Ders kitabının araştır–ilişkilendir–anlat etkinlikleri. Konuyu kendi cümlelerinle anlatabiliyorsan öğrenmişsin demektir.
Araştır 1
Roman türünün temelinde epik dönemin anlatıları olan destanlar, fabl ve masallar bulunur. Orta Çağ’da şövalye romanları feodal toplum düzenini yansıtan eserlerdir. Feodalitenin oluşum evresinde manzum kahramanlık anlatıları (destanlar) ortaya çıkar. Savaşların azaldığı ikinci evresinde ise kadına ve aşka yer veren Saray Aşkı (Le Roman Courtois) romanları doğmuştur. Romanın gelişiminde önemli payı olan bu anlatılar, Orta Çağ’ın dinî ve ahlaki değerlerini olağanüstüyle karışık bir örgü içinde sunar. Rönesans’la Avrupa yeni bir dünya görüşüne açıldığında yeni bir insan tipi sahneye çıkar. Dış dünyaya yönelen, daha gerçekçi, daha akılcı bu insan, Orta Çağ’ın olağanüstüyü, platonik aşkı içeren şövalye romanlarına ilgi göstermez. Bu değişimi en iyi ifade ederek iki çağ arasındaki dünya görüşü farkını somutlaştıran Cervantes’in Don Kişot adlı eseri ilk modern roman olarak tarihte yerini alır.
Orta Çağ’ın sonlarından itibaren, ekonomik bağımsızlığa erişme yolunda ilerleyen burjuva sınıfının genişlemesi, matbaanın bulunuşuyla bilgiye ulaşılabilmesi, rasyonalist felsefeyle bireysel aklın devreye girmesi sonucunda bireyleşme gerçekleşir. Modern roman artık bireyin macerasını anlatmaktadır.
XVIII. ve XIX. yüzyıllarda roman, bilimsel ve toplumsal gelişmeler, sanayileşme gibi olgular nedeniyle köklü değişimlere uğramış yeni toplumsal düzen içinde bireyin kendini var etme savaşını anlatır. XX. yüzyıla gelindiğinde Newton fiziğine dayalı bilimsel paradigma, M. Planck’ın kuantum, Einstein’ın görelilik ve Heisenberg’in belirsizlik kuramlarının ortaya çıkışıyla değişir. Bu arada ortaya çıkan Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı sarsıntılarla dünya görüşlerinde büyük değişiklik olur. Artık bilimin ve ilerlemenin getirdiklerine kuşkuyla bakılmaktadır. Birey, burjuvazi değerlerinin ve piyasa kurallarının hâkim olduğu, kendisini ezen, dışlayan bu dünyanın gerçekliğine sırtını dönerek bakışlarını iç dünyasına çevirir. Gerçek belki de sadece kendisindedir. Yalnızlaşma ve yabancılaşma böylece modernist romanın ana temaları olur. Bu noktada, Freud’un bilinç dışını keşfi, modernist romancıya bireyin iç gerçekliğini göstermede yardımcı olacaktır.
Araştır 2
Anlatıcı, gerçek hayata ait olan roman yazarının, romanın hikâyesini belli bir düzen içinde anlatmakla görevlendirdiği soyut, metinsel bir varlıktır. Yalnızca romanın kurmaca yapısına ilişkin bir gerçekliği vardır. Hiçbir zaman metne ait olan anlatıcı ile gerçek bir hayatı olan yazar eş değer varlıklar değildir. Bir romanda anlatıcı kendisi olarak, yazar kimliğini de taşıyan bir anlatıcı olarak yer alabilir. Ahmet Midhat Efendi’nin Müşahedat’ında, Proust’un Geçmiş Zamanın İzinde adlı kitabında olduğu gibi. Adları Ahmet Midhat ve Marcel (Proust) olan bu anlatıcıların kurmaca dünyadaki varlıkları sadece kurmacadır. Gerçek kimlikleriyle romandaki temsilleri arasında ortak noktalar olması onları kurmaca olmaktan kurtarmaz.
Araştır 3
XX. yüzyıl başındaki bilimsel, toplumsal ve siyasal değişimler karşısında birey, dünyadaki yerini yeniden sorgulamaya başlar. Toplumsal yapının çok daha karmaşık hâle geldiği bu dünya eskisinden çok daha kaotik bir hâl almıştır. Aydınlanmacı rasyonalizmi ve pozitivist dünya görüşünü sarsan bilimsel gelişmeler ise bu çağın sanatçısını gerçekliğin bilgisinin güvenilirliğini sorgulamaya yöneltmiştir. Bilimsel paradigmanın değişimiyle gerçekliğin bilgisi konusundaki kuşkulu tavır, piyasa koşullarının bireyi ve sanatçıyı değersizleştirmesi modernist romancının toplumdan uzaklaşmasına, kendine dönmesine ve sanatı bir direnme aracı olarak yüceltmesine yol açar. Özgün bir sanat yaratma amacında olan modernist romancı yeni teknikler arayarak romanı deneyselleştirir. Bu tekniklerden en önemlisi bilinç akışıdır. Kendi iç dünyasına yönelen ve Freud’un bilinçdışıyla ilgili buluşlarından yararlanan modernist romancı bilinç akışı tekniğini keşfetmiştir.
Modernist romanda birey, kendi iç dünyasına sığınıp kendi iç gerçekliğini kavramaya çalışırken dış zamanın baskısından kurtularak iç zamanının buyruğu altına girer. Kendisini serbestçe düşünce ve duygularının akışına bırakarak mantıksal düşünce zincirinden kurtulur. Bu da serbest çağrışımların devreye girmesine yol açar. Kişinin geçmişten geleceğe sıçramalarla düzensizlik içeren