Osmanlı Tarihi Kaynakları. Osmanlı tarihi araştırmalarının temel mekânları arşivler ve kütüphanelerdir. Arkasında yüz elli milyondan fazla vesika bırakan Osmanlı Devleti, padişahların özel mektuplarından vergi defterlerine, borç senetlerinden tayin dilekçelerine kadar her yazılı belgeyi titizlikle saklamıştır. Bu muazzam arşivler Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi ile İstanbul ve Millî Kütüphane Şer’iyye Sicilleri arşivleri gibi kurumlarda muhafaza edilmektedir. Araştırmacıların bu belgelerden yararlanabilmesi için derin bir sabra, Osmanlı Türkçesi bilgisine ve dönemin el yazısı türlerine vakıf olması şarttır. Yeniçağ tarihi araştırmalarında özellikle divanî ve siyakat yazıları kritik önem taşırken, Yakınçağ araştırmalarında rik’a yazısının öğrenilmesi gerekmektedir. Arşivlerde bir satırlık bilgiye ulaşmak bile aylarca süren titiz bir çalışma gerektirebilir; bu nedenle araştırmacıların arşiv rehberlerini kullanarak arşivi yakından tanıması hayati önem arz eder. Osmanlı arşivlerinin en önemli kayıt gruplarından birini tahrir defterleri oluşturur. Devlet, fethettiği memleketlerdeki mülkiyet ve tasarruf biçimini, vergi miktarını belirlemek amacıyla düzenli istatistikî bilgiler derlemiş ve buna 'tahrir' adını vermiştir. Tahrir defterleri I. Murad dönemine kadar inmekle birlikte, eldeki ilk örnekler II. Murad devrine aittir. Bu defterler hane reisinden bekârlara, dul kadınlardan vergi muaflarına kadar toplumun tüm kesimlerini kayda geçirmiş, Müslüman ve gayrimüslimleri vergi farkları nedeniyle ayrı ayrı listelemiştir. Onyedinci yüzyıldan itibaren tahrir defterlerinin yerini şahıs vergisini içeren avarız defterleri almıştır. Ondokuzuncu yüzyılda ise karşımıza demografik araştırmaların vazgeçilmezi olan temettuat ve nüfus defterleri çıkmaktadır. Osmanlı tarih yazıcılığı, devletin kuruluşuna kıyasla geç başlamış olup, ilk dönemler için Bizans ve Arap kaynaklarına bağımlılık söz konusudur. Resmî tarih yazıcılığının ilk dönemi olan şehnâmecilik, Fatih döneminde başlamış ve Kanunî devrinde resmî bir kuruma dönüşmüştür. İran edebî tarihçiliğinin bir uzantısı olan şehnâmeciliğin en ünlü temsilcisi Hünernâme ve Selim Han-nâme gibi eserlerin yazarı Seyyid Lokman bin Hüseyin el-Âşurî el-Urmevî’dir. Onaltıncı yüzyılın sonlarında bu kurum yerini vak’anüvisliğe bırakmıştır. Vak’anüvislik, olayların yıl yıl kaydedildiği resmî devlet memuriyetidir. İlk resmî vak’anüvis Halepli Mustafa Naimâ'dır. Bu geleneğin en büyük temsilcisi olan Ahmed Cevdet Paşa, modern tarihçiliğin öncülüğünü yaparak 12 ciltlik eserinde olayları tasvir etmekle kalmamış, sebep-sonuç ilişkilerini de incelemiştir. Resmî tarihin yanı sıra belirli bir padişah dönemini, seferi ya da olayı anlatan selimnâme, süleymannâme, gazavâtnâme ve fetihnâme gibi özel tarih türleri de oldukça zengindir. Örneğin Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Künhü’l-ahbâr'ı ve Hoca Sadeddin'in Tacü’t-Tevârih'i dönemin en hacimli eserlerindendir. Onsekizinci yüzyıldan itibaren batı dünyasını tanımak amacıyla gönderilen elçilerin kaleme aldığı sefaretnâmeler, Osmanlı'nın batıya bakış açısının değişmesinde kritik rol oynamıştır. Bunlar arasında Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin Fransa Sefaretnâmesi en bilinenidir. Devlet düzenindeki aksaklıkları ve çözüm yolları rapor eden ıslahatnâmeler (nasihatnâme/siyasetnâme) ise Lütfi Paşa’nın Âsafnâme’si, Koçi Bey Risaleleri ve İbrahim Müteferrika’nın Usulü’l-Hikem fi Nizâmi’l-Ümem adlı eserleriyle Osmanlı düşünce hayatına yön vermiştir.