Özet
← Ünite 7

Ünite 7: Birleşik İsim Grubu ve Unvan Grubu — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Kelime Gruplarının Dildeki Yeri ve Önemi

Dil, gerçek dünyanın bir yansıması olarak anlam bulur ve dil dünyası, nesneleri veya durumları/hareketleri işaret eden yapılara sahiptir. Wittgenstein’in 'Anlamın Resim Kuramı'na göre, düşünmeyi olanaklı kılan resimler olgusal ilişkileri yansıtan kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşur ve dil ile temsil ettiği şey arasındaki aynılık, aktarımı mümkün kılar.

Bununla birlikte, bir dildeki kelimeler her zaman anlam ayrıntılarını eksiksiz verebilmek için yeterli sayıda veya nitelikte olmayabilir. Eksik ifade edilen anlam unsurları zihindeki resmi bulanıklaştırır ve iletişimi zayıflatır. Anlam dünyasındaki netliği sağlamak amacıyla kelimelerin bir araya gelerek oluşturdukları gramer birliklerinden yararlanılır.

Bu gramer birliklerinden biri olan kelime grubu; iki veya daha fazla kelimenin bir araya gelerek oluşturduğu, tek kelimeye denk gelen ve yargı bildirmeyen dil birimidir. Sözlük unsurunun tek başına yetersiz kaldığı durumlarda bu yapılar devreye girer ve cümle içinde tek bir ögeyi karşılar.

2Birleşik İsim Grubunun Yapısı ve Temel Özellikleri

Bir nesneye ad vermek için bazen tek kelime yeterli olmaz. Ortak niteliğe sahip nesneleri ayırmak ve onları ayrı kılmak amacıyla özel isimler birden fazla kelimenin birleşmesiyle kurulur. Birleşik isim grubu, iki veya daha fazla ismin yan yana gelerek bir varlığa ya da nesneye özel ad olması durumudur.

Bu gruplar en az iki ismin birleşmesiyle oluşur; ancak üç veya daha fazla isimden de meydana gelebilir. Unsurların tamamı genel olarak özel isimdir ve ad-soyadından oluşan bütün kişi isimleri birleşik isim grubudur. Nadiren sıfat, unvan veya akrabalık bildiren unsurlar bu grubun ilk üyesi olabilir.

Birleşik isim grupları oluşturulurken ek almaz ve tamlama özelliği taşımaz. Jean Deny bunları 'yanaşmalık öbekler', Nurettin Demir ve Emine Yılmaz ise 'tamlayan-tamlanan ilişkisi bulunmayan kelime grupları' olarak nitelendirmiştir. Bu gruplarda asıl ya da yardımcı unsur ayrımı yoktur, tüm kelimelerin değeri eşittir.

Vurgu son isim üzerindedir ve kelimelerin yeri kesinlikle değiştirilemez, unsurlardan biri eksiltilemez. Söz varlığında genel sözlükte cins isim olarak yer almazlar; ancak özel anlam taşıdıkları için ansiklopedilerde açıklama maddesi olarak bulunabilirler.

3Birleşik İsim Grubunun Çeşitli Unsurlardan Oluşması

Birleşik isim grubunun yapısı oldukça zengindir; bir unsuru kalıplaşmış bir sıfat tamlamasından oluşabilir (Örn: Dördüncü Murat, Tatavlalı Mahremî). Zamanla sıfat tamlaması görünümündeki bu yapılar kalıplaşarak birleşik isim grubuna dönüşür ve vurgu son üste geçer.

Ayrıca birleşik isim grubunun bir unsuru birleşik kelimeden (Örn: Mustafa Kemal Atatürk), belirtisiz isim tamlamasından (Örn: Bahtıgül Çamdibi) veya herhangi başka bir kelime grubundan meydana gelebilir.

Daha da ötesinde, birleşik isim grubunun bir unsuru doğrudan bir cümleden oluşabilir (Örn: Hüdaverdi Durmaz, Nuriye Derdiyok). Bu durum, dilin yapısal esnekliğini ve kelime gruplarının ne kadar geniş bir türetim kapasitesine sahip olduğunu gösterir.

4Birleşik İsim Grubunun İşlevleri ve Cümle İçindeki Yeri

Birleşik isim grupları kelime grupları içinde farklı roller üstlenir; yaklaşma grubunun isim unsuru, bağlama grubunun bir ögesi, edat grubunun özel isim unsuru veya unvan grubunun özel isim unsuru olarak kullanılabilir. Ayrıca -sız/-süz ve -li/-lü yapım eklerini alarak sıfat tamlamalarında ya da doğrudan isim tamlamalarında tamlayan unsur olabilir.

Cümle içinde bir varlığın adı olarak isim görevindedirler ve cümlenin hemen her ögesi olabilirler. Özne görevinde (Örn: Göbelez Baba dedi), nesne görevinde (Örn: Neşet Sabit’i tasavvur etti), yer tamlayıcısı görevinde (Örn: Mehmet Ali’den sorduk) veya yüklem görevinde (Örn: Refik Halit Karay’dı) rahatlıkla kullanılabilirler.

5Unvan Grubunun Yapısı ve Özellikleri

Sosyal yaşamda muhataba adıyla seslenmek hitabın bir özelliğidir; ancak sosyal tabakalaşma sonucu akrabalık ve unvan belirten seslenmeler de ortaya çıkmıştır. Bu seslenmeler konuşmacı ile dinleyici arasındaki mesafeyi ve kişinin toplumdaki konumunu belirler. Unvan grubu, bir kişi ismiyle birlikte kullanılan akrabalık ve unvan belirten kelimelerin oluşturduğu kelime grubudur.

Yapısal olarak bir kişi ismi ile yakınlık, akrabalık, meslek veya rütbe belirten bir unvan kelimesinin yan yana gelmesinden oluşur (Özel isim + unvan ismi). Söz diziminde unvan grupları özel isim olarak kullanılır ve kişi ismi unvan grubunun başında, akrabalık/unvan kelimesi ise sonunda yer alır (Örn: Ali dayı, Süleyman Efendi).

Unvan gruplarında da kelimeler ek almaz ve unsurların yeri değiştirilemez. Ancak birleşik isim gruplarından farklı olarak, unvan grubunda vurgu birinci unsur yani isim unsuru üzerindedir (Örn: Mahir dayı). Yer ismi olarak kullanılan bazı unvan grupları zamanla kalıplaşarak birleşik isim haline gelmiştir (Örn: Haydarpaşa, Kemalpaşa).

6Unvan Grubunun İşlevleri ve Cümle İçindeki Yeri

Unvan grupları kelime grupları içinde belirtisiz isim tamlamasının tamlayan unsuru (Örn: Dayızade Ahmet Bey takımının), belirtili isim tamlamasının tamlayan unsuru (Örn: Mithat Paşa’nın anıları), sıfat tamlamasının isim unsuru (Örn: Fethi Bey’i) veya bağlama ve edat gruplarının isim unsuru olarak görev yapabilir.

Cümle içinde isim görevinde bulunan unvan grupları; özne (Örn: Saime Ayoğlu Hanım ayağa kalktı), nesne (Örn: Mithat Paşa’yı methedeceğim), yer tamlayıcısı (Örn: Halil Paşa’ya sarıldı) ve yüklem (Örn: II. Abdülhamid Han’dır) görevlerinde sıklıkla kullanılmaktadır.

7Dille Gerçek ve Anlatım Yolu Sorunu

Wilhelm von Humboldt’a göre her dilin kendine özgü bir anlama ve düşünme yolu vardır ve dilin iç biçimi (innere Sprachform) bunu belirler. 'Ayrı ayrı dillerin sözcükleri aynı kavramı gösterseler bile hiçbir zaman gerçek eşanlamlı değildirler; her dilde özel bir dünya görüşü vardır.'

Bu durumu somutlaştırmak gerekirse; Türkçede baş dönmesi ayrı bir eylemle anlatılırken, Fransızcada 'baş dönmem var' şeklinde sahip olunan bir nesne gibi düşünülür. Benzer şekilde üşümek, acıkmak gibi eylemler Türkçede özel eylemlerle karşılanırken kimi dillerde sahip olunan bir varlık olarak ifade edilir.

Leo Weisgerber, dili 'dünyayı söze dönüştürme olayı' olarak tanımlar ve insanların bir 'dil ara dünyası'nda yaşadıklarını belirtir. Sapir-Whorf varsayımı ise dil ile gerçek arasındaki ilişkiyi inceler; Whorf’a göre her toplum kendi düzenine göre sözcük üretir ve çocuk anadilini öğrenirken dünyayı belli açılardan görmeye başlar (Örn: Hopi dilinde böcek, uçak ve pilot aynı sözcükle anlatılır).

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250