Anatole France
Mutlaka M.Brunetière ile çarpışmam gerekirse pek elverişsiz bir durumda bulunacağım. Pek belli ve göze çarpan eşitsizliklere dokunmayacağım. Sadece bambaşka özellikte olan bir tanesine işaret edeceğim. O da şudur: kendisi benim tenkidimi tatsız bulurken ben onun tenkidini mükemmel buluyorum. Böylece kendimi, demin sölediğim gibi bütün tâbiyecilerce kötü sayılan savunma durumuna sokmuş oluyorum. M.Brunetière’in sağlam tenkid yapılarına pek büyük değer veririm. Malzemelerinin sağlamlığına, plânının büyüklüğüne bayılıyorum. Bu kabiliyetli konferans üstadının Rönesanstan Zamanımıza Kadar Tenkidin Gelişmesi Hakkında, Öğretmen Okulunda okuttuğu derslerini yeni okudum. Fikirlerin bu dersler içinde pek metotlu bir şekilde yürütüldüğünü, isabetli ve kendini kabul ettiren, yeni bir düzen içine sokulduğunu yüksek sesle söylemekten hiç de çekinecek değilim, fikrinin ağır fakat güvenli yürüyüşü, bana bir şehre saldırırken kalkanlariyle örtünmüş, birbirlerine sıkı sıkı yanaşmış bir halde ilerleyen şu meşhur eski Roma askerlerinin manevrasını hatırlatıyor. Buna kalkan kaplumbağası yapmak denirdi. Bu müthiş bir şeydi. Fikirler ordusunun nereye gittiğini görünce, belki de hayranlığıma biraz şaşkınlık karışıyor.
M. Brunetière edebî tenkide, tekâmül nazariyelerini tatbik etmeyi hedef tutuyor. Aslında böyle bir teşebbüs ilgi çekici ve övgüye lâyık da olsa, bilimi ahlâkın emrine vermek, tabiat bilimleri üstüne kurulmuş her doktrinin gücünü azaltmak için Revue des Deux Mondes tenkidçisinin son zamanlarda harcadığı gayret unutulmuş değildir.
Bu, Çömez münasebetiyle olmuştu ve M. Brunetière’in o zaman psikoloji ve sosyolojinin bir alanına değişimcilik nazariyelerini sokmaya kalkışan kimseleri azarlayıp azarlamadığını herkes bilmektedir. Değişmez ahlâk adına Darwin’ci fikirleri reddediyordu. Kesin olarak: “bu fikirler, tehlikeli olduklarına göre yanlış olsa gerek” diyordu. Şimdi de, yeni tenkidi tekâmül faraziyesi üstüne kuruyor. “Plânımızı diyor, M. Taine’in Geoffroy’dan Saint Hilaire’den Cuvier’den gördüğü yardımı, Darwin’le Haechel’den görmekten başka bir şey değildir.” M. Sixte gibi, canilerin sorumsuzluğunu, ahlâk konusunda mutlak kayıtsızlığı öğretmenin başka bir şey olduğunu bildiğim gibi, hayvan ve bitki cinslerinin tekâmülüne hâkim olan kanunları edebiyat nevilerine tatbik etmenin başka bir şey olduğunu da pekâlâ bilirim. M. Brunetière’in kendisini yalanladığını, kendisiyle tezada düştüğünü aslâ söylemiyorum. Büyük bir takip fikriyle bilinmezin, umulmazın içine isteyerek koyduğu kendi karakterinin bir tarafını, tabiatının bir çizgisini işaret ediyorum. Bir gün, onun aykırı düşünceli olduğu söylendi. İyi muhakeme yürütmedeki şöhreti sağlam bir şekilde yerleşmiş olduğuna göre, bunun ters anlamda söylendiği anlaşılıyor. Fakat düşünüşte, gerçekten kendine göre, biraz aykırı düşünceli olduğu görüldü. İspat etmede fevkalâde ustadır. Daima ispat etmesi lâzımdır ve arada sırada olağanüstü, hattâ şaşırtıcı fikirleri kuvvetle desteklemekten hoşlanır.
Taliin ne insafsız bir cilvesidir ki, duygularımla bu kadar az uyuşan bir tenkidçiyi sevebiliyor, takdir edebiliyorum! M. Brunetière için, kötü olan sübjektif tenkid, iyi olan bir objektif tenkid olmak üzere, sadece iki çeşit tenkid vardır. Ona göre M. Jules Lemâîre, M. Paul Desjardins ve ben sübjektif hastalığına tutulmuş bulunuyoruz; bu da hastalıkların en kötüsüdür. Çünkü insan sübjektiflikten hayale, şehvete, zevkperestliğe düşer. Yine onlardan alınan zevkle insan eserleri yargılanır; bu da iğrenç bir şeydir. Çünkü ondan zevk almak
