Sesli Özet
← Ünite 1

Ünite 1: Çağdaş Türk Edebiyatlarının Oluşum Süreci ve Gelişim Çizgisi — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Çağdaş Türk Edebiyatlarının Oluşum Süreci ve Gelişim Çizgisi. Azerbaycan Türkçesinin oluşum süreci, bir halk olarak 'Azerî Türkleri'nin oluşum sürecinden daha öncedir. Bugün Azerbaycan Türkçesi olarak nitelendirilen yazı dilinin fonetik ve morfolojik özellikleri, Oğuzcanın içinde (Eski Anadolu Türkçesi döneminde) XIII-XIV. yüzyıldan itibaren izlenmektedir. Bu dönemde Anadolu Türkleri ile Türkiye Türkleri ve kullanılan yazı dili arasında önemli bir farklılık henüz oluşmamıştır. Eski Anadolu Türkçesi olarak tanımlanan bu yazı dili sadece Anadolu'da değil; Kafkasya, Azerbaycan, İran ve Horasan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada kullanılmıştır. Azerbaycan Türklerinin tarih sahnesine çıkışı, Orta Doğu Türklüğünün batıdaki Oğuz kollarının ikiye ayrılmasıyla gerçekleşmiştir. Şah İsmail'in kurduğu Safevî Türk devleti (1501) ve uzun süren Osmanlı-Safevî hâkimiyet mücadeleleri, araya giren mezhep ayrılıkları (Kızılbaşlık-Sünnîlik, sonraları Şiîlik-Sünnîlik çekişmeleri) neticesinde Orta Doğu iki büyük devlet arasında paylaşılmıştır. Bu süreç, Azerbaycan Türklüğü ile Osmanlı Türklüğünün ayrışma noktasını oluşturmuş ve İran'daki Türk şairler eserlerini Türkçe ve Farsça iki dilde vererek iki kültür dairesi arasında köprü vazifesi görmüştür. Kafkasya ve İran'da yaşayan Oğuz Türkleri (Azerbaycan Türkleri), 1804'te başlayan Rus istilası ve 1813 Gülistan Antlaşması ile ikiye bölünmüş, 1828 Türkmençayı Antlaşması bu durumu pekiştirmiştir. Kuzey Azerbaycan Rus yönetimine geçerken, güney Azerbaycan İran'da kalmıştır. 1924-1925 yıllarında İran devleti Türk Kaçar sülalesinin elinden çıkıp Farsların kontrolüne geçince Azerbaycan Türkleri arka plana itilmiş, İran resmî makamları tarafından 'Türkleştirilmiş İran halkı' olarak gösterilmek istenmiştir. Rus istilası altında kalan Kuzey Azerbaycan Türkleri XX. yüzyılın başına kadar kendilerini 'Müslüman' veya 'Türk' olarak adlandırmışlardır. Batılılaşma ve milliyetçilik akımlarının etkisiyle Hüseyinzade Ali Bey'in 1905-1906 yıllarında yayımladığı 'Türkler Kimdir ve Kimlerden İbarettir' makalesi büyük yankı uyandırmıştır. 1918 yılında kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti ile birlikte 'Azerbaycan Türkü' ve 'Azerbaycan Türkçesi' kavramları yaygınlaşmış; ancak Sovyetler Birliği döneminde 1926'dan itibaren Türkiye Türklerinden ayırmak amacıyla uydurma 'Azerbaycan milleti ve dili' tezleri dayatılmıştır. XIX. yüzyılın başlarında Güney Kafkasya ve Azerbaycan siyasî bir kargaşa içindeydi. 1747'de Afşar Nadir Şah'ın öldürülmesinden sonra Kuzey Azerbaycan üzerindeki İran nüfuzu zayıflamış, bölgede 10 hanlık ve 1 sultanlık ortaya çıkmıştır. Gürcistan yönetimi İran baskılarından bunalarak 1783'te Rusya'nın himayesini istemiş, 1801'de Gürcü kralının ölümüyle Ruslar savaşmadan Tiflis'e yerleşmiştir. Gürcistan'ın ilhakı sonrasında Ruslar Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya'yı istilaya başlamıştır. Dağıstan'da 1784'te İmam Mansur ile başlayan Ruslara karşı direniş, Şeyh Şamil'in 1859'da teslim olmasına kadar sürmüştür. 1804'te Gence Hanlığı'nın Rusların eline geçmesini diğer hanlıklar izlemiştir. Hanlıkların kendi iç mücadeleleriyle zayıflamış olması Rus istilasını kolaylaştırmıştır. 1813 Gülistan ve 1828 Türkmençayı antlaşmalarıyla Azerbaycan bölünmüş, 1918'de kurulan Millî Azerbaycan Cumhuriyeti 28 Nisan 1920'de Bolşevikler tarafından ele geçirilmiştir. Rus yönetimi Kafkasya'daki Müslümanları 'Şiî' ve 'Sünnî' olarak iki ayrı dinî idareye bölmüş; Şiîlerin başına 'Şeyhülislâm', Sünnîlerin başına 'Müfti' unvanı vererek bu kurumları Kafkasya Genel Valiliğine bağlamıştır. Bu sayede hem dinî eğitim ve hareketler kontrol altına alınmış hem de mezhep ayrılıkları kışkirtilmiştir. Öte yandan Tiflis, Rus ve Avrupaî tesirlerin yayıldığı bir merkez hâline gelmiş, 1825 Dekabristler İsyanı'ndan sonra sürülen hürriyetçi aydınlar buradaki yerel aydınları derinlemesine etkilemiştir. 1850-1860 yıllarından itibaren Azerbaycan'da ticaret gelişmiş, demiryolları yapılmış ve Bakû, petrol sanayiinin merkezi olarak hızla yükselmiştir. 1859'da Şamahı'daki valilik Bakû'ya taşınmış, 1864'te telgraf hattı çekilmiştir. Rus işgali bölgede değişimi ve modernleşmeyi tetiklerken, aynı zamanda Rus sınaî malları için büyük bir pazar oluşmasına ve hammaddenin Rusya'ya taşınmasına zemin hazırlamıştır. Kafkasya'daki ilk Rus okulu 1802'de Tiflis'te açılmış, 1829'da aristokrat çocuklarının okuduğu gimnaziya'ya dönüştürülmüştür. 1819 yılından sonra Rusların 'Tatarca' dediği Azerbaycan Türkçesi de bu mekteplerde okutulmaya başlanmıştır. Bunun temel sebebi, bölgedeki Türk halkıyla iletişim kuracak memur, tercüman ve mütercim kadrosunu yetiştirmektir. Çünkü o dönemde gayr-i müslim halkların bile kendi aralarındaki ortak konuşma dili (Lingua Franca) Azerbaycan Türkçesiydi. Ruslar tarafından 1830'da Şuşa Realni Mektebi açılmış, bunu Şeki, Bakû, Gence, Şamahı ve Nahçivan'daki okullar izlemiştir. Halk, Ruslaştırma ve Hristiyanlaştırma endişesiyle çocuklarını bu okullara göndermek istememiştir. Bu durum karşısında aydınlar özel okullar açma yoluna gitmiştir. İsmail Gaspıralı'nın 'Usul-i Cedid' eğitim görüşlerinden ve Türkiye'deki yeniliklerden ilham alan bu yeni mekteplerde dinî derslerin yanı sıra tarih, coğrafya, matematik ve aklî ilimler okutulmuştur. Usul-i Cedid mekteplerinin yaygınlaşmasında önemli rol oynayan ve cehalete, hurafelere karşı mücadele eden aydınlara 'maarifçiler' denilmektedir. Bu maarifçiler ansiklopedist şahsiyetler olup halkın eğitilmesini ve cehaletten kurtulmasını savunmuşlardır. Abbasguluağa Bakıhanof Güdsî, Mirza Feteli Ahundzade ve Mirza Şefi Vâzıh gibi öncü isimler, Tiflis'te sürgünde bulunan hürriyetçi Dekabristlerle yakın ilişki kurmuş ve Batı kültürünü yakından tanımışlardır. Maarifçilerin çabaları, yeni Azerbaycan edebiyatının doğuşunu hazırlamıştır. Ancak tutucu din adamları, usul-i cedid mekteplerinde Rusça okutulmasını bahane ederek halkı kışkırtmış ve hatta okutanları tekfir etmeye kalkışmıştır. Zamanla halkın bu okulların faydasını anlamasıyla karşı duruşlar zayıflamış, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren modern eğitim ve maarifçi düşünce Azerbaycan'da kök salmıştır. Ukrayna, Kırım, İdil-Ural bölgesinden Çin sınırına kadar uzanan coğrafya Sakalar, Hunlar, Avarlar, Hazarlar, Bulgarlar ve Kıpçaklar gibi Türk halklarının ana yurdu olmuştur. XI. yüzyıldan itibaren Kıpçak Türkleri bu sahada hâkimiyet kurmuş, bu bölge 'Deşt-i Kıpçak' (Kıpçak Bozkırı) olarak adlandırılmıştır. Altın Ordu Devleti'nin Timur tarafından yıkılması ve ardından parçalanmasıyla Kırım, Kazan, Kasım, Sibir, Astarhan hanlıkları ve Nogay Ordası gibi pek çok Türk devletçikesi ortaya çıkmıştır. 1552'de İdil-Ural bölgesindeki Kazan Hanlığı'nın Korkunç İvan tarafından yıkılmasıyla Rus istilası başlamıştır. Ruslar, Altın Ordu döneminin intikamını almak üzere katı bir haçlı ruhuyla hareket etmiş, camileri yıkmış, medreseleri kapatmış ve Müslüman Türkleri şiddetle Hristiyanlaştırmaya (Ortodokslaştırmaya) ve Ruslaştırmaya çalışmışlardır. Baskılardan kaçan Tatarlar doğuya göç etmiş, bir kısmı ise zorla Hristiyanlaştırılarak 'Kreşin' adı verilen topluluklar hâline getirilmiştir. XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren Rusya'nın doğu ticareti için Tatarlara ihtiyaç duyması ve Pugaçev ayaklanmasından duyulan korku, politikalarda kısmi yumuşamalara yol açmıştır. 1773 Dinî Hoşgörü fermanı yayımlanmış ve 1789'da merkezi Ufa olan Rusya Müslümanları Müftülüğü (Orenburg İdare-i Ruhaniyesi) kurulmuştur. Bu gelişme Tatarların özgüvenini artırmış, Buhara ve İstanbul'da tahsil gören Abdunnasır Kursevî, Şıhabüddin Mercanî gibi âlimler medreselerde skolastik düşünceyi eleştirerek içtihat ve akılcı düşünceyi yeniden canlandırmışlardır. Kırım Tatarları ise 1475'te Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve Osmanlı kültürüyle bütünleşmiştir. 1783'te Kırım'ın Ruslar tarafından işgal edilmesiyle 'Hak Topraklar' dedikleri Türkiye'ye büyük göç dalgaları başlamıştır. 1883'te Bahçesaray'da İsmail Gaspıralı'nın çıkardığı Tercüman gazetesi ve başlattığı Usul-i Cedid hareketi Kırım'da ve tüm Rusya Müslümanlarında modernleşmenin ve millî uyanışın dönüm noktası olmuştur. 1944 yılında Kırım Türkleri sürgüne gönderilmiş, 1991 sonrasında bir kısmı ana vatana dönerek yeniden doğuş mücadelesi vermiştir. Kazakistan'da Rus istilası 1731'de başlayıp 1869'da tamamlanmıştır. 1860 yılına kadar Ruslar Kazaklarla olan ilişkilerinde Kazan Tatarlarını aracı olarak kullanmış, İdil-Ural medreselerinde yetişen din adamları Kazaklar arasında imamlık ve öğretmenlik yapmıştır. Kazan'da basılan kitapların tüccarlar ve hacılar aracılığıyla Kazak bozkırına sokulması, halkın aydınlanmasında Ruslardan çok daha etkili olmuştur. Rus yönetimi Tatar etkisini kırmak ve Kazakları asimile etmek amacıyla 1860'lardan sonra baskı politikasını artırmıştır. Misyoner papaz Nikolay İlminski'nin hazırladığı Kiril harfli alfabe ve ders kitapları resmî okullarda zorunlu kılınmıştır. Çarlık yönetimi Kazakları tam anlamıyla Müslüman saymayıp animist bir kitle olarak göstermeye çalışmışsa da, W. Radloff'un da belirttiği gibi Kazaklar yüzyıllardır İslâmiyet'e bağlı kalmış ve Kalmuk istilalarına karşı (Aktaban Şuburundu dönemi) İslâmiyet'i savunmuşlardır. Kazaklar arasında modernleşme hareketleri erken dönemde başlamış, Şokan Velihanov tarih, coğrafya ve etnografya alanındaki bilimsel çalışmalarıyla uluslararası şöhret kazanmıştır. Manas Destanı'nı bilim dünyasına tanıtan Velihanov, Ruslarla bütünleşmeyi savunurken yaşadığı hayal kırıklıklarıyla genç yaşta vefat etmiştir. Ibıray Altınsarin ise Kazak okullarının açılmasında, Kazakçanın yazı dili olarak işlenmesinde ve ders kitaplarının yazılmasında öncülük etmiştir. Başlangıçta İlminski'nin etkisinde kalarak Kiril alfabesiyle okuma kitapları (Kirgizkaya Hrestomatiya) hazırlasa da, misyonerlik emellerini fark edince tavır almış ve 'Şeraitü'l-İslâm' ile Arap harfli okuma kitaplarını yayımlayarak modern Kazak edebiyatının temellerini atmıştır. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Çarlık yönetimi altındaki Türk halkları arasında İslamcılık ve Türkçülük fikir hareketleri güçlenmiştir. İsmail Gaspıralı, 'Dilde, Fikirde, İşte Birlik' formülüyle bütün Türk dünyasını tek bir edebî dil (sade İstanbul Türkçesi) ve ortak ulusal kimlik altında birleştirmeyi amaçlamıştır. Tercüman gazetesi bu idealin en büyük aracı olmuştur. Ancak 1905 sonrasında devrimci ve sosyalist düşüncelerin etkisiyle bazı genç aydınlar, sınıf mücadelesini millî mücadelenin önüne koyarak yerel şiveleri edebî dil yapmayı tercih etmiş ve bu durum ortak dil idealini zayıflatmıştır. Basın hayatında Azerbaycan Türklerinden Hasan Bey Melikzade Zerdabî'nin 1875-1877 yılları arasında çıkardığı Ekinçi gazetesi, Rusya Müslümanlarının ilk gazetesi olarak büyük bir dönüm noktası olmuştur. 1905 Meşrutiyeti'nin getirdiği nispi özgürlük ortamında Hayat, İrşat, Vakit, Şura, El-Asrü'l-Cedid gibi pek çok gazete ve dergi yayımlanmış, bu mecralar modernleşme problemlerinin tartıştığı odak noktaları hâline gelmiştir. 1905 yılında Rus Meşrutiyeti'nin sunduğu imkânlarla 'Rusya Müslümanları Kongreleri' toplanmıştır. Ufa, Petersburg ve Nizni Novgorod'da (Gustav Struve gemisinde) yapılan bu kurultaylarda Müslümanların eşit haklar talep etmesi, ana dilinde zorunlu eğitim yapılması, medreselere fen derslerinin konulması ve en önemlisi II. Kurultay'da alınan 30. kararla edebî Türkçenin (Türkiye Türkçesinin) okullarda mecburi ders olarak okutulması kararlaştırılmıştır. 1917 Bolşevik İhtilali sonrasında kurulan kısa süreli millî cumhuriyetler ve özerk yönetimler, Kızıl Ordu'nun galibiyetiyle yıkılmıştır. Sovyet yönetimi, Türk dünyasının birliğini bozmak için sınırları keyfî olarak değiştirmiş, yeni milletler ve tarihler icat etmiştir. Stalin dönemindeki 1930'lu yıllardaki kittasel tasfiyelerde (1937 büyük kırgını) binlerce Türk aydını kurşuna dizilmiş veya Sibirya'ya sürgün edilmiştir. Türk dünyasında yüzyıllarca kullanılan Arap alfabesi, XIX. yüzyılda ilkokulların yaygınlaşması ve matbaacılığın gelişmesiyle birlikte eğitimde ve dizgi işlemlerinde büyük zorluklar doğurmuştur. Harflerin şekil karmaşası, gazete ve kitap maliyetlerini artırmış; bu du