Sesli Özet
← Ünite 6

Ünite 6: 12-13. Yüzyıllar Batı Türk Edebiyatı I: Anadolu’da Gelişen Türk Edebiyatı — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Bugün sizlerle on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda Anadolu’da gelişen Türk edebiyatının arka planını, o dönemin dil meselelerini ve edebi hayatını konuşacağız. Aslında Anadolu’nun Müslüman Türklerle başlayan tarihsel sürecinde, Türklerin daha önce Doğu ve Batı Türkistan, Horasan ve İran’da kazandıkları o büyük kültürel ve edebi birikimin payı çok büyüktür. Devlet ve divan geleneğimiz, dini yönelişlerimiz hep Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu izlerini taşır. Türkler Anadolu’ya gelmeden önce bile İslamiyet’i kabul ettikten sonra dil ve edebiyat alanında oldukça ileri bir seviyedeydi. Bunun en somut kanıtı, Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig’dir. Üç binden fazla kelimeyle yazılan bu dev eser, Türkçenin ne kadar işlenmiş ve zengin bir dil olduğunu bize açıkça gösterir. Tabii İslamiyet’le birlikte Arap alfabesi, aruz vezni ve yeni nazım şekilleri edebiyatımıza girdi. Ancak Türkçede uzun ünlü olmadığı için şairlerimiz aruzu kullanırken biraz zorlanmışlar, imale ve zihaf gibi uyumsuzluklar yaşamışlardır. Anadolu’ya baktığımızda, 1071 Malazgirt’ten sonra Yesevî ve Kübrevî dervişlerinin, mutasavvıfların buralara gelerek yeni kültür merkezleri kurduğunu görüyoruz. Hacı Bektaş-ı Velî’den Mevlana’ya kadar pek çok isim Anadolu’yu yurt edindi. Fakat bu dönemde edebi eserlerde Farsçanın çok baskın olduğunu görüyoruz. Neden mi? Çünkü devletin resmi dili zaman zaman Farsçaydı, halkın konuştuğu Oğuz şivesi henüz tam anlamıyla edebi bir dil olmamıştı ve İran sahasında çok güçlü bir gelenek vardı. Hatta "Ben Farsça söylüyorum ama aslım Türktür" diyen Mevlana bile Türkçe yazma zamanının geldiğini gösteren öncülerden biriydi. Zamanla halkın kendi dilinde kitap yazılması yönündeki baskısı ve talebi arttı. Türk yazı dilinin asıl ve en büyük başlangıcı ise bin iki yüz yetmiş altı yılında Karaman Bey’in oğlu Mehmed Bey’in fermanı oldu. Mehmed Bey, divanda ve sarayda Türkçeden başka dil konuşulmayacak diyerek tarihi bir karar aldırdı. Bu fermanla birlikte Gülşehrî, Yunus Emre ve Âşık Paşa gibi usta isimler hor görülen Türkçeye sahip çıktılar. Gülşehrî Mantıku’t-tayr’ı Türkçeye uyarladı, Yunus Emre Türkçeyi adeta bir gönül diline dönüştürdü ve Âşık Paşa Garîb-nâme’sinde Türkçenin hiçbir dilden eksik olmadığını savundu. Bu dönemde halkın manevi gücünü, Battal-nâme ve Dânışmend-nâme gibi dini-tarihi menkıbeler, yani destansı hikâyeler oluşturdu. Ahmed Fakih’in Çarh-nâme’si Anadolu’da yazılan ilk Türkçe eserlerden biri kabul edilir. Ayrıca o dönemin dil geçiş özelliklerini taşıyan, hem Doğu hem Batı Türkçesi unsurlarını barındıran karışık dilli eserler de yazıldı. İşte bu süreç, Türk edebiyatının Anadolu topraklarında kök salıp ulu bir çınara dönüşmesinin ilk ve en heyecanlı adımlarıdır.