Mustafa Necati Sepetçioğlu, Türklerin Malazgirt'ten Anadolu'ya giriş serüvenini ve Türk tarihini destansı bir dille anlattığı için edebiyat dünyasında "Çağımızın Dede Korkut’u" olarak anılmaktadır.
Mehmed Niyazi Özdemir, genç kuşaklara sağlam bir tarih bilinci kazandırmak amacıyla "Plevne" (2011) romanında 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın en kritik savunmasını kaleme almıştır.
Sevinç Çokum'un 1984 yılında yayımlanan "Hilâl Görününce" romanı, 1853-1865 Kırım Harbi yıllarında Osmanlı-Kırım yakınlaşmasını ve Kırımlı Nizam Bey'in kendi toprağına tutunma çabalarını anlatır.
Hasan Kayıhan'ın 1977 yılında yayımlanan "Zincir" romanı, Kerküklü bir Türkmen kızını seven Kırım göçmeni bir gencin ağzından 1990'larda Sovyetler Birliği'nin dağılacağını on beş yıl önceden haber veren belge niteliğinde bir eserdir.
Nazan Bekiroğlu, "Yusuf ile Züleyha" (2000) romanında Kur'an'da geçen kıssayı geleneksel anlatı formundan farklı olarak olaylara âşık olan Yusuf'un değil, maşuk konumundan âşık konuma geçen Züleyha'nın penceresinden ele almıştır.
İskender Pala'nın 2003 yılında yayımlanan ilk romanı, Fuzulî'nin sırrını saklayan Leyla ile Mecnun mesnevisi çevresinde kurulan, bilimkurgu ve postmodern unsurları içeren tezli bir romandır.
Sadık Yalsızuçanlar'ın 2004 yılında yayımlanan "Gezgin" romanı, arif, veli ve bilge İbni Arabi'nin hikâyesini anlatması dolayısıyla yazar tarafından "geleneksel bir roman ya da çağdaş bir menkıbe" olarak tanımlanmıştır.
Rasim Özdenören'in yayımlanmış tek romanı olan "Gül Yetiştiren Adam" (1979), dindar kimliği sezdirilen bir kahramanın modernleşme ve yanlış Batılılaşma karşısında kendi değerlerine sadık kalma çabasını anlatır.
Münevver Ayaşlı, "Pertev Beyin Üç Kızı" (1968), "Pertev Beyin İki Kızı" (1969) ve "Pertev Beyin Torunları" (1976) romanlarıyla konak hayatı içinde geleneksel Türk ailesinin resmini çizmiştir.