Sesli Özet
← Ünite 3

Ünite 3: Roman Sanatı — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Roman Sanatı. Roman, Avrupa kökenli bir edebî tür olup, Batı dışı toplumların Batı’yı örnek alarak kendi edebiyatlarında benzerlerini oluşturdukları bir formdur. Her toplumun kendi kültüründe biçim değiştirmiş olsa da roman, daima Batı modernitesinin taşıyıcısı olmuştur ve bu nedenle Batı dışı romanlarda bile Avrupalılık damgası hissedilir. Epik çağlardan beri her toplumun anlatı edebiyatı bulunmakla birlikte, roman Avrupa'nın özgül koşullarında doğmuş ve doğuşundaki genetik özelliklerini korumuştur. Roman teriminin kökeni Eski Fransızcada 'halk dilinde yazmak veya halk diline çevirmek' anlamına gelen 'romancier' fiiline ve Latince 'Romen tarzında' anlamındaki 'romanice' kelimesine dayanmaktadır. Sözcük, XII. yüzyıldan sonra halk dilinde yazılmış anlatıları, XIV. yüzyıldan itibaren ise önce nazım, sonra nesir olarak yazılan şövalye romanlarını ifade etmek için kullanılmıştır. Tarihsel kökeninde Antik Yunan'daki epik tür, fabl ve masallar yer alır; özellikle MÖ II. yüzyılda Aristides'in yazdığı 'Miletos Masalları' modern romanın prototipleri üzerinde etkili olmuştur. Orta Çağ’da feodal dönemin koşulları içinde ortaya çıkan şövalye romanlarının roman gelişiminde büyük payı vardır. XI. ve XII. yüzyıllardaki ilk evrede savaşları konu alan manzum kahramanlık anlatıları (Chanson de Roland, Beowulf, Nibelungen, El-Cid) görülür. İkinci evrede ise kadın ve aşkın yer aldığı 'saray aşkı' çerçevesinde oluşan saray romanları (Le Roman Courtois) ortaya çıkmıştır. Bu anlatılarda şövalye, soylu kadına platonik bir aşkla bağlanarak erdem kazanmaya çalışır. Modern romanın ortaya çıkışı, Orta Çağ’ın sonlarında burjuvazinin genişlemesi ve Rönesans’la birlikte hızla yükselişe geçmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Ticaretin gelişmesi feodaliteyi çözmüş, Rönesans’la birlikte yeni bir dünya görüşü ortaya çıkmıştır. Kilisenin güvenilirliğini yitirmesi, Descartes ve Pascal'ın rasyonalist felsefesi, pozitif bilimlerin ilerlemesi ve matbaanın bulunuşu moderniteyi hazırlayan temel olgulardır. İspanya'da şövalye romanlarına tepki olarak doğan pikaresk roman (avare, gezgin serseri anlamına gelen picaro tipi), gerçekçi karakteriyle modern romanın çıraklık dönemini yansıtır. Lazarillo de Tormes, Guzman d’Alfarache ve El Buscon bu türün örnekleridir. Bu eserler Daniel Defoe, Fielding, Lesage ve Diderot gibi yazarların romanlarına kaynaklık etmiştir. Cervantes’in 'Don Kişot' adlı eseri, ittifakla modern romanın başlangıcı kabul edilir. Don Kişot, şövalye romanlarını okuyarak gerçek hayatla roman dünyasını birbirine karıştıran bir romans okuyucusudur. Eser, hem eskiyen şövalyelik değerlerine ve romans türüne yönelik bir eleştiri hem de kurmacayı ifşa eden çift yönlü yapısıyla postmodern romanın çekirdeğini taşır. XVIII. yüzyıl Aydınlanma Çağı, determinist anlayışı ve pozitif bilimlere dayalı rasyonalist felsefeyi doğurmuştur. Aristoteles'e dayalı mimetik (yansıtmacı) sanat anlayışı bu dönemin zeminini oluşturmuştur. XIX. yüzyılda ise Fransız Devrimi'ni hazırlayan zihniyet, kendini gerçekleştirme savaşı veren insanı roman kahramanı yapmış; Almanların 'bildungsroman' olarak adlandırdıkları gerçekçi romanlar ortaya çıkmıştır. Goethe'nin Wilhelm Meister, Fielding'in Tom Jones, Dickens'ın David Copperfield, Stendhal'in Kırmızı ve Siyah, Balzac'ın Goriot Baba ve Flaubert'in Madame Bovary romanları bu dönemin başyapıtlarındandır. Rus edebiyatında ise bu dönemde Oblomov gibi 'gereksiz adam' figürleri görülmüştür. XIX. yüzyıl sonlarında Émile Zola'nın natüralizmi ile gerçekçi roman değişime uğramıştır. Soyaçekim, fizyolojik yapı ve çevrenin insan davranışlarını belirlediği görüşü, kahramanı bilimsel bir kaderciliğe mahkûm etmiş; irade sahibi kahramanın yerini edilgin karakterler almıştır. Baudelaire'in 1863 tarihli 'Modern Hayatın Ressamı' yazısı modernist sanat anlayışının başlangıcı kabul edilir. XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarında Batı'da geleneksel sanata karşı çıkan tam bir kırılma yaşanmış; fütürizm, dadaizm, kübizm ve sürrealizm gibi avangart akımlar ortaya çıkmıştır. Modernist roman da bu paradigma değişiminin bir sonucudur. Planck'ın kuantum, Einstein'ın görelilik ve Heisenberg'in belirsizlik kuramları Newton fiziğini sarsmış; Bergson'un iç zaman/sezgi anlayışı ve Freud'un bilinçdışı kavramı insan zihnine bakışı değiştirmiştir. Kaotik dünyada nesnel gerçekliğe ulaşılamayacağını gören modernist yazarlar; çoklu bakış açısı, bilinç akışı, iç monolog ve zamanda sıçramalar (anakroni) gibi teknikler kullanmıştır. Bireyin yabancılaşması, bunaltısı ve iç dünyası modernist romanın ana temasıdır. Kafka'nın Şato ve Dava romanları, Proust'un Geçmiş Zamanın İzinde eseri, Virginia Woolf, James Joyce, Faulkner ve Thomas Mann bu akımın önde gelen isimleridir. Türk edebiyatında Ahmet Hamdi Tanpınar (Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü), Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay bu geleneği sürdürmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan postmodernizm, modernizmin radikal bir eleştirisini içerir. Lyotard, Derrida, Foucault ve Baudrillard gibi düşünürlerin öncülük ettiği bu akım, modernist döneme ait 'büyük anlatıların' (Aydınlanma, Marksizm vb.) sonunu ilan etmiştir. Postmodernizm, bütünlük yerine parçayı, aynılık yerine çoğulculuğu, elitizm ile popüler kültürü birleştirmeyi savunur. Postmodernist roman; gerçeğin simülasyonunu sunar, üstkurmaca, metinler arasılık, parodi, pastiş ve kolaj tekniklerini yoğun olarak kullanır. Kronolojik zaman parçalanmış, sebep-sonuç ilişkisi ortadan kalkmıştır. Metnin her fırsatta kurmaca olduğunu hatırlatması, yazarın kurmacaya müdahalesi ve okura sorular yöneltmesi temel özellikleridir. Postmodern roman, yüksek sanat ile popüler kültürü uzlaştırarak çoksatarlar arasında yer bulur. Eklektik ve çok sesli bir yapıya sahip olan bu roman türü, anlamın verili değil kurgulanmış bir olgu olduğunu ve geriye oyunbazlık ile demistifikasyonun kaldığını savunur. Romanın yapısal ögeleri anlatıcı, kişiler, olay örgüsü, zaman ve mekândır. Klasik roman çözümlemelerinde bu ögeler ayrı ayrı ele alınırken, yapısalcılık ve anlatı bilimin (naratoloji) gelişmesiyle metinler bütüncül bir yaklaşımla incelenmeye başlanmıştır. Gérard Genette, anlatı kuramını hikâye (histoire), söylem (discours) ve öyküleme (narration) kavramları üzerine kurmuştur. Anlatıcı, yazarın hikâyeyi anlatmakla görevlendirdiği soyut metinsel figürdür ve yazarla karıştırılmamalıdır. Anlatıcı kurmaca dışındaysa dış-öyküsel (heterodiegetik), kurmaca içindeyse iç-öyküsel (homodiegetik) adını alır. Bakış açıları ise sıfır odaklayım (tanrısal), dış-odaklayım, iç-odaklayım ve yansıtıcı bilinç (central consciousness) olarak sınıflandırılır. Zaman kavramı nesnel zaman, hikâyenin zamanı ve söylemin zamanı olarak üçe ayrılır. Genette zamanı düzen (analepse, prolepse), süre (özetleme, sahneleme, duraklama, eksilti) ve sıklık başlıkları altında inceler. Mekân ise kişileri konumlandırma, atmosfer yaratma, psikolojiyi yansıtma ve sembolik anlamlar taşıma işlevleriyle romanın en kritik yapı taşlarından biridir. Romandaki kişiler merkezî kişiler, tip, karakter ve yardımcı kişiler olarak sınıflandırılır. Tip, bir zümrenin veya soyut bir kavramın (cimrilik, tembellik vb.) temsilcisidir (Örn: Oblomov, Don Kişot). Karakter ise kendine özgü iç dünyası ve bireyselliği olan tikel bir varlıktır. Greimas'ın eyleyensel örnekçesinde kişiler ne olduklarıyla değil, olay örgüsündeki işlevleriyle (özne, nesne, gönderici, alıcı, yardımcı, engelleyici) değerlendirilir. Klasik romanda öyküleme, özetleme, gösterme (sahneleme), betimleme ve açıklama teknikleri kullanılırken; modernist ve postmodernist dönemde iç çözümleme, iç konuşma, bilinç akışı, metinler arasılık ve üstkurmaca teknikleri gelişmiştir. İç çözümlemede anlatıcı kahramanın düşüncelerini aktarırken, iç konuşma ve bilinç akışında anlatıcı aradan çekilerek kişinin zihinsel akışı doğrudan verilir. Metinler arasılık, her metnin başka bir metnin dönüşümü olduğu ilkesine dayanır; alıntı, montaj, yeniden yazma, parodi, pastiş ve kolaj bu kapsamda kullanılır. Üstkurmaca ise romanın yazılış sürecini ve kurmaca olma durumunu metnin ana konusu hâline getiren en önemli postmodern tekniklerden biridir.