Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Tiyatro-II (İkinci Kuşak). Recaizâde Mahmut Ekrem’in ilk tiyatro eseri olan Afîfe Anjelik, Geneviéve de Brabant efsanesinden alınmış dört perdelik bir melodramdır. Eserin şahıs kadrosu yabancı isimlerden oluşur ve konusu tamamen yabancı bir hayattan beslenir. Olay örgüsünde, savaşa giden bir kontun eşini saray bakıcısına emanet etmesi ve saray bakıcısının iffetini koruyan kontese iftira atması işlenir. Kont, mektupla gelen iftiraya inanarak eşini ve yeni doğan çocuğunu evden atar; ancak yıllar sonra gerçeği öğrenerek mutlu bir şekilde barışırlar. Eser, devrin birkaç yazarı tarafından da ele alınmış olsa da Recaizâde Mahmut Ekrem’in bu ilk denemesi acemiliklerle doludur. Her faslın başında özet verilmesi, diyaloglardaki tutukluk, Fransızca cümle yapısının etkisinde kalınması ve Türkçe açısından kusurlu ifadeler eserin başlıca kusurlarıdır. Tüm bu teknik kusurlara rağmen Afîfe Anjelik, Türk tiyatrosunda 'tabiat'a açılan ilk eser olması bakımından büyük bir öneme sahiptir ve ilerleyen süreçte Abdülhak Hâmit’e bu konuda ilham vererek öncülük etmiştir. 1873 yılında yayımlanan Atala, Chateaubriand’ın aynı adlı romanından Türkçeye uyarlanmış beş perdelik egzotik bir dramdır. Bu eser, Türk edebiyatında romandan piyes çıkarmanın ilk örneği olma özelliğini taşır. Konusu, medeniyet yoksulu Amerika yerlilerinin eline esir düşen beyaz bir gencin, kabile reisinin kızı Atala ile yaşadığı macera ve trajik aşkı ele alır. Atala, annesine küçük yaşta Meryem ana adına verdiği kızlık yemini ile gence duyduğu derin aşk arasında sıkışıp kalır ve sonunda hastalanarak ölür. Atala’da tabiat unsurları Afîfe Anjelik’e göre daha da ileri götürülmüştür. Yazar, romandan piyes çıkarırken olaylar zincirine sıkı sıkıya bağlı kalmamış, oyun tekniğine uygun hale getirmek için çeşitli atlamalar ve ilaveler yapmıştır. Recaizâde Mahmut Ekrem, ilk oyunlarında Batılı kaynaklardan yararlandıktan sonra sonraki eserlerinde yerli kaynaklara yönelmiştir. Namık Kemal’i üstat kabul eden yazar, ilk yerli oyunu olan Vuslat’ın konusunu Zavallı Çocuk’tan, son oyunu Çok Bilen Çok Yanılır’ın konusunu ise Binbir Gündüz Hikâyeleri’nden almıştır. Vuslat, toplumun içinden alınmış dört perdelik yerli bir dramdır. İstanbul’un tanınmış bir ailesinin oğlu ile konağa besleme olarak alınan bir kızın kardeş gibi büyüdükten sonra birbirlerine âşık olmaları ve konağın hanımının kızı esirciye satmasıyla başlayan dramatik süreci anlatır. Eserde romantik aşkın yanı sıra evlenecek gençlerin büyükleri işe karıştırmadan karar vermesi gerektiği fikri ve Tanzimat'ın kanayan yarası olan kölelik konusu işlenmiştir. Namık Kemal’in Zavallı Çocuk’u ile benzerlik gösteren Vuslat, sahne dilini kullanmadaki başarı nedeniyle yazarın yerli hayattan aldığı en başarılı oyunu kabul edilir. Çok Bilen Çok Yanılır ise Maraş’ta geçen dört perdelik bir komedidir. Halep valisinin oğlu ile Maraş kaymakamının kızı arasındaki evliliğe Maraş kadısının entrikalarla engel olmaya çalışması ancak kazdığı kuyuya kendisinin düşmesi anlatılır. Kitap olarak yazarın ölümünden sonra 1914’te yayımlanan bu eser; kıskançlık, görmeden evlilik ve liyakat yoksunu yöneticileri eleştirir. Deyim ve atasözlerinin ustaca kullanılmasıyla Ekrem’in dil ve tiyatro tekniği açısından en başarılı eseri olmuştur. Abdülhak Hâmit Tarhan, yazdığı yirmi beş dolayındaki tiyatro eserine rağmen belirli bir nizam veya okul gözetmemiştir. Eserlerinin çoğunu sahnelenmek için değil okunmak için yazmış, bu durum sahne dilinin göz ardı edilmesine ve ağır bir dilin kullanılmasına yol açmıştır. Hâmit’in kendine özgü 'millî tiyatro' anlayışı; eserin Osmanlı tebaasından, İslam ve Osmanlı tarihinden bahsetmesi gerektiği düşüncesine dayanır ancak devrinde kabul görmemiştir. Padişahlara karşı eleştirilerini eserlerinde alegorik bir dille ifade etmiş, hürriyetin savunucusu olarak Mithat Paşa’yı örnek göstermiştir. Sanatçının tiyatro eserleri tematik olarak üç ana dairede tasnif edilir: Geleneğe Bağlı Eserler Dairesi (Sabr u Sebat, İçli Kız), Konusunu Tarihten Alan Eserler Dairesi (Endülüs, Antik Çağ, Masalımsı-Tarih, İlhan Dairesi) ve Siyasi İçerikli Eserler Dairesi (İngiliz-Hint ve Güncel Siyasi Daire). İlk eserlerinde Namık Kemal’in ve geleneksel tiyatronun etkisindeyken, sonraları Shakespeare, Victor Hugo, Racine ve Corneille gibi Batılı romantik ve klasik yazarların etkisinde kalarak zengin bir hayal dünyasıyla eserler vermiştir. Tarihî dairede Endülüs tarihi (Nazife, Tarık, Tezer, İbn Musa, Abdullahü’s-Sagîr), Antik Çağ (Eşber, Sardanapal), Masalımsı-tarih (Macera-yı Aşk, Nesteren, Zeynep, Hakan) ve İlhanlı tarihi (İlhan, Turhan, Tayflar Geçidi, Ruhlar, Arzîler) yer alır. Tarih, Hâmit için fikirlerini ve yönetim eleştirilerini rahatça dile getirdiği bir araçtır. Siyasi içerikli eserler arasında İngiliz-Hint konulu Duhter-i Hindû, Finten, Yabancı Dostlar ve Cünûn-ı Aşk bulunur. Bu eserlerde İngilizlerin sömürgeci politikaları ve üstünlük taslayan tutumları ele alınırken, Duhter-i Hindû egzotizmi edebiyatımıza getirmiştir. Güncel siyasi eserlerden Liberte, Midhat Paşa’nın sürgün edilmesini alegorik olarak işleyen ve hürriyetin önemini vurgulayan manzum bir dramdır. Yadigâr-ı Harb ise Çanakkale zaferi sonrasındaki siyasi durumu ve aktörlerin oyunlarını diyaloglar şeklinde ele alır. Yazarın Tayflar Geçidi, Ruhlar ve Arzîler gibi eserleri tiyatro tekniğinden uzak, diyaloglar şeklinde yazılmış, mezarlıkta canlanan tayfların ve ruhların medeniyet, savaş karşıtlığı ve Millî Mücadele üzerine konuştuğu ütopik ve felsefi metinlerdir. Sami Paşazâde Sezai, edebiyatımızda roman ve hikâyesiyle tanınmasına rağmen gençlik hevesiyle 17 yaşında Şîr adlı üç fasıllık bir trajediyi kaleme almıştır. Sevgi, kıskançlık, intikam ve pişmanlık çatışmalarına dayanan eser, klasik tiyatro anlayışına yakın ve acemiliklerle doludur. Dönemin usta yazarları tarafından beğenilmeyen Şîr’den sonra Sami Paşazâde Sezai tiyatro türünde ısrar etmemiş, yarım kalan Bir Düşmüş Kadın adlı eseri dışında tiyatro yazmamıştır. Muallim Naci ise Ahmet Mithat’ın teşvikiyle Batılı tarzda trajedi yazmak istemiş ve tiyatroyu halkı eğitecek bir okul olarak görmüştür. Namık Kemal’in tiyatro anlayışını sürdüren Muallim Naci, edebiyattaki tek tiyatro oyunu olan Heder’i kaleme almıştır. Heder’de, Osmanlı bürokrasisinin hantal yapısı, liyakatsiz yöneticilerin haksız uygulamaları ve haksız yere sürgün edilen devlet memurları ile genç bir şairin trajedisi başarılı bir şekilde sahneye taşınmıştır. Recaizâde Mahmut Ekrem, Tanzimat ikinci kuşağının lideri olarak sanat, güzellik, edebiyat ve şiir konularını Batılı bir perspektifle ele alan önemli bir kuramcı ve eleştirmendir. Servet-i Fünûn edebiyatının da fikri altyapısını hazırlamıştır. 1879 yılında yayımlanan Ta’lîm-i Edebiyat, Mekteb-i Mülkiye’deki dersler için yazılmış, yeni edebiyatın kuramsal esaslarını veren ve Arap belagatinin etkisini kıran çığır açıcı bir belagat ve edebiyat teorisi kitabıdır. Eserde zihnin edebiyattaki etkinliği (fikir, his, tabiat güzelliği, hayal gücü, hafıza) dört ana bölümde incelenmiş, Fransız retoriğinden faydalanılarak edebiyattan estetiğe ve psikolojiye doğru bir geçiş sağlanmıştır. Eski edebiyat taraftarları ile yeni edebiyat savunucuları arasında büyük tartışmalara sebep olan Ta’lîm-i Edebiyat, genç neslin modern bir edebiyat bilinciyle yetişmesinde ve Türk edebiyatının batılılaşma sürecinde dönüm noktası olmuştur.