Güvâhî tarafından 1526 yılında yazılan Pendname, dinî-ahlakî öğütler içeren ve dönemin halkı ile okuyucuları arasında büyük ilgi gören 2133 beyitlik önemli bir didaktik mesnevidir.
1520-1597 yılları arasında yaşayan Şemsettin-i Sivasî, tüm mesnevilerini dinî ve tasavvufi konular üzerine yazmıştır. Süleymânname, İbretnüma ve Gülşenabad şairin bilinen önemli eserlerindendir.
Yahya Bey, Şah u Geda mesnevisinde geleneksel mekân anlayışını değiştirerek olayları İstanbul'da geçirmiş; Ayasofya ve At Meydanı tasvirleriyle dönemin yerli hayat sahnelerini yansıtmıştır.
Aruzun 'fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün' kalıbıyla yazılan Gül ü Bülbül, alegorik bir eserdir. Şair, eserin sonunda sembollerin tasavvufi karşılıklarını tek tek vererek esere derinlik kazandırmıştır.
Defteremini Mustafa Çelebi'nin işlediği Varka ve Gülşah mesnevisinin sonunda, ölen iki âşık Hz. Muhammed'in duası ve sahabenin ömürlerinden bağışta bulunmasıyla 40 yıllık yeni bir hayata kavuşur.
Gelibolulu Âlî, hamse sayılabilecek kadar çok mesnevi yazmış bir şairdir. Eserleri arasında Mihr ü Mah, Tuhfetü’l-Uşşâk, Riyazü’s-Salikîn, Mihr ü Vefa ve Camiü’l-Buhur yer almaktadır.
Dönem şairlerinden Bursalı Celilî; Hüsrev ü Şirin, Leyla vü Mecnun, Hecrname, Mehekname ve Gül-i Sad-Berg'den oluşan külliyatıyla hamse sahibi şairler arasında kabul edilmektedir.
Dinî-mistik eserler arasında en dikkat çekicilerden biri olan Nakş-ı Hayal, 3140 beyit tutarındadır ve yirmi ravzaya ayrılarak devlet yöneticileri, ahlak ve sabır gibi konuları işler.
Kemal Paşazade, Yusuf u Züleyha kıssasını işlediği 7777 beyitlik devasa mesnevisiyle XVI. yüzyılda bu konuda eser veren en önemli ve beğenilen şairler arasında yer almıştır.