Merhabalar arkadaşlar. Bugün ünitemizde Türk dilinin ve edebiyatının tarih yolculuğunda çok önemli bir durak olan Harezm-Altın Ordu Türkçesi ve dönem eserlerini ele alacağız. Hazırsanız hemen Altın Ordu Hanlığı'nın kuruluşu ve siyasi tarihiyle başlayalım. Bilirsiniz Moğol hükümdarı Çengiz Han bütün Rus yurdunu ele geçirdikten sonra, bin iki yüz kırk yılında İdil’in aşağı mecrasına dönen Batu Han, buradaki Saray şehrini Altın Ordu Hanlığı’nın merkezine dönüştürmüştür. Zamanla hem kültür hem ticaret hem de idare merkezi olan Saray, devletin kalbi haline gelmiştir. Görünüşte Moğol İmparatorluğuna bağlı kalsa da yeni bir idari yapıyla devleti buradan yöneten Batu Han, bu hanlığın gerçek kurucusu sayılır. Hanlık, Batu Han’ın kardeşi Berke Han döneminde İslamiyet’i kabul etmiş, böylece Moğol İmparatorluğundan ayrılarak Kıpçak Türklerinin ağırlıklı olduğu müstakil bir Müslüman-Türk devletine dönüşmüştür. Berke Han dönemi hanlığın en ihtişamlı zamanıdır. Özbek Han zamanında İslamiyet daha da güçlenmiş, Saray şehri tam bir kültür merkezi olmuştur. Son büyük han olan Toktamış Han’ın ardından on beşinci yüzyılda Timur’un saldırılarıyla güçten düşen devlet, bin beş yüz iki yılında tarihe karışmış ve yerini Kırım, Kazan, Sibir, Astrahan ve Nogay Hanlıklarına bırakmıştır. Gelelim bu dönemde konuşulan dile yani Harezm Türkçesine. Bu dil, on üçüncü ve on beşinci yüzyıllar arasında Harezm ve Sir Derya’nın aşağı kesimlerinde, Karahanlı Türkçesinin devamı niteliğinde, Oğuz, Kıpçak ve Kanglı ağızlarının karışımıyla ortaya çıkmış karışık dilli eserleri ifade eder. Bölgeye gelen boyların kaynaşmasıyla doğan bu diyalekt, ne Karahanlı döneminin birebir devamıdır ne de doğrudan Çağatay döneminin başlangıcıdır. Uzmanlar bu dönemi kimisi geçiş devri, kimisi Çağatay Türkçesinin erken hazırlık aşaması, kimisi de Müşterek Orta Asya Türkçesinin ikinci aşaması olarak değerlendirmiştir. Timurlular zamanında ise yerini tamamen Çağatay Türkçesine bırakmıştır. Bu dönemin en önemli sözlük çalışmalarından biri Mahmud bin Ömer ez-Zemahşarî’nin Harezmşah Atsız’ın isteği üzerine hazırladığı Mukaddimetü’l-Edeb’dir. Arapça öğretmek maksadıyla yazılan bu eser lügat tarzındadır ve orijinali kayıp olduğu için asıl dili tam bilinmese de, tercümesinin Türkçe veya Farsça olduğu düşünülmektedir. Dil özellikleri bakımından Harezm Türkçesiyle yazılmış diğer eserlerden daha eskicil olması, onun bu dille yazılmış ilk eser olduğunu kanıtlar. Eser isimler, fiiller, harfler, isim ve fiil çekimi olmak üzere beş bölüme ayrılır. Nüshalar arasında en kıymetlisi, Şuşter nüshasıdır çünkü içinde başka sözlüklerde geçmeyen pek çok Orta Türkçe kelime yer alır. Şimdi de edebî eserlere bakalım. Harezm Türkçesiyle yazılmış ilk edebî eser, Rabguzî tarafından bin üç yüz on yılında yazılan Kısasü’l-Enbiyâ’dır. Peygamber kıssalarını anlatan bu eser insanın yaratılışından başlar, Hz. Muhammed’i geçerek Hz. Hasan ve Hüseyin’e kadar gelir. Kendisini bir Oğuz Türkü olarak tanımlayan Rabguzî, eserini Arapçadan Farsçaya yapılmış bir tercümenin Türkçe uyarlaması olarak kaleme almıştır. Sade ve akıcı bir dille yazılan bu nesir eserin içinde manzum şiirler de bulunur ve yazarın edebî gücünü gösterir. En eski ve önemli nüshası Londra nüshasıdır. Bir diğer harika eser ise cennetin açık yolu anlamına gelen Nehcü’l-Ferâdîs’tir. Kerderli Mahmud bin Ali tarafından bin üç yüz altmıştan önce Saray’da yazıldığı kabul edilen bu eser, didaktik karakterdedir. İki cihanda mutlu olmak isteyenler için İslami bilgileri hikâyelerle anlatır. Dört babdan oluşan eserde Hz. Muhammed’in hayatı, halifeler, iyi ameller ve kötü ameller işlenir. Fasıllar bir hadisle başlar, ardından Türkçe çevirisi ve İslam âlimlerinin hikâyeleri aktarılır. Zeki Velidi Togan’ın bulduğu ve müellifin ölümünden dört gün sonra istinsah edilen Yeni Cami Nüshası, dil araştırmaları için temel kabul edilir. Son olarak Altın Ordu sahasının diğer önemli eserlerinden kısaca bahsedelim. Nizamî’nin Farsça eserinden Kutb mahlaslı bir şair tarafından tercüme edilen Hüsrev ü Şîrîn mesnevisi, Türk edebiyatındaki yirmi bir Hüsrev ü Şirin’in ilkidir ve halk diline ait pek çok ifade barındırır. Mu’înü’l-Mürîd ise bin üç yüz on üç yılında Harezm’de yazılmış, dini-tasavvufi konuları işleyen manzum bir eserdir ve tek nüshası Bursa Orhan Kütüphanesi’ndedir. Din dışı eserlerden biri olan Muhabbet-nâme ise Harezmî mahlaslı biri tarafından bin üç yüz elli üç yılında Sir Derya boyunda yazılmıştır. On bir babdan oluşan bu eserin bazı babları Farsça, diğerleri Harezm Türkçesiyle kaleme alınmıştır ve günümüze dört nüshası ulaşmıştır.