Şiir Sanatı. Şiir, evrensel bir söz sanatıdır ve insanlığın ortak malı olarak her çağda ve toplumda var olmuştur. Goethe'nin de belirttiği gibi şiir, binlerce insan tarafından farklı coğrafyalarda ortaya konulan ortak bir insani ifadedir. Her ulusun şiiri yerel motifler barındırsa da, şiir özünde dilin özel ve estetik bir kullanım biçimidir. Günlük konuşma dilinin birincil amacı iletişim kurmak ve nesnel bilgi aktarmak iken, şiir dilinde temel motivasyon okur üzerinde estetik ve duygusal bir etki uyandırmaktır. Şairler, kelimeleri günlük anlam evrenlerinden çıkarıp seçerek, uygun bir söz dizimi ve ritmik yapıyla bir araya getirirler. T.S. Eliot'ın belirttiği gibi şiir, anlamı mantıksal düzeyde tam olarak çözülmeden önce bile okurla iletişim kurabilen, hissedilen bir ifade tarzıdır. Şiir dili, nesnel ve bilimsel bilgiden ziyade öznel yaşantılara ve duygusal deneyimlere odaklanır; bu yönüyle insan dilinin ve edebiyatın en yoğun, en rafine biçimi olarak kabul edilir. Şiirde anlam, kelimelerin sözlük anlamlarının ötesinde; ses, ritim, imaj ve ifade tonunun bir arada oluşturduğu bileşik bir dokudan doğar. Okurun alışkın olduğu yaşantı akışından çıkarılıp farklı bir ruh haline büründürülmesi, şiirin en temel işlevlerindendir. Bu nedenle roman ya da öykü gibi düz yazısal formlara kıyasla bir şiiri çözümleyip yorumlamak çok daha zahmetli ve teknik bilgi gerektiren bir süreçtir. Şiirleri doğru değerlendirebilmek ve anlamlandırabilmek için öncelikle türünü tespit etmek gerekir. T.S. Eliot'ın 'Şiirin Üç Sesi' makalesinde belirttiği gibi, şiirdeki tür ayrımı büyük ölçüde şiirde kimin konuştuğu ve kime hitap ettiği ile ilgilidir. Şiir türleri lirik, epik ve dramatik olmak üzere üç ana başlık altında incelenir; bunlar birer akım veya tema değil, yapısal olarak ayırt edilebilir anlatı modelleridir. Lirik şiir; duygusal coşkunun yoğun olduğu, müzikal bir yapıya sahip, konusunu aşk, yalnızlık, ölüm ve metafizik hassasiyetten alan türdür. John Stuart Mill ve Northrop Frye'ın yaklaşımlarına göre lirik şiirin en ayırt edici yönü, şairin okuyucuya sırtını dönmesi, bir iç monolog yürütmesi veya hayali bir varlıkla konuşmasıdır. Okur bu şiirlere doğrudan hitap edilen bir kamusal söylev gibi değil, gizli bir iç döküüşe kulak misafiri olur gibi yaklaşır. Kökeninde ritüeller, müzik ve dans yatan lirik şiir, modern dönemde de sembolizm etkisiyle bu müzikal arka planı korumuştur. Epik şiir; fetih, işgalden kurtuluş, savaş ve kahramanlık gibi toplumsal olayları mitik veya efsanevi kahramanlar etrafında anlatan uzun anlatısal şiirlerdir. Bir toplumun ortak hafızasını ve birlikte yaşama iradesini pekiştiren epik şiir, lirik şiirdeki mahrem iç monolog yerine dışa dönük, doğrudan okura/dinleyiciye hitap eden kamusal bir hikaye anlatma tarzını benimser. Sözlü kültür döneminde ozanların kopuz eşliğinde doğaçlama anlattığı destanlar, yazılı kültürde de ulus bilinci yaratma işlevini sürdürmüştür. Tahkiye (olay örgüsü) esas olduğu için modern roman ve hikayenin atası kabul edilir. Dramatik şiir; şairin veya bir anlatıcının aradan çekilerek kendi yarattığı karakterleri konuşturduğu, karşılıklı diyaloglara dayanan şiir türüdür. Anlatma (diegesis) değil gösterme (mimesis) esasına dayanır ve tiyatro oyunu ile iç içe durur. Dramatik şiirde 'uygunluk ilkesi' (decorum) hayati önem taşır; karakterlerin dili, üslubu ve jestleri yaşına, cinsiyetine, sosyal statüsüne ve ruh haline birebir uygun olmalıdır. Mehmet Akif Ersoy'un 'Küfe' adlı eseri, günlük konuşma Türkçesi ve gerçekçi diyaloglarıyla dramatik şiirin Türk edebiyatındaki en yetkin örneklerinden biridir. Bir şiirin dokusunu imaj, ses, ritim, ifade tonu ve anlam oluşturur. İmaj, dış dünyanın beş duyu organıyla algılanan nesnel karşılıklarının (görme, işitme, tatma, dokunma, koklama) sanatkarane bir dille yeniden üretilmesidir. Edebi imajlar, günlük dilin yetersiz kaldığı duyu ötesi sezgileri, ruh hallerini ve karmaşık tecrübeleri somutlaştırmak için kullanılır. Ezra Pound'un imaj tanımında olduğu gibi, şairler nesneler arasındaki analojik ilişkileri sergileyerek kuru bir doğa tasvirinden öte, zihinsel ve duygusal bileşimler yaratırlar. Ses ve ritim, şiirin maddi dokusunu ve melodi akışını belirleyen en temel unsurlardır. Şiirde ses, sadece kelimelerin uyumu değil, anlamı pekiştiren ve temsil eden fonetik bir ögedir. Ritim ise veznin mekanik kalıplarından farklı olarak, doğal konuşma tonlamasına dayanan, şiirin salınımı ve dalgalanmalarıdır. Türk şiirinde hece vezni Türkçenin ezgisine ve doğal duraklarına uyum sağlarken, Nâzım Hikmet gibi modern şairler vezinsiz, özgün ritimler ve tipografik düzenlemelerle içeriği destekleyen yenilikçi yapılar kurmuşlardır. Şiirde anlam, iletişim dilinin aksine sabit ve şeffaf değildir; aksine metnonimi, metafor ve farklılaştırma (yabancılaştırma) teknikleriyle kasten belirsizleştirilerek okura çok boyutlu çağrışım alanları açılır. Viktor Şklovski'nin belirttiği gibi sanatın amacı nesneleri alışıldık algıdan kurtarıp fark ettirmektir. İfade tonu ise şiirde konuşan sesin duygusal içeriğini, hüzün, öfke, ironi veya kibir gibi edalarını yansıtarak anlamın doğru çözümlenmesinde anahtar rol oynamaktadır. Şiir eleştirisi, bir şiirin türünü, imaj örgüsünü, ses-ritim yapılarını ve ifade tonunu çözebilmek için ciddi bir teknik donanım ve zihinsel emek gerektirir. I.A. Richards'ın 'Pratik Eleştiri' adlı çalışmasında öğrencileri üzerinde yaptığı deneyler, okurların şiir okurken düz anlamı kaçırmak, klişe tepkiler vermek, şiiri kendi yaşantısıyla karıştırmak veya doktriner peşin hükümlerle yaklaşmak gibi pek çok hata yaptığını ortaya koymuştur. Bu tür hatalardan kaçınmanın yolu, metin merkezli nesnel eleştiri ilkelerini benimsemektir. Nesnel şiir eleştirisi; yazarın biyografisine ve niyetine aşırı bağlanarak düşülen 'niyetsel hata' (intentional fallacy) ile okurun şiirin uyandırdığı kişisel duyguları metnin önüne koymasıyla oluşan hatalı yaklaşımları reddeder. Behçet Necatigil ve Wimsatt-Beardsley gibi kuramcıların vurguladığı üzere, şairler kendi eserlerini tarafsız ve doğru bir şekilde açıklayamayabilirler; çünkü yaratım süreci bilinçdışı çağrışımlarla doludur. Bu nedenle nesnel okur, şairin özgeçmişine veya şahsi duygu dünyasına saplanıp kalmak yerine doğrudan metnin dokusuna odaklanmalıdır. Her şiirin kendine has bir teknik yapısı ve talep ettiği bir okuma biçimi vardır. Okur zihinsel açıdan esnek olmalı, şiir okudukça zenginleşen bir edebi kültür edinmelidir. Şiir eleştirisi bir kez öğrenilip kalıplaşmış bir formül gibi uygulanan bir etkinlik değil, her metinde yeniden başlayan sürekli bir edebi eğitim sürecidir.