Encümen-i ŞuaraXIX. yüzyılda İstanbul'da (genellikle Hersekli Ârif Hikmet Bey'in evinde) toplanan, şiir ve edebiyat sohbetleri yapılan, yenilikçi arayışlarla klasik geleneği harmanlayan yaklaşık bir yıl ömürlü özel şairler meclisidir. Örnek olarak Leskofçalı Galip, Hersekli Ârif Hikmet ve Namık Kemal gibi isimler bu mahfelin müdavimleridir.
MutavassıtînEdebiyatımızda batılılaşma gayretlerine paralel olarak doğan, gelenekli kutup ile Doğu-Batı sentezinden yana olan ılımlı edebiyatçıları ve zihniyeti ifade eden kavramdır. Encümen-i Şuara şairleri bu mutavassıt duruşun en belirgin temsilcileridir.
Sebk-i HindîKlasik Türk şiirinde anlamı derinleştirmek, hayal dünyasını genişletmek ve kapalı, süslü, ıstıraplı bir söyleyiş oluşturmak amacıyla Hint havzasında gelişen ve Türk şairlerce benimsenen bir şiir üslubudur. Encümen şairleri estetik açlıklarını gidermek için bu üsluba sıklıkla başvurmuşlardır.
MazmunŞiirde teşbih ve mecaz yoluyla kurulmuş imgelerin arkasında yatan geleneksel, anonim semboller ve kalıplaşmış ortak hayallerdir. Encümen dönemiyle birlikte bu anonim yapından bireysel imge ve sembollere doğru bir geçiş yaşanmıştır.
PoetikaŞiir teorisi, şiir felsefesi ve sanatçının şiir yazma ilkeleri üzerine düşündüğü, bunları sistematize ettiği fikirler bütünüdür. Leskofçalı Galip şiir dili ve poetik temelleri kurmada encümenin lideri konumundadır.
La PléiadeFransız edebiyatının en eski edebi toplaşmalarından biri olup yedi yıldızlı Süreyya burcundan adını alır. Tanpınar, hem ana dillerini savunup hem de zengin lügatlerden kopamayan ikilemleri nedeniyle Encümen-i Şuara'yı bu topluluğa benzetmiştir.
Sûk-ı UkazCahiliye devri Araplarının Mekke yakınlarında kurdukları, en iyi şairlerin yarışıp birinci gelenlerin şiirlerinin Kâbe duvarına asıldığı panayırdır. İbnülemin, Encümen-i Şuara toplantılarını bu Şark geleneğine benzetmiştir.
Musarra KıtaNormalde ilk beyti kendi arasında kafiyelenmeyen kıta nazım şeklinin, birinci beytinin de kendi arasında kafiyelendirilerek yazılmış biçimidir. Encümen şairleri bu tür biçimsel denemeler yapmışlardır.
Kaht-ı RicalYetişmiş devlet adamı, bürokrat ve liyakatli insan kıtlığı anlamına gelen ve XIX. yüzyılda Osmanlı aydınları ile şairlerinin şiirlerinde eleştiri konusu yaptığı toplumsal bir meseledir.
Hermenötik ProblemMetinlerin anlaşılması ve yorumlanması sürecinde okur ile yazar arasında ortaya çıkan anlam uyuşmazlığıdır. Encümen şairlerinin yeni mazmunlar üretmesi, Servet-i Fünûn'da zirveye çıkacak bu tür anlamlandırma sorunlarının ilk işaretidir.
InşâdŞiiri güzel, sesli ve etkili bir edayla okuma işidir. Encümen toplantılarında genç müdavim Namık Kemal, güzel şiir okuma yeteneğiyle şairlerin yazdığı şiirleri inşad etmekle görevlendirilmiştir.
CaizeEski dönemlerde padişahların veya zengin devlet adamlarının şairlere ve yazarlara sundukları maddi ödül ve bahşiştir. Eski hami-şair ilişkilerinin bozulmasıyla encümen toplantıları bir caize yarışması olmaktan çıkıp akademik bir fikir alışverişine dönüşmüştür.
Türkçe AruzManastırlı Salih Faik Bey'in Ahmet Cevdet Paşa'nın teşvikiyle kaleme aldığı, hece vezni ve Türkçenin imkânları üzerine aydınlara rehberlik etmeyi amaçlayan çalışmasıdır.
Yek-mânâŞiirde beyitlerin birbirinden bağımsız anlamlar taşımaması, aksine tüm şiirin tek bir konu ve anlam etrafında bütünlük oluşturması durumudur. Bu anlayış Encümen-i Şuara döneminde daha büyük bir gereklilik haline gelmiştir.