Özet
Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » Tarih Lisans Programı » 19. Yüzyıl Türk Edebiyatı
← Ünite 1

Ünite 1: 19. Yüzyıl Türk Edebiyatına Genel Bir Bakış — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1XIX. Yüzyıl Türk Edebiyatının Genel Karakteristiği ve Geleneğin Dönüşümü

Osmanlı şiirinin gelenekli poetikası, Batı'nın aksine, yeni olandan çok mevcudun içinde farklı olanı aramayı hedefler. Klasik Türk şiirinde tamamen avangard, geçmişle hiçbir bağı olmayan bir yeniliğe tesadüf etme ihtimali hemen hiç yoktur; çünkü her yeni, adeta 'eski' olan bir devin omuzlarında yükselir ve geçmişin binlerce yıllık birikiminden izler taşır.

XVIII. ve XIX. asırda Osmanlı edebiyatının gelenekçi çizgisini değiştirme gayretleri, gelenekle bağın tamamen koparıldığı anlamına gelmez. Çünkü gelenek, yeniliğin ta kendisini de kapsamaktadır. Gelenekle bağını tamamen reddeden bir poetika anlayışı köksüzlük doğurur; oysa gerçek yenilik, köklerini geçmişe uzatarak var olabilir.

Sorokin'in medeniyet dinamikleri teorisine göre her sanat tipi, toplum ve kişilik tiplerinin değişmesiyle birlikte dönüşür. Devlet, toplum ve fertler değişirken şairin hep aynı kalması imkansızdır. Dinamikleri değişimin belirlediği bir devirde şair, sosyal şartların etkisiyle dönüşüm geçirmiştir. Bu süreç, yavaş ve hafif bir geçişle de olsa XVIII. yüzyıldan itibaren hız kazanmıştır.

2Klasik'ten Barok'a Geçiş ve XVIII. Yüzyılın Sanatsal Yapısı

Wölfflin ve Focillon'un sanat tarihi teorilerine göre, Klasisizmin kunt, kuralcı ve şahsi yaratmalardan ziyade müşterek malzemeyi geliştiren yapısı cereyanın son demlerine doğru gevşemeye yüz tuttuğunda 'barok dönem' başlar. Klasik olan da doğar, gelişir ve sonunda dönüşerek klasiğin barok halini alır.

XVIII. asır, Osmanlı klasik sanatının son gürlüğü ve barok dönemidir. Mimaride Nuruosmaniye Camii, resimde Levnî ve Abdullah-ı Buharî tasvirleri, musikide ise Emin Ağa'nın eserleri Türk baroğunun somut örnekleridir. Klasik şiirin form, muhteva ve dilinde görülen bu çözülme bir çöküş değil, XIX. asrın yenilik peşindeki ediplerine kapı aralayan organik bir dönüşümdür.

Sanatkârın keyfî seçimleri, mizacının yönlendirmeleri ve vecd anının tabiî heyecanları bu dönemde ön plana çıkmıştır. Antikite yerine yaşanan günün tercih edilmesi, şaşırtıcı söyleyişler ve alışılmadık imajlar barok dönemin belirleyici unsurları arasında yer alır.

3Batılılaşmanın Dış Etkenleri ve Kültürel Etkileşim Kanalları

Osmanlı Devleti içe dönük kapalı bir sistem kurmadığı için Batı kültürü ile tanışıklığı son derece eski ve derindir. Sefarethaneler, Avrupalı sefirlerin sunduğu armağanlar, sarayda verilen balolar ve tiyatro gösterileri Batı kültürünün tanınmasında ilk yollardan biridir.

Levantenler ve gayrimüslim azınlıklar (özellikle Ermeni ve Rumlar), Avrupa üniversitelerinde okuyarak, Fransızca öğrenerek ve evlerindeki salon hayatını Osmanlılara açarak kültürel Batılılaşmada köprü vazifesi görmüşlerdir. Mülteciler de yanlarında getirdikleri maddi ve manevi kültür unsurlarıyla (örneğin matbaa veya Polonezköy'ün kuruluşu) bu süreci desteklemiştir.

Osmanlı sefirleri (Yirmisekiz Mehmet Çelebi gibi), Avrupa'ya gönderilen 'kültür elçileri' olarak Paris, Viyana, Berlin ve Petersburg sefaretannameleriyle Batı'nın idari, askeri ve sosyal yapısını devlete rapor etmişlerdir. Ayrıca yabancı sanatkârlar, misyoner mektepleri, mühtediler (ihtida edenler), ordu islahatları ve yurda gönderilen talebeler Batılılaşmanın diğer temel dış etkenleridir.

4Tanzimat Fermanı ve Dönem Adlandırmaları Üzerine Tartışmalar

Devletin Batılılaşma kararı 1699'da alınmışken, edebiyattaki yenilenmeyi 1839 Tanzimat Fermanı'nın ilanına bağlamak doğru değildir. Tanzimat Fermanı, içeriden ziyade dışarıya bir itimatname göndermek amacıyla yazılmış, tebaanın haklarını özetleyen idari bir belgedir ve edebiyatta ani bir devrim yaratmamıştır.

1839 ile Şinasi'nin ilk eserlerini verdiği 1850'li yılların sonu arasında yirmi yıllık bir boşluk bulunmaktadır. Bu dönemde 'Tanzimat Edebiyatı' adlandırması sonradan uydurulmuş bir tabirdir; oysa edebi yenileşmenin kökleri XVIII. asra kadar uzanmaktadır.

Yazın güneş ışınlarının en dik geldiği ay haziran iken etkisinin temmuz ve ağustos aylarında görülmesi gibi, edebiyattaki yeniliklerin de sonuçları 1856 Islahat Fermanı ve Paris Antlaşması sonrasında (1858-1860 yıllarında) ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, dönemin edebi adına en uygun tanım 'Islahat Devri Edebiyatı' olabilirdi.

5Yenileşen Edebiyatın Özellikleri: Form, Muhteva ve Dil Değişimleri

XIX. asır şiirinde form değişiklikleri yavaş ve temkinli gerçekleşmiştir. Şairler büyük kalıpları birdenbire yıkmak yerine, divan tertibini bozmak, gazelleri temalarına göre tasnif etmek, aruzda az kullanılan vezinleri denemek, hece veznine yer vermek ve yeni kafiye-redif arayışlarına girmek suretiyle biçimsel esneklik sağlamışlardır.

Muhteva (içerik) değişiminde ise köhne mazmunlar terk edilerek çağdaş nesneler (tiyatrohane, vapur ocağı, telgraf telleri, şemsiye, yelpaze) şiire sokulmuştur. Aşk beşerîleşmiş; vatan, hürriyet, adalet, eşitlik gibi sosyal ve siyasi kavramlar ile çocuk edebiyatı şiirin ana temaları arasına katılmıştır.

Şiir dilinde, Sultan III. Selim ve II. Mahmut'un çabalarıyla sadeleşme eğilimleri görülse de, bir yandan sebk-i Hindî'nin girift dili yaşatılmış, diğer yandan azınlık dillerinden ve Fransızcadan alınan kelimelerin şiire girmesiyle dilde yeni bir alafrangalık süreci başlamıştır.

6Enderun Mektebi: Teşkilatı, Kademeleri ve Eğitim Anlayışı

Enderun Mektebi, Osmanlı Devleti'nde medreseler dışındaki en önemli resmi eğitim kurumudur; II. Murat döneminde Edirne Sarayı'nda temelleri atılmış, Fatih Sultan Mehmet döneminde Topkapı Sarayı'nda kurumsallaşmıştır. Temelde mülki, askeri idareciler ve kapı kulu sınıfını yetiştirmek amacıyla kurulmuştur.

Eğitim kademeleri sırasıyla Büyük ve Küçük Odalar (hazırlık sınıfları, dolamalılar), Doğancı Koğuşu, Seferli Koğuşu (sanatkarlar ve şairler çıkarır), Kiler Odası, Hazine Odası ve en üst kademe olan Has Oda'dan oluşur. Has Oda'da görev yapanlar mukaddes emanetleri korur ve padişahın en yakın hizmetini yürütürdü.

Liyakat esaslı bu kurum, XVII. yüzyıldan itibaren kayırmalar ve değişen sistemlere ayak uyduramama nedeniyle zayıflasa da XIX. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdürmüş; devletin idari kadrolarının yanı sıra pek çok şair, hattat ve musikişinas yetiştirmiştir.

7Enderunlu Şairler ve Enderun'un Edebiyattaki Yeri

Enderun Mektebi, askeri ve idari bir ihtisas akademisi olmasının yanında Osmanlı sanatının çeşitli kollarında eser veren ustalar yetiştirmiştir. XVIII. yüzyıldan Enderunlu Fazıl, XIX. yüzyıldan ise Enderunlu Vasıf bu kurumdan yetişen en tanınmış şairler arasındadır.

Enderunlu şairlerin hayatları ve eserleri Tayyarzade Ata'nın 'Enderun Tarihi', Ahmet Refi'nin tezkiresi ve Akif'in 'Mirat-i Şiir' adlı eserlerinde ele alınmıştır. Bu eserlerin bir kısmı şiir seçkisi niteliği taşırken, bir kısmı bestelenmek üzere güfte yazan şairleri kaydetmiştir.

Kurumda yetişen şairler, klasik şiirin kalıpları içinde kalmakla birlikte, mahallileşme temayüllerini ve dönemin toplumsal hayatını şiirlerine yansıtarak XIX. yüzyıl Türk edebiyatının zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250