Bu Ünitede Neler Öğrendik?myders hazırladı
Bu bölümde öncelikle Enderun Mektebi ve Enderunlu şairlerin genel özellikleri ele alınmıştır. II. Murat döneminde temelleri atılan ve Fatih Sultan Mehmet döneminde kurumsallaşan bu saray eğitimi kurumu; askerî, idari ve siyasi bir ihtisas akademisi olmasının yanı sıra pek çok şair ve sanatkâr yetiştirmiştir. Saray eğitimi dolayısıyla şiirlerinde musiki terimlerine ve çeşitli spor dallarına yer veren bu şairler odalarına göre gruplandırılmış; Akif'in Mir'at-ı Şi'r adlı tezkiresinde tanıtılmıştır. Bu dönemde Enderunlu Fazıl mesnevileriyle, Enderunlu Vasıf ise şarkıları ve musammatlarıyla öne çıkmıştır.
Devam eden bölümde Enderunlu Vasıf’ın hayatı ve edebî kişiliği detaylandırılmıştır. Sarayda çeşitli görevlerde bulunduktan sonra ayrılan Vasıf, Divan şiirinin pek çok nazım biçimiyle eser verse de en çok şarkı yazan şair olarak tanınmıştır. Nedim'in etkisinde kalan ve mahallîleşme akımını sürdüren şair, medrese eğitimi almamasına rağmen halk ifadesine, günlük hayata, sokak diline ve kadınlar arasındaki konuşmalara şiirlerinde yer vermiştir. Geleneksel kasidelerinin yanı sıra anne-kız diyaloglarını ve mahalle argosunu şiirleştirmesiyle dikkat çekmiş, keskin gözlemciliği sayesinde Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın atası sayılabilecek bir nitelik ortaya koymuştur.
Son bölümde ise on dokuzuncu yüzyılda Encümen-i Şuara ve değişen edebiyat ortamları incelenmiştir. Geleneksel şair meclislerinin zamanla nitelik değiştirerek Mısırlı prens ve prenseslerin konaklarına kaydığı, Abdurrahman Sami Paşa ve Suphi Paşa gibi isimlerin İstanbul'da modern edebiyat mahfellerinin oluşmasını sağladığı belirtilmiştir. Bu sürecin bir devamı olarak, 1861 yılında Hersekli Ârif Hikmet Bey'in evinde toplanmaya başlayan ve Leskofçalı Galip'in reisliğinde faaliyet gösteren Encümen-i Şuara, poetik ve politik eğilimleri paylaşan şairlerin dostane buluşmalarıyla dönemin Türk şiirinde yeni bir ortak bilinç oluşturmuştur.
