Kurtuluş Savaşı'ndan bir kesiti anlatan bu eser, modern epik şiirin Türk edebiyatındaki en önemli örneklerindendir. Eserde Üç Şehitler Tepesi'nde yaşanan savaş, halka ulus bilinci aşılamak amacıyla epik bir üslupla ve destansı bir bütünlükle aktarılmıştır.
Bir süvari grubundan yaralanıp atından düşen bir atlının ölüm anını anlatan epik özellikli bir ağıttır. Nâzım Hikmet bu şiirde tipografiden ve kelime tekrarlarından yararlanarak ritmi ölmekte olan birinin yavaşlayan nabzı haline getirmiştir.
John Stuart Mill, 'Şiir ve Çeşitleri Üzerine Düşünceler' adlı makalesinde şiir ile belagati birbirinden ayırır. Belagatin dinleyici varsaydığını, şiirin ise şairin yalnızlık anında kendi kendine içini dökmesi ve dinleyiciden tamamen habersiz olması anlamı taşıdığını savunmuştur.
Northrop Frye, lirik şairin okuyuculara sırtını döndüğünü ve kendi kendisiyle veya doğanın ruhu, ilham perisi, bir tanrı gibi hayali varlıklarla konuştuğunu belirtmiştir. Okura düşen görev ise bu iç monologa kulak misafiri olup haz duymaktır.
Macleish'in 'Ars Poetica' şiirinde geçen 'A poem should not mean / But be' (Şiir bir şey kastetmemeli, olmalı) dizesi, Yeni Eleştiri ekolünün metnin anlamına değil doğrudan varoluşsal dokusuna odaklanan temel sloganı olmuştur.
Rus biçimci kuramcı Viktor Şklovski, sanatın amacının nesneleri bilinen ve tanınan olgular olarak sunmak değil, farklılaştırma (yabancılaştırma) tekniğiyle algılama süresini uzatmak ve nesnenin oluşunu hissettirmek olduğunu savunmuştur.
Behçet Necatigil şiirlerinde metonimi ve metafor sanatlarını ustalıkla kullanmıştır. 'Çalar Saat' şiirinde şapka, çanta ve gözlük gibi eşyalarla memur tiplemesi yaratırken, başka bir şiirinde boya yaparken kullanılan 'astar' kelimesini bir ilişkideki güven temeli için metafor yapmıştır.
Ahmet Haşim, 'Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar' yazısında bir şiirin anlamının okuyana göre değişebileceğini ve her okuyanın ona kendi hayatının anlamını verebileceğini savunmuştur; bu yaklaşım nesnel eleştiri tarafından eleştirilmiştir.
W.K. Wimsatt ve Monroe C. Beardsley, 1954 yılında yayımladıkları 'The Verbal Icon' adlı eserlerinde 'niyetsel hata' ve 'etkisel hata' kavramlarını geliştirerek okurun ne şaire ne de kendi şahsi duygularına saplanıp kalması gerektiğini savunmuşlardır.
Ünlü eleştirmen Terry Eagleton, şiir dilinin günlük konuşma dilindeki şeffaf yapının aksine opak bir yapıda olduğunu, okurun ne söylendiği ile nasıl söylendiğini birbirinden ayıramayacağını ve şiirin dile yeniden hayatiyet kazandırdığını savunmuştur.
Oktay Rifat'ın 'Uykusuz camların kırmızı boynuzlu öküzü ellerimi yaladı mı yemyeşil kesilirim' dizeleri, kelimeler arası mantıksal bağların koparıldığı ve dilin rastlantısal çağrışımlarına bırakıldığı anlamsızlaşma akımına tipik bir örnektir.