Sesli Özet
← Ünite 5

Ünite 5: 12-13. Yüzyıllarda Anadolu’da Kültür ve Edebiyat — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Bugün sizlerle on birinci ve on üçüncü yüzyıllar arasında Anadolu'da kültür, edebiyat ve ilmî hayat nasıl şekillenmiş, ona yakından bakacağız. Biliyorsunuz, bin yetmiş bir Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu Türklerin yurdu haline geldi ve burada müthiş bir Türkleşme ve İslamlaşma süreci başladı. Kurulan Anadolu Selçuklu Devleti ve Danişmentliler gibi beylikler sayesinde kısa sürede huzur ve istikrar ortamı sağlandı. İşte bu huzur, Anadolu'yu adeta bir cazibe merkezine dönüştürdü. Türkistan'dan ve İran'dan gelen nice âlimler, filozoflar, sanatçılar hep bu toprakklara akın etti. İlk ilmi faaliyetler Danişmentliler döneminde Sivas, Tokat, Amasya ve Kayseri çevresinde hız kazandı. Mesela Tokat ve çevresinde Türklük ruhu ön plandayken, Malatya biraz daha İran kültürünün etkisindeydi ve bu iki farklı zihniyet dönemin entelektüel hayatının temelini oluşturdu. Selçukluların ilk yüz elli yılında yönetimdekilerin Mutezile eğilimli olması nedeniyle daha çok tıp, astronomi, matematik gibi akli ilimlere ağırlık verildiğini görüyoruz. Ancak bin iki yüz kırk üç Kösedağ Savaşı ve Moğol istilasının getirdiği o acılı, yıkıntılı dönemde her şey değişti. Halk baskı ve çaresizlik içinde huzuru tekke ve zaviyelerde aradı. İşte o mistik hava içinde Mevlana, İbn Arabi ve Sühreverdi gibi büyük isimler Anadolu'nun düşünce dünyasına damga vurdu. Bilim ve eğitim alanında da çok pratik adımlar atıldı. Astronomi, matematik ve kimya doğrudan sosyal hayata ve askeri alanlara uyarlandı. Hatta Cizreli Ebü'l-İzz İsmâil'in yaptığı o otomatik makineler, teorik bilginin pratik üretime nasıl dönüştüğünün en güzel kanıtıdır. Sağlıkta Darüşşifalar kuruldu, hastalar tedavi edildi, hekimler yetiştirildi. Eğitim içinse Konya'da, Kayseri'de, Sivas'ta harika medreseler inşa edildi. Bunların yanı sıra hadis ve kıraat eğitimi için özel ihtisas medreseleri bile açıldı. Dinî hayata baktığımızda, halkımızın Sünni çizgide ve Hanefi mezhebinde olduğunu, itikatta ise Maturidiliği benimserdiğini görüyoruz. Göçebe Türkmenlerin getirdiği bazı eski inançlar zamanla tasavvufla harmanlandı. Şehirlerde aydınlarla buluşan büyük sufilerin yanı sıra, dervişler kırsalda İslamiyet'i yaydı. Tabii bir de Ahi Evran önderliğinde kurulan Ahilik teşkilatı var ki, hem esnafın ahlaki erdemlerini belirleyen hem de toplumu sırtlayan harika bir sivil yapılanmaydı. Gelelim edebiyat ve dile. O dönemde Anadolu çok dilli bir yapıya sahipti. Arapça bilim ve hukuk dili, Farsça resmi ve edebi dil, Türkçe ise halkın konuşma diliydi. Farsçanın sarayda ve yüksek zümrede ağırlığı büyüktü ama halkın Türkçe talebi, dilimizin bir edebiyat dili olarak gelişmesinin önünü açtı. Sultanlar şairleri koruyor, onlara büyük ödüller veriyordu. Hatta I. Alaaddin Keykubad gibi sultanların bizzat Farsça şiirler söyleyebilecek kadar edebi yetkinliğe sahip olduğunu biliyoruz. Zamanla Mevlana'nın, Sultan Veled'in ve tabii ki Yunus Emre'nin eserleriyle birlikte Anadolu edebiyatı adeta zirveye ulaştı.