Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Tanzimat Dönemi’nde Eleştiri (I. Kuşak) — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Tanzimat Dönemi’nde Eleştiri ve I. Kuşak Genel Anlayışı

Tanzimat Dönemi’nden sonra Türk dili ve edebiyatında Batı merkezli yenileşme hareketleri hız kazanmış; edebiyat, 'sosyal fayda prensibi' çerçevesinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Birinci kuşak sanatçılar, eski edebiyatı dil, üslup ve içerik yönünden eleştirirken yeni edebiyatın kuramsal ve teorik altyapısını inşa etme gayreti güdmüşlerdir.

Eski edebiyata yöneltilen eleştirilerin en temel sebebi, klasik edebiyatın değişen toplumsal yapı ve modern dönemin meselelerini anlamada ve çözmede yetersiz kalmasıdır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ahmet Midhat Efendi gibi isimler bu sürecin öncülüğünü üstlenmişlerdir.

Bu dönemde gazete ve mukaddimeler (ön sözler), yeni edebî görüşlerin ve eleştirel düşüncelerin halka duyurulduğu en önemli mecralar olmuştur. Edebiyatın ahlakla, milliyetle ve toplumsal hayatla olan bağı sıkı bir şekilde vurgulanmıştır.

2Şinasi ve Eleştirileri

Şinasi, doğrudan bir eleştirmen olmamasına rağmen dil hakkındaki devrimci görüşleri, sadeleşme çabaları ve uygulamalarıyla Tanzimat I. Kuşak eleştirisinin yol açıcı figürüdür. Edebiyatı ahlakla aynı paydada birleştirerek 'fenn-i edep bir ma’rifettir ki insana haslet-âmuz-ı edeb olduğu için edeb ve ehl-i edîb tesmiye kılınmıştır' cümlesiyle edebiyatın ahlaki yönüne dikkat çekmiştir.

Tercümân-ı Ahvâl ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinin ön sözlerinde (mukaddime) halkın kolayca anlayabileceği sade bir dil anlayışını ve 'halka hitap' ilkesini benimsemiştir. Osmanlı aydınlarının gayriresmî gazete çıkarmadaki ilgisizliğini eleştirmiş, basının halkın emrine verilmesi gerektiğini savunmuştur.

1864 yılında Tasvir-i Efkâr ile Ruzname-i Ceride-i Havadis arasında geçen ve basın yoluyla yapılan ilk edebî tartışma olan 'Mes’ele-i Mebhûsetü’n Anha' tartışması, Şinasi’nin dil bilgisine hâkimiyetini ve mantık gücünü gözler önüne sermiştir. Bu tartışma Türkçenin başka dillerden aldığı kelimeleri kendi gramer kurallarına göre kullanabileceğini kanıtlamıştır.

Fatin Efendi’nin son klasik tezkire olan 'Tezkire-i Hâtimet’ül eş’ar' adlı eserinin yeniden yayımlanması sürecinde Şinasi; tezkireye edebî açıklamalar eklenmesini, makam sahibi kişilere yönelik mübalağalı ve rüşvet hükmüne geçen övgülerin çıkarılmasını, şairlerin topluma hizmetlerinin belirtilmesini ve intihallerin (aşırılıkların) objektifçe gösterilmesini isteyerek modern biyografi ve eleştirinin temellerini atmıştır.

3Namık Kemal ve Eleştirileri

Türk edebiyatının ilk eleştirmeni olarak kabul edilen Namık Kemal; divan edebiyatının külfetli dilini, sınırsız hayallerini, halktan kopuk olmasını ve hakikatten uzaklaşmasını sert bir dille eleştirmiştir. Edebiyatta sosyal fayda ve hakikate uygunluk ilkelerini savunmuş, 'Lisan-i Osmanî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazâtı Şâmildir' makalesiyle yeni Türk edebiyatının beyannamesini yayımlamıştır.

Namık Kemal, divan şiirindeki hayal dünyasının aşırılığını, söz süslemelerini, vezin ve kafiye uğruna anlamın feda edilmesini eleştirmiş; Arap ve Acem edebiyatı taklitçiliğine son verilmesi gerektiğini savunmuştur. Dilin ıslahı için Türkçe kuralların mükemmelleştirilmesini, derli toplu bir lügat hazırlanmasını, galat-ı meşhurun tercih edilmesini ve tabii ifadeler içeren bir antoloji oluşturulmasını önermiştir.

'Bahâr-ı Dâniş Mukaddimesi'nde İran edebiyatının etkisini eleştirirken kütüphanelerin yakılamayacağını ve eski edebiyatı tümden inkâr etmenin küstahlık olacağını belirterek dengeli bir yaklaşım sergilemiştir. 'İrfan Paşa’ya Mektup'ta ise edebiyatın vicdanın gizli hislerine tercüman olması gerektiğini ve hakikate dayanmayan süslemelerin değer taşımadığını vurgulamıştır.

'Tahrib-i Harâbât' ve 'Ta’kib' adlı eserlerinde, eskilerin yoluna dönen ve Harâbât antolojisini yazan arkadaşı Ziya Paşa’yı sert bir şekilde eleştirmiştir. Ziya Paşa'nın eseri sultanın gözüne girmek için yazdığını öne sürmüş, divan şairlerini dalkavuklukla suçlamış ve ilk kez hece vezni meselesini gündeme getirmiştir.

'Celal Mukaddimesi'nde (Cromwell önsözünden ilhamla) tiyatro, roman ve şiir türlerini derinlemesine incelemiştir. Tiyatroyu eğlencelerin en faydalısı ve edebiyatın hayat bulduğu alan olarak görmüş; klasik tiyatronun üç birlik kuralını (zaman, mekân, konu birliği) eleştirerek romantik tiyatroyu ve Shakespeare’i savunmuştur. Romanın tanımını 'tabiatı tahlile çalışmak' olarak yapmıştır.

4Ziya Paşa ve Eleştirileri

Ziya Paşa, geleneksel şiir anlayışı ile yeni şiir anlayışı arasında ikilemler yaşayan, çelişkili tavırlarıyla bilinen bir sanatçıdır. Bu ikilemini 'Şiir ve İnşa' makalesi ile 'Harâbât Mukaddimesi'ndeki zıt görüşleriyle açıkça ortaya koymuştur.

1868 yılında Hürriyet gazetesinde yayımlanan 'Şiir ve İnşa' makalesinde divan edebiyatını taklitçilikle (mukallitlikle) suçlamış, Arapça ve Farsça kelimelerin dili külfetli hale getirdiğini belirtmiştir. Bu yazısında Osmanlıların asıl şiirinin divan şiiri değil, halkın arasında yaşayan 'deyiş', 'üçleme' ve 'kayabaşı' gibi türler olduğunu savunarak halk şiirini ve hece veznini ön plana çıkarmıştır.

1874 yılında yayımladığı üç ciltlik antoloji olan 'Harâbât'ın mukaddimesinde ise tam tersi bir tutum takınarak klasik Türk şiirini ve divan edebiyatını yüceltmiştir. Şiir ve İnşa'da yer verdiği halk şiirini küçümsemiş, Necati ve Ahmet Paşa gibi divan şairlerinin Türk dilinin temelini güzel attığını savunmuştur.

Harâbât Mukaddimesi, Türk edebiyat tarihi taslağı niteliği taşımaktadır. Ziya Paşa bu eserde şair olmanın şartlarını (doğuştan kabiliyet, ilim, maarif, belagat ve Batı dillerini bilmek) sıralamış, her ne kadar divan şiirini övse de Batı edebiyatının da millî özellikler gözetilerek takip edilmesi gerektiğini savunmuştur.

5Ahmet Midhat Efendi ve Eleştirileri

Tanzimat edebiyatının en üretken yazarı olan Ahmet Midhat Efendi, dil konusunda tamamen sadelikten yana olmuş, Arapça ve Farsça dil bilgisi kurallarının terkedilmesi gerektiğini savunmuştur. Fikirlerinde Doğu-Batı sentezini benimsemiş, halkı aydınlatmayı ve eğitmeni amaç edinmiştir.

Roman türünü eğlendiren, aydınlatan ve ibret veren bir araç olarak görmüş; Natüralist yazar Emile Zola’nın sadece çirkinlikleri ve kötülükleri öne çıkaran, insanlığın faziletlerini yok sayan anlayışını eleştirmiştir ('Müşahedat' romanının önsözünde bu eleştirilerini detaylandırmıştır).

Sabah gazetesinde yayımladığı 'Dekadanlar' makalesi ile Servet-i Fünûn edebiyatçılarına karşı dört yıl sürecek olan 'dekadanlar tartışmasını' başlatmıştır. Bu tartışmanın temelinde genç yazarların anlaşılmaz ve ağır bir dil kullanması yatmaktadır.

Tercüman-ı Hakikat'te yayımladığı 'Müsâbaka-i Kalemiyye İkrâm-ı Aklâm' makalesiyle 'Klasikler Tartışması'nı başlatmıştır. Dünya klasiklerinin yüzyılları aşan değerler olduğunu, Türk edebiyatında henüz bu düzeyde eserler verilemediği için bu klasiklerin mutlaka Türkçeye çevrilmesi gerektiğini savunmuştur.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250