
Recaizâde Mahmut Ekrem, Takdir-i Elhan eserinde ciddi bir eleştirmen olmanın zorluğunu anlatırken Voltaire zamanında La Harpe’den başka eleştirmen çıkmadığını, onun da eleştirilerinde tarafgir davrandığını örnek olarak vermiştir.
Abdülhak Hâmit, Hint sömürgeciliğini işlediği Duhter-i Hindû adlı tiyatro eserinin sonuna eklediği 'Tanaggum' adlı manzumeyi, Türkçenin Batılı manzume tarzına ne denli uygun olduğunu test etmek amacıyla yazdığını belirtmiştir.
Sami Paşazâde Sezai, Küçük Şeyler Mukaddimesi’nde realizmi savunurken Alphonse Daudet’nin 'Arlezyalı' hikâyesine yer vermiş, ayrıca 'üslûb-l âlî-yi şairâne' ve 'ilm-i teşrih-i edebî' ifadeleriyle Daudet ve Zola’dan esinlenmiştir.
Sami Paşazâde Sezai, 1898 yılında İkdam gazetesinde yayımlanan 'Musahabe' yazısında, Gaspıralı İsmail’in Tercüman gazetesindeki Arapça-Farsça yerine Çağatayca ve Tatarcaya dönme teklifini Türk dilinde Tatar eseri bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
Muallim Naci, Tercüman-ı Hakikat gazetesinde genç şairlerin gönderdiği ve düzeltilebilecek nitelikteki şiirleri dil, vezin ve kafiye hatalarını açıklayarak yayımlamış, bu değerlendirmelerini 'Muallim' adlı kitapta toplamıştır.
Muallim Naci ile Ahmet Midhat Efendi’nin mektuplaşmalarından oluşan Muhaberât ve Muheverât adlı eserde, Giritli Aziz Efendi’nin ünlü eseri Muhayyelat Acem tarzında yazılmış bir roman olarak değerlendirilmiştir.
Beşir Fuad’ın iki ciltlik 'Victor Hugo' eserini yayımlaması üzerine Muallim Naci’nin tebrik mektubu göndermesiyle başlayan süreç, iki yazarın edebiyat, dil ve vezin konularını tartıştırdığı yedi mektupluk 'İntikad' kitabını ortaya çıkarmıştır.
Mekteb-i Mülkiye’den Recaizâde Mahmut Ekrem’in öğrencisi olan Menemenlizâde Mehmet Tahir, şiir kitabını yayımlamadan önce hocasına sunmuş ve bu eser üzerine Ekrem 'Takdir-i Elhan' adlı poetik eleştiri metnini kaleme almıştır.
Ünite metninde Muallim Naci ve Ahmet Midhat’ın mektuplaşmaları bağlamında adı geçen Muhayyelât-ı Aziz Efendi, Türk edebiyatında masal ve hikâye geçiş döneminin önemli ve fantastik unsurlar barındıran bir metni olarak ele alınmıştır.
Tanzimat ile Servet-i Fünun arasında yer alan, ne tamamen eski ne tamamen yeni olan ılımlı ara nesil yazarları için 'mutavassıtîn' ve 'mutavassıta erbâbı' terimleri Ahmet Rasim tarafından kullanılmıştır.
Abdülhak Hâmit, eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı Makber’in ön sözünde, eseri 'fenâ bulmuş bir vücûdun bekası için' ve kendi hislerine ortak olacak kimse bulunmadığı için yalnız kendisi okumak amacıyla yazdığını belirtmiştir.