Almanya’da elçilik görevi yürüten Sadullah Paşa tarafından yazılan bu manzume, Orta Çağ’ın hurafeleri ve batıl inançları ile 19. yüzyılın pozitif bilimlerini karşılaştırır. Eser, Osmanlı aydınının yaşadığı zihniyet değişimini ve Batı'nın bilimsel üstünlüğünü yansıtan en önemli metinlerden biridir.
19. yüzyılda İstanbul’da divan şiiri geleneğini sürdürmek amacıyla toplanan şairler grubudur. Leskofçalı Galip’in önderlik ettiği bu toplantılara Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi sonradan yenilikçi olacak birçok önemli Tanzimat şairi de gençlik yıllarında katılmıştır.
Âkif Paşa’nın siyasi hayatındaki çalkantıları, azilleri ve yaşadığı haksızlıkları anlattığı düzyazı (anrı/hatırat) türündeki eseridir. Şair, Tanzimat döneminde daha çok bu eseriyle tanınmış bir devlet adamı ve yazardır.
İbrahim Şinasi’nin kaleme aldığı iki küçük şiir kitabıdır. İlk kitap ağırlıklı olarak Batı dillerinden (özellikle Lamartine’den) yapılan çevirileri içerirken, ikinci kitap kendi yazdığı yenilikçi şiirleri ve kasideleri barındırmaktadır.
Namık Kemal’in sanatının üçüncü döneminin simgesi olan ve dört "Nevha"dan oluşan şiiridir. Vatan coğrafyasını yaralı bir anne ve trajik bir sevgili motifiyle somutlaştıran bu eser, Abdülhak Hâmit’in Sahra adlı eserinin etkilerini taşır.
Şairin kâinatın muammasını, astronomik bulguları ve insan kaderini sorguladığı, aklın aczini ve hayreti işlediği şaheseridir. Eser, klasik İslam felsefesi ile modern Batı bilimlerini bir araya getiren ilk özgün kompozisyonlardan biridir.
Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü bunalımlı durumdan kurtulması için meşrutiyetin ilan edilmesini ve parlamenter sisteme geçilmesini isteyen genç aydınlar tarafından kurulan gizli cemiyettir. Namık Kemal bu cemiyetin faaliyetleri nedeniyle sık sık sürgüne gönderilmiştir.
Edhem Pertev Paşa’nın Victor Hugo’dan yaptığı “Tıfl-ı Naim” çevirisi, Batı edebiyatından Türk şiirine giren "ottova-rima" nazım şeklinin ilk örneğini oluşturur. Bu girişim Şinasi’nin çevirileriyle birlikte yenileşme hareketine hız kazandırmıştır.
Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesinde başrol oynamış, altı kez sadrazamlık yapmış önemli bir devlet adamıdır. Şinasi ve diğer Tanzimat aydınları tarafından Batılılaşma ve reformların simgesi, "medeniyet resulü" olarak şiirlerde övülmüştür.
Ziya Paşa’nın Batı ülkelerindeki gelişmişliği ("kâşâneler") ile İslam dünyasındaki gerilemişliği ("vîrâneler") karşılaştırdığı beyitle başlayan gazelidir. Bu eser, Tanzimat aydınının yaşadığı Doğu-Batı çatışmasının ve medeniyet krizinin edebi sembolüdür.
Şairin küçük yaşta ölen torununun ardından yazdığı, hece ölçüsüyle koşma tarzında kaleme alınmış şiiridir. Mezarlıktaki cesedin çürümesini ve fiziksel değişimini gerçekçi bir gözle sorgulamasıyla klasik mersiyelerden ayrılır ve Recaizade Ekrem’e ilham olmuştur.