Okuma Parçası
← Ünite 3

Ünite 3: Halk Edebiyatında Seyirlik Türler: Kukla, Meddah, Orta Oyunu — Okuma Parçası

Ders kitabının ünite sonuna koyduğu ek okuma metni. Sınavda doğrudan sorulmaz; konuyu bağlamına oturtmak için.

BİR ORTA OYUNUNDAN BİR KESİT UÇMAK

KAVUKLU: Sorma Tosuncuğum, bir felâket atlattım ki tarif kabul etmez... PİŞEKÂR: Aman, geçmiş olsun Hamdiciğim! KAVUKLU: Geçmiş olsun ki, geçmiş olsun... PİŞEKÂR: Naklet bakayım, merak ettim. KAVUKLU: Canım, geçende fırtına çıkmadı mıydı? PİŞEKÂR: Evet, hattâ ben korkudan evin bodrumuna kaçmıştım; sen nerede idin? KAVUKLU: Ben göklerde... PİŞEKÂR: Deme!... KAVUKLU: Nasıl deme! Hâlâ tir tir titriyorum... Hasım hasım yanıyorum... PİŞEKÂR: Sakın sıtma olmasın? KAVUKLU: Sıtma kaç para eder! PİŞEKÂR: Vâh, vâh! Aman Hamdiciğim, anlat bakayım... KAVUKLU: İşte, o fırtına sabahı idi. Rüzgâr daha pek o kadar esmiyor, yağmur azar azar çiseliyordu. Evden şemsiyeyi aldım, açtım. Dırağman, Fethiye yolunu tuttum. Fâtih Meydanı’na geldim, rüzgâr ziyâdeleşti (fazlalaştı). PİŞEKÂR: Açık, yüksek yerde öyledir. KAVUKLU: Baktım ki şemsiye dikilmeğe başladı, nerede ise elimden kurtulacak... Sıkı sıkı sapına sarıldım. PİŞEKÂR: Allah vere de bocalamayaydın! KAVUKLU: Bocalamak nerede? Rüzgâr sertleştikçe sertleşti, şemsiye dikildikçe dikildi. PİŞEKÂR: Aman! KAVUKLU: Amanı zamanı yok... Bir aralık vücûdümde bir hafiflik duydum. Dikkat ettim ki Fâtih Cami’nin kapısının üstü ile bir hizâye gelmişim... Kurşunlar bana doğru... PİŞEKÂR: Ne diyorsun? Yat aşağı... Maazallah bir tanesi isabet etti mi? KAVUKLU: Tosun, sen bunamışsın! Tüfek kurşunu değil... Kubbe kurşunları... PİŞEKÂR: Hay Allah müstehakkını versin... Yüreğim hop etti! KAVUKLU: Benimkini sorma, neler etti? Ben, hâlâ yürüyorum zannediyordum. Bir de göz ucu ile bakayım ki ayaklarım yerden kesilmiş, ben, on beş arşın yükselmiş değil miyim? PİŞEKÂR - E..eee... Sonra? KAVUKLU: Sonrası, büyük kubbe, derken şerefesi, alemleri... PİŞEKÂR: Yâ düşseydin? KAVUKLU: Kabil mi? Şemsiyenin sağlam olduğunu biliyordum. Artık aşağılara bakmıyordum. Gözlerim kararır diye korkuyordum. Uç babam, uç... PİŞEKÂR: Oh, ben senin yerinde olsam çaylak maylak, akbaba kovalar, yakalardım. KAVUKLU: O havada rast gelirsen... PİŞEKÂR: Aman Hamdiciğim, bir şeyi daha merak ettim. Yolu nasıl buluyordun? Pusulan var mıydı? KAVUKLU: Pusulam yoktu amma cebimde, kâğıdının üzeri haritalı cigara kâğıdı vardı; çıkarıp bakıyordum. PİŞEKÂR: Acaba, nerelere kadar gittin? KAVUKLU: Düz gitseydim, muhakkak Şam’ı bulmuştum. Fakat dik gittiğim için, haritadan bulunduğum noktayı tayin ettim ki Çukurbostan üzerindeyim. PİŞEKÂR: Eee.. Ne ise? Pek o kadar uzun değil. KAVUKLU: Evet... Ne diyordum... PİŞEKÂR: Çukurbostan üzerindeyim, diyordun! KAVUKLU: Hâ... Bir de, rüzgâr birdenbire kesilmez mi? Başladım inmeğe... PİŞEKÂR: Aman!... KAVUKLU: Aman ki aman... Tam yarı yola kadar indim, güneş de çıktı. Çıkar çıkmaz gözlerim kamaştı. Ne