov, Ömer İpçi ve Yusuf Bolat gibi isimler önemli eserler sahnelemiştir. Özellikle Ömer İpçi, Kırım Tatar Devlet Tiyatrosu'nun rejisörü olarak 'Nenkecan Hanım', 'Alim', 'Fahişe' gibi yirmiye yakın tiyatro oyunu yazmış, Sovyet döneminde tiyatronun kurucularından biri olmuştur. 1920'lerin sonlarından itibaren Bolşevik rejimi, kültürel alan üzerinde katı bir ideolojik kontrol kurmuştur. 'Ortak edebi Türk dili' yasaklanmış, dil Kıpçak ağızlarına doğru zorla yönlendirilmiştir. 1937-1938 Büyük Temizlik yıllarında yüzlerce aydın, yazar ve bilim insanı kurşuna dizilmiş veya kamplara gönderilmiştir. 1944 yılında Kırım Tatarlarının toplu olarak Orta Asya'ya (özellikle Özbekistan'a) sürgün edilmesi, Kırım'daki Türk-Tatar medeniyeti ve yazılı mirası için yıkım olmuştur. Halk 'hain' ilan edilmiş, eserler imha edilmiş ve Kırım Tatarcası yazılı dil olarak yasaklanmıştır. Stalin'in ölümünden sonra 1957'de Lenin Bayrağı gazetesinin çıkarılmasına ve yazarlar birliğinde şube açılmasına izin verilmesiyle edebiyat yeniden canlanmaya başlamıştır. Özbekistan sürgünُ döneminde şair ve yazarlar (Eşref Şemizade, Şamil Alâdin, Yusuf Bolat vb.) ana dilini yaşatmak için eserler vermiştir. 1968'de Taşkent'te Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümü açılmış, 1976'da 'Yıldız' dergisi yayımlanmaya başlanmıştır. 1991 sonrasında ise kitleler halinde Kırım'a dönüşler başlamış, Taşkent'teki Yıldız dergisi Akmescit'e taşınmıştır. Ancak 2014 yılında Rusya Federasyonu'nun Kırım'ı ilhak etmesi, Kırım Tatarlarının bu ikinci yeniden doğuş ve vatanına bağlanma hareketi üzerinde yeni baskılar, sarsıntılar ve bunalım dönemleri yaratmıştır. Eşref Şemizade, sürgün döneminin en önemli edebi şahsiyetidir. Moskova Sinema Enstitüsü'nde okumuş, Dinyeper Barajı'nı konu alan 'Dneprelstan' adlı büyük manzumesiyle ün kazanmıştır. Milliyetçi görüşleri, Atatürk'ü övmesi ve Bekir Çobanzade için şiir yazması nedeniyle suçlanarak Sibirya'ya sürülmüştür. 'Kaval', 'Toğan Kaya' gibi şiir kitaplarının yanı sıra, Kırım'ın trajedisini alegorik bir dille işlediği 'Közyaş Divar' destanı onun en önemli eserlerindendir. Cengiz Dağcı, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşmüş, ardından İngiltere'ye (Londra'ya) yerleşerek ömrünü orada geçirmiş dünyaca tanınmış bir romancıdır. Varlık Yayınevi'nde yayımlanan 'Korkunç Yıllar' ve 'Yurdunu Kaybeden Adam' romanları ile Türkiye Türklerine Kırım Türklerinin yaşadığı devasa faciaları, savaş acılarını ve Sovyet zulmünü tanıtmıştır. Dağcı, eserlerinde asla nefret ve intikam duygusuna kapılmamış, insanî ve objektif tavrını koruyarak dünya hümanist kültürüne katkıda bulunmuştur. Vasiyeti gereği cenazesi Londra'dan alınarak doğduğu Kırım'ın Kızıltaş köyüne defnedilmiş, böylece Kırım ile Türkiye arasında kopmaz bir edebî köprü olmuştur.