Sesli Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Çağdaş Tatar Edebiyatı — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Çağdaş Tatar Edebiyatı. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren İdil-Ural bölgesinde dil, tarih, etnografya ve folklor alanlarında görülen ilerleme ve gelişmeler, doğrudan doğruya Kazan’daki Rus okulları ve üniversitesinin etkisiyle açıklanmaktadır. Kazan Üniversitesi'nin kuruluşu bölgedeki aydınları derinden etkilemiş, Batılı bilim metotlarıyla yapılan araştırmaların önünü açmıştır. Bununla birlikte modern edebiyattaki gelişmeler başlangıçta İsmail Gaspıralı’nın çalışmaları, Türkiye ve doğrudan doğruya Avrupa kültür hayatının tesiriyle şekillenmiştir. Bu dönemde dil konusunda önemli çalışmalar yapan Muhammed Gali Mahmudov (1824-1891), Kazan Üniversitesi’nde hat hocalığı yapmış ve Tatarları Rusça öğrenmeye ikna etmeye çalışmıştır. 1856 yılında basılan 'Pratik Tatar Dili Kılavuzu' adlı ders kitabını yazmış, 1864’te ise Marzubanname’yi 'Kitab-ı Destur-i Şahî ve fi Hikayet-i Padişahî' adıyla Tatarcaya çevirmiştir. Bir diğer öncü isim Hüseyin Feyizhanov (1828-1866) ise bulduğu mezar taşı kitabeleriyle Bulgar dilinin Tatar diliyle akraba olduğunu ortaya koymuş ve Tatarların İdil-Kama boyu Bulgarlarıyla aynı soydan geldiğini savunarak Rus bilim çevrelerindeki yanlış kanaatleri değiştirmiştir. XVIII. yüzyıl ortalarından itibaren Rus yönetiminin çıkarları doğrultusunda Müslüman Türklere yönelik politikalarında yumuşama görülmüştür. II. Katerina döneminde çıkarılan Dinî Hoşgörü Kararnamesi ile Tatarlara iç ticaret imkânı tanınmış, cami ve medrese açmalarına izin verilmiş, 1789’da Ufa’da Rusya Müslümanları Müftülüğü kurulmuştur. Bu gelişmelerle birlikte medreseler çoğalmış, skolastik çerçevede de olsa dinî bilgiler yenilenmiş ve din anlayışında hurafelerden arınma yönünde bir öze dönme hareketi başlamıştır. Din anlayışını yenileyen ilk şahsiyetlerden biri olan Abdunnasır Kursevî (1776-1812), Buhara medreselerindeki skolastik zihniyete karşı çıkarak tenkit fikrini yeniden gündeme getirmiştir. 'Kitabü’l-İrşad li’l-İbad' adlı eserinde bilginin körü körüne taklit edilmesini eleştirmiş, yeni içtihatların yapılabileceğini savunmuştur. Onun açtığı yoldan giden Şihabeddin Mercanî (1818-1889) ise İslam dinini akılcı bir görüşle ele almış, Kuran ve hadislere birinci derecede önem vermiştir. Mercanî, modern tarih araştırmalarının yolunu açarak 'Usul-i Cedid' eğitim hareketinin en büyük destekçilerinden biri olmuştur. İdil-Ural bölgesinde modern kültür ve bilim hayatının gelişmesinde en büyük paylardan biri Kayyum Nasiri (1824/25-1902)’ye aittir. Papaz mekteplerinde Tatar dili öğretmenliği yapan ve Kazan Üniversitesi'ne dinleyici olarak devam eden Nasiri, Rus ve Alman şarkiyatçılarla yakın ilişkiler geliştirmiştir. Bu ilişkiler sayesinde ansiklopedik bilgi sahibi olmuş ve modern araştırma metotlarını kendi eserlerinde uygulamıştır. 1885 yılında Kazan Üniversitesi Arkeoloji, Tarih ve Etnografya Cemiyeti’ne üye kabul edilen ilk Müslüman olmuştur. Kayyum Nasiri, Tatarca-Rusça dilbilgisi kitapları ve sözlükler kaleme almıştır. Basılan ilk eseri 'Kratkaya Tatarkskaya Grammatika' (1860) olup, Ahmet Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmanî’sinden esinlenerek 'Lehçe-i Tatarî' (1895-1896) sözlüğünü hazırlamıştır. 609 sayfalık hacimli eser olan 'Kırık Bakça'da (Fevakifü’-l-Cülesa fi’l-Edebiyat) Kuran ve hadislerdeki tavsiyelerin yanı sıra Tatar sözlü edebiyatından bilmeceler, maniler, türküler, manzumeler ve atasözleri derlemiştir. Nasiri, folklorcu ve etnograf kimliğiyle de öne çıkmış, 1871-1897 yılları arasında yayımladığı 'Kalendar' (masa takvimleri) adını taşıyan yıllıklarla Tatarların çağdaş dünyadan haberdar olmasını sağlamıştır. 1871 yılında 'Tañ Yoldızı' adlı bir gazete çıkarmak için müracaat etmiş ancak izin alamamıştır. Osmanlı Türkçesinden Kazan Tatarcasına Kırk Vezir, Kabusname, Ebu Ali İbn Sina Hikâyesi gibi pek çok eseri tercüme etmiş; coğrafya, matematik, botanik ve geometri alanında da telif eserler vermiştir. Panslavizm ve Rus milliyetçiliğini yakından takip eden Nasiri, milletinin Türk-Tatar, dilinin de Tatarca olduğunu idrak etmiş, eserlerini yerel dille yazmaya çalışmıştır. Bu sebeple Sovyet döneminde modern Tatar yazı dilinin kurucusu olarak gösterilmiştir. Kendisinin eserlerinde Osmanlı Türkçesi ve Çağataycanın etkisinden tamamen kurtulamadığı görülse de, Tatarcanın kurallı bir dil olduğunu savunmuş ve fiil çekiminin zenginliğiyle diğer dillerden üstün olduğunu iddia etmiştir. İdil-Ural ve Kırım bölgelerinde fikir ve edebiyat alanındaki modernleşme, doğrudan doğruya İsmail Gaspıralı’nın 1880’li yıllardaki çok yönlü faaliyetleriyle başlamıştır. Avrupa’daki uluslaşma hareketlerinden ve Rus Panslavizminden etkilenen Gaspıralı, bütün Rusya Müslümanlarının kalkınması için yekpare bir proje uygulamaya koymuştur. Bu proje, 1883’te Bahçesaray’da yayımladığı 'Tercüman' gazetesiyle, 1884’te fonetik metotla başlattığı 'Usul-i Cedid' eğitimiyle ve 1887’de yayımlamaya başladığı roman ve hikâyeleriyle hayata geçirilmiştir. Gaspıralı, Tercüman gazetesindeki yazılarında modern edebiyatın gerekliliğini savunmuş, Avrupa’daki hikâye, roman ve tiyatro eserlerinin toplumun gelişmesindeki rolünü vurgulamıştır. Ona göre edebiyat cehaleti yok etmede birinci derecede rol oynamalı ve toplumun Batı'dan bilgi ve teknoloji almasında yol göstermeliydi. Ulusal kimlik gibi bütün Türk dünyasında edebî dil de tek ve ortak olmalıydı. Bu doğrultuda 'Frengistan Mektupları', 'Darürrahat Müslümanları', 'Sudan Mektupları', 'Kadınlar Ülkesi' gibi eserler kaleme almıştır. O dönemin şartlarında coğrafi sınırlar bugünkünden çok farklıydı ve İdil-Ural'dan Kırım'a kadar tüm Türkler kendilerini 'Müslüman' kimliğiyle algılıyorlardı. Sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesiyle yayımlanan Tercüman gazetesi bu coğrafyanın tamamına ulaşıyor ve ortak bir edebî akım oluşturuyordu. Bu ortamda medrese eğitimi görmüş aydınlar ve tüccarlar Tercüman'ı okuyor, Gaspıralı’nın yolundan giderek ilk modern Tatar roman ve hikâyelerini kaleme alıyorlardı. Rus yönetimi, İsmail Gaspıralı’nın ve Türkiye fikir muhitinin Tatarlar üzerindeki etkisinin son derece farkındaydı. Baş sansür görevlisi Simirnov ve misyoner İlminskiy'in raporlarında ve mektuplarında, Tatar medreselerinden Hristiyanlığa yol açılmaya çalışılırken gimnaziyalar sayesinde İstanbul'a ve çağdaş düşünceye yol açıldığından endişeyle bahsedilmiştir. Bu durum, dönemin aydınları üzerindeki Osmanlı ve ceditçilik etkisinin resmi makamlarca da tescillendiğini göstermektedir. Musa Akyiğit (1864-1923), Penza Rus gimnaziyasından mezun olduktan sonra Tercüman'da çalışmış ve İsmail Gaspıralı’nın tavsiyesiyle İstanbul’a gelerek Mekteb-i Mülkiye’yi birincilikle bitirmiştir. Akyiğit, Tatarların ilk romanı olan 'Hüsameddin Molla'yı (1886) kaleme almıştır. Roman, eski-yeni zihniyet yani Doğu-Batı çatışması üzerine kurulmuştur. İstanbul’da ceditçi tarzda yetişip köyüne dönen Hüsameddin Molla ile mutaassıp kadimci molla Bikbolat Hazret arasındaki mücadele, dönemin sosyal, dini, iktisadi ve eğitim problemlerini realist bir dille yansıtır. Muhammed Zahir Bigi (1870-1902), ikinci Tatar romanı olan ve realist bir bakış açısıyla yazılmış cinayet romanı 'Ulûf yaki Güzel Kız Hatice’yi (1887) yazmıştır. Eser, Kazan’da bir otelde işlenen cinayet etrafında zengin Tatar ailelerinin yaşam tarzını, adliye mekanizmasını ve insan ilişkilerini ustalıkla işler. Zahir Bigi ayrıca Kazan medreselerindeki talebelerin ahlaki zaaflarını, içki ve fuhuş batağına sürüklenen gençleri eleştirdiği 'Günah-ı Kebair' (1890) romanını ve Batı Türkistan’ın sosyal hayatını anlatan 'Maveraünnehir’de Seyahat' eserini kaleme almıştır. Rızaeddin Fahreddin (1858-1936), Orenburg İdare-i İslamiyesi’nde kadılık yapmış, 'Şura' dergisini yönetmiş önemli bir aydındır. 'Selime Yaki İffet' (1898-99) adlı eserinde, iyi eğitilmiş ve yüksek öğrenim görmüş bir kadının erkeklerle eşit hatta onlardan üstün olabileceği tezini işlemiştir. 'Esma Yaki Emel ve Ceza' (1903) romanında ise iyilikle kötülük, yenilikle eskilik arasındaki çatışmayı kurgulamış, Tatar kadınının trajik yaşamını ve cehaletle mücadelesini gözler önüne sermiştir. Fatih Kerimi (1870-1937) ve Sadri Maksudi (1879-1957) de bu dönemin öncü yazarlarındandır. Sadri Maksudi henüz 18 yaşında iken yazdığı 'Maişet' (1900) romanında çok evlilik meselesini ve toplumsal bunalımları işlemiştir. Fatih Kerimi ise İstanbul Mektupları ve Avrupa Seyahatnamesi gibi eserleriyle Türkiye ile İdil-Ural arasındaki kültürel köprüleri güçlendirmiş, matbaacılık ve gazetecilik faaliyetleriyle ceditçilik hareketine büyük katkı sağlamıştır. Ayaz İshaki (1878-1954), Tatar modern edebiyatının romancı, oyun yazarı, gazeteci ve en önemli siyasi liderlerinden biridir. Eserlerinde halkı aydınlatma, cehaletten kurtarma ve ulusal bilinç kazandırma amacı güden İshaki, köylüleri, mollaları, medrese talebelerini ve tüccarları tipikleştirerek toplumun gerçekliğine inmiştir. 'Üyge Taba' (Eve Doğru), 'Tilinçi Kız', 'Mulla Babay' gibi romanlarının yanı sıra 'Züleyha' (1918) dramı ile Tatar tarihinin en büyük travmalarından biri olan zorla Hristiyanlaştırma politikasını ve halkın direnişini sahneye taşımıştır. Modern Tatar tiyatrosu, Abdurrahman İlyasi’nin (1856-1895) evlilik meselesini işlediği 'Biçare Kız' (1887) adlı eseriyle başlamıştır. İlyasi bu eseri aynı yıl kendi evinde çarşaflardan oluşturduğu sahnede sahneleyerek Tatarların ilk aktör ve rejisörü olmuştur. Piyeste ataerkil aile yapısının baskısına karşı duran hürriyet yanlısı aydın genç tipi ile gelenekçi zihniyet çatıştırılmıştır. Biçare Kız'dan sonra Fatih Halidi’nin 'Redd-i Biçare Kız' (1888) ve Galiesgar Kâmal’ın 'Beħitsiz Yigit' (1898) gibi eserleriyle tiyatro faaliyetleri güçlenmiştir. Rus okullarından ve Muhammediye Medresesi’nden mezun gençlerin kurduğu amatör topluluklar kısa sürede profesyonel tiyatroya dönüşmüş, Tatar kadınlarının sahneye çıkmasıyla tiyatro sanatı halk arasında hızla yaygınlaşmıştır. Ayaz İshaki ve diğer tiyatro yazarları, eserlerinde sosyal bozulmaları, kadının toplumdaki yerini, eğitim reformlarını ve milli kimlik arayışlarını ele almışlardır. Sovyet öncesi dönemde tiyatro, halkı bilinçlendirmede ve ceditçi fikirlerin kitlelere yayılmasında basından sonra en etkili ikinci araç konumu kazanmıştır. Modern Tatar şiiri, klasik şiir ve halk şiiri geleneklerine bağlı kalarak başlamış ancak içerik ve dünya görüşü bakımından büyük bir değişim geçirmiştir. Ceditçi aydınların maarifçi görüşleri didaktik manzumelerde yer alırken; vatan, millet sevgisi ve hürriyet temalı romantik şiirler Rus meşrutiyetinden sonra güçlenmiştir. Bu dönemin en büyük şairi şüphesiz Abdulla Tukay (1886-1913)'dır. Kısa ömrüne rağmen Tatar şiirinin zirvesi kabul edilen Tukay, Kışlavuç köyünde doğmuş, anne ve babasını küçük yaşta kaybederek zor şartlar altında büyümüştür. Uralsk'ta (Cayık) medrese tahsili görmüş, Mutiullah Tuhfetullin ve Abdulveli Emrullah gibi şahsiyetlerin etkisiyle Doğu edebiyatının yanı sıra Osmanlı ve Batı edebiyatını tanıma imkânı bulmuştur. Fikir ve El-Asrü’l-Cedid dergilerinde çalışarak edebiyat dünyasına adım atmıştır. Tukay, Tatar milliyetçiliğinin ilk büyük şairi olmuş, halkın ortak sesini şiirlerine taşımıştır. 'Tuğan Til' (Anadil), 'Par At', 'Şüreli', 'Kadir Kiç' ve 'Özilgen Ömid' gibi eserleri Tatar edebiyatının başyapıtları arasındadır. Şiirlerinde halkın acılarını, sevinçlerini, cehalete karşı duyulan öfkeyi ve milli kimlik bilincini ustalıkla işlemiştir. Eserlerinde aruz vezninin yanı sıra halk şiiri formlarını da başarıyla kullanmıştır. Tukay, genç yaşta veremden vefat ettiğinde tüm Rusya Türkleri arasında büyük bir milli matem yaşanmıştır. Onun şiirleri Tatar halkının ruh kökünü yansıtan milli birer marş niteliği kazanmış, günümüzde dahi her eğitimli Tatar tarafından ezbere bilinen kültürel bir hazine haline gelmiştir. İdil-Ural bölgesinde gazete çıkarma çabaları 1860'lardan beri Rus yönetimi tarafından engellenmişse de, Abdurreşid İbrahim 1900 yılında Petersburg’da 'Mirat' (Ayna) dergisini çıkararak bu engeli aşmayı başarmıştır. Mirat, İslam toplumunun ve medreselerin geriliğini, ayrıca Rus okullarından yetişip kendi halkına yabancılaşan aydın gençleri sert bir dille e