
Richard Kostelanetz (1966), modern öyküdeki içerik ve estetik değişimlerin üç tarihi kesitte değiştiğini belirtir. 1920 öncesinde olaylar açık ifade edilirken, 1920'lerden itibaren olay örgüsü içermeyen sıradan kahramanlar öne çıkmış, 1960'lardan sonra ise izlenimlerin hakim olduğu sembolik bir döneme girilmiştir.
Frank O'Connor, Turgenyev'in 'Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık' sözünden hareketle öykü kahramanının roman kahramanından farklı olarak ideal olmaya çalışmadığını ortaya koymuştur. Gogol'un 'Palto'su ve Çehov'un 'Memurun Ölümü' öyküleri bu küçük insanın başlangıç noktasıdır.
19. yüzyıl Rus şair ve yazarı Ivan Turgenyev, kısa öykülerin sonlarına dair yaptığı değerlendirmede iyilerin ödüllendirilip kötül一群in cezalandırılmadığını, masumların yıkıma uğradığını veya kahramanın hala aynı görevle baş başa kaldığını ifade etmiştir.
Ahmet Hamdi Akçay (2000), durum öyküsünün de yerini içerik olarak farklı anlatılara bıraktığını, bu yeni öykülerde olay veya durum betimlemesinin bulunmadığını belirtmiştir. Bölük pörçük, şiirsellik barındıran ve denemevari giden metinler bu dönemin ölçütüdür.
T. A. Stroud (1956), karakter merkezli öykülerde eyleme dönük (active) ve hareketsiz (passive) olmak üzere iki farklı kahraman tutumu olduğunu ifade etmiştir. Hareketsiz karakterlerin yer aldığı öykülerde olaylar merkezkarakterin duygusal dengesini bozar ve onu bilinçten bilinçliliğe taşır.
Ramazan Korkmaz (2007), romanda mekânı incelerken fiziksel özelliklerin yanında olgusal anlamda 'açık' ve 'kapalı' mekân kategorilerini önermiştir. Buna göre açık mekân bireyin eylemine olanak tanırken, kapalı mekân insanı her yönüyle kuşutan alanlardır.
Ünitede metin örneği olarak yer alan Sabahattin Ali'nin 'Havuzbaşı' adlı eseri, bireyin iç dünyasını, geçmiş özlemlerini, zaman algısını ve gündelik insan manzaralarını duru bir dille işleyen modern Türk öyküsünün nitelikli örneklerinden biridir.
Brander Matthews, roman ve kısa öykü arasındaki ayrımın aşk temasına yaklaşımda yattığını savunur. Roman yazarı olay örgüsünü bir arada tutmak için eserine bir aşk öyküsü yerleştirmek zorundayken, kısa öykü kısa ve farklı kesitlere odaklanabildiği için bu birleştirici öğeye ihtiyaç duymaz.
Edward Garnett'in 'Roman onu kullanan ellerde her şeye dönüşebilir' sözüne dayanan H. E. Bates, aynı durumun kısa öykü için de geçerli olduğunu belirtmiştir. Kısa öykünün estetik çekiciliği, kuruluş biçimlerindeki değişkenlikten ve her türlü konuyu işlemeye imkân vermesinden kaynaklanır.