19. Yüzyıl Alman İdealizmi ve Tarih Metafiziği 1: Fichte ve Schelling. 19. yüzyıl Alman İdealizmi, gerçekliği akıl temelinde açıklamaya çalışan ve bütün varolanları bir akıl tasarımından türetmeyi amaçlayan felsefi bir gelenektir. Bu geleneğin en önemli isimlerinden biri olan Johann Gottlieb Fichte, bir önermeler sisteminin bilim olabilmesi için kesin olması ve diğer bütün önermelere bu kesinliği veren en az bir temel önermenin bulunması gerektiğini savunur. Fichte'ye göre akıldan anlaşılan, kesin bir temel üzerine kurulacak olan bir sistemliliktir ve bu sistemlilik aynı zamanda türetilebilirlik anlamına gelir. Temel hakikatten türetilebilen her olgu akla uygundur. Fichte'nin bilim sistemi içinde her kavramın üçlü bir mantıksal yapıya sahip olduğu görülür. Bu yapı tez, antitez ve sentez aşamalarından oluşur. Kavram ilkin kendindedir ve kendisiyle özdeşlik içindedir; ardından kendi karşıtını doğurarak özdeş olmadığını kavrar (Ben ve Ben-olmayan). Aklın bu üç aşamalı diyalektik yapısı gerçeklikte de kendisini gösterir ve tarihteki ilerlemenin temelini oluşturur. Fichte, Kant'ın kategorilerin şematizmi öğretisini tarihe uygulayarak tarihsel dönemlerin zamansal art ardalığının temelinde yatan kavramsal bir şema ortaya koymaya çalışır. Tarihte bulunabilecek en temel kavram ussal özgürlüktür ve özgürlüğün bu zorunlu aşamalardan geçerek gelişmesi gerekir. Dolayısıyla bütün tarih çağlarının art ardalığı mantıksal bir art ardalıktır ve a priori olarak belirlenebilir. Fichte'ye göre bir çağın felsefi resmedilişi tek bir ortak ilkeden hareketle yapılabilir ve bu ilkeden bütün fenomenler türetilebilir. Filozof, bir çağın ideasını bulmaya çalışır; çünkü fenomenler altlarında yatan ortak idea aracılığıyla birbirleriyle zorunlu bir bağlantı içindedir. Evrensel zaman anlayışı, aşamalı olarak gelişen ve her çağın kendinden önceki tarafından belirlendiği bir dünya planını önceden varsayar. Fichte, dünyadaki insani yaşamın ve zamanın tek bir sonsuz yaşamın zorunlu devirleri olduğunu belirtir. Burada bireyin değil, insan türünün kolektif kapasitesindeki özgürlük söz konusudur. Bu özgürlük insan türünün ortak bilincinde görülür ve tarihin çağlara bölünüşü aklın amacına uygun olarak zorunlu bir biçimde gerçekleşir. Fichte'ye göre tarih beş devirden oluşur veya temel olarak şu aşamalardan geçer: İlk dönem 'içgüdü olarak aklın egemenliği' yani insanlığın masumiyet çağıdır (Rousseau'nun doğa durumu benzeri). Bu özgürlük kendi karşıtını doğurarak ikinci dönemi oluşturur. Son dönem ise hümanitenin aklın imgesine uygun olarak geliştiği 'sanat olarak akıl devri'dir. Fichte, ilerleme kavramına bir hareket kategorisi yükleyerek tarihin zorunlu devirler halinde ilerleyişini tasarlamıştır. Alman İdealizminin bir diğer önemli düşünürü olan Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling, Kant ve Fichte'nin tasarımlarını daha dizgeli hale getirmiştir. Schelling'in felsefesinin temeli 'karşıt olanların özdeşliği' ilkesine dayanır. Schelling bilinebilir olanı doğa ve tarih olarak ikiye ayırır; her iki alan da Mutlak olan varlığın birbirine karşıt iki ayrı görünümüdür. Doğa yasalı bağıntılar içerirken, tarih hem bilinebilir olan hem de kendi üzerine düşünen zihinlerin eylemlerinden oluşan bir alandır. Schelling'e göre tekrarlayan, döngüsel olan şeylerin tarihi olamaz; bu yüzden doğa olaylarının tek başına tarihi yoktur. Tarih, ilerleyen bir süreç olmalıdır. Hakiki tarih, gerçek olan ile ideal olanın sentezine dayanır ve bu ideal ancak birey tarafından değil, tür tarafından gerçekleştirilebilir. İnsan eylemlerinde özgürlük ve yasalılık bir birlik içindedir. Schelling, tarihin nasıl olanaklı olduğu sorusunu özgürlük ve zorunluluğun birliğiyle yanıtlar. İnsanlar özgür eylemleriyle istemedikleri sonuçların nedeni olmak zorundadırlar; bu da insanın üstünde ve onun özgürlüğünde parmağı olan 'gizli bir zorunluluğun' varlığını gösterir. Tarihte eylem yapan birey değil türdür; tarihin nesnel boyutu zorunluluğa, özne boyutu ise özgürlüğe karşılık gelir. Schelling'e göre bütün olarak tarih, Mutlak olanın ilerleyen ve gizliliğini yavaş yavaş terk eden açığa vurumudur. Mutlak olanın açığa vurumunun üç dönemi bulunduğundan, tarihin de üç dönemi olmalıdır. İlk dönem, egemen şeyin 'yazgı' olarak kör bir güç şeklinde ortaya çıktığı ve eski uygarlıkları yok ettiği 'trajik' dönemdir. İkinci dönem, yazgının bir 'doğa' olarak ortaya çıktığı, karanlık yasanın keyfiliği bir doğa planına hizmet etmeye zorlayarak mekanik bir yasallığa dönüştüğü dönemdir (Roma İmparatorluğu dönemi). Üçüncü dönem ise ilk iki dönemin bir sentezi olarak yazgı ve doğanın 'öngörülmüşlük' olarak gelişeceği ve Mutlak'ın kendi bilincine varacağı dönemdir. Schelling'de ilerleme, Mutlak olanın içkin deviniminden başka bir şey değildir. Tarih, hem bilinebilir akıl hem de bilen akıl olan Mutlak Tin'in kendisini gerçekleştirme ve bilme sürecidir. Bu bağlamda Schelling, Hegel'in akıl ile gerçekliğin özdeşliği düşüncesine öncülük etmiştir.