Farsçada Fiil, Fiilden Türemiş Kelimeler, Farsçada Birleşik Kelimeler. Farsçada masdarlar kelimenin kökenine göre -den (دن) veya -ten (تن) ekleriyle sona ererler. Bu masdar eklerinin düşürülmesiyle elde edilen kısımlar Farsça fiillerin asıl köklerini veya gövdelerini oluşturur. Masdarlardan bu ekler atıldıktan sonra geriye kalan kısımlar, kelimelerin türüne göre çeşitli ses değişimlerine uğrayabilir. Bu kök ve gövdelerden hareketle hem isim hem de sıfat türetilmesi mümkündür. Masdar eklerinden -den ile biten kelimelerde ek atıldığında bazı ses değişiklikleri görülür. Örneğin 'kerden' (کردن = yapmak) masdarından -den eki kaldırıldığında geriye 'ker' kalmaz, bunun yerine 'kün' (کن) kökü gelir; 'bürden' (بردن = götürmek) masdarında ise aynı uygulamada 'ber' (بر) kökü elde edilir. Nun (ن) harfi ile biten masdar köklerinde ise nun harfi aynen kalmaktadır, örneğin 'hânden' (خواندن = okumak) masdarında -den düştüğünde 'hân' (خوان) kalır. Ye (ی) harfi ile biten fiil köklerinde ye harfi düşer; 'bûsîden' (بوسيدن = öpmek) masdarından -den kalktığında 'bûsî' yerine 'bûs' (بوس) kalır. Nûşîden (نوشيدن) masdarında da nûşî yerine nûş (نوش) kalır. Kural dışı bazı istisnai durumlarda ise güzîden (گزیدن = seçmek) masdarında güz yerine güzîn (گزین), âferîden (آفريدن = yaratmak) masdarında âfer yerine âferîn (آفرین) kökü gelmektedir. Masdar eklerinden -ten ile biten masdarlarda ise durum farklıdır. -ten eki kaldırıldıktan sonra kalan köklerin son harfi 'hı' (خ) ise, hı harfi kalkar ve yerine 'z' (ز) harfi gelir. Örneğin endâhten (انداختن = atmak) masdarında endâh yerine endâz (انداز); efrûhten (افروختن = yakmak) masdarında ise efrûz (افروز) kökü elde edilir. Bu kurala uymayan fürûhten (فروختن = satmak) masdarında ise fürûş (فروش) kökü ortaya çıkar. Sîn (س) harfi ile biten köklerde sîn harfi; he (ه), ye (ی), nun (ن), nd (ند) veya ûy (وی) harflerine dönüşebilir. Örneğin 'hâsten' (خواستن = istemek) masdarından -ten eki atıldığında hâs yerine hâh (خواه) kökü gelirken, 'resten' (رستن = kurtulmak) masdarında res yerine reh (ره) harfi gelir. 'Cüsten' (جستن = aramak) masdarında cûy (جوی), 'şüsten' (شستن = yıkamak) masdarında ise şûy (شوی) kökü elde edilir. Nun (ن) ve nd (ند) harflerine dönüşen sînli masdarlara örnek olarak 'şikesten' (شکستن = kırmak) masdarından şken (شکن), 'peyvesten' (پیوستن = ulaşmak) masdarından peyvend (پیوند) ve 'besten' (بستن = bağlamak) masdarından bend (بند) köklerinin türetilmesi gösterilebilir. Sın (س) harfi bazı kelimelerde sonda geldiğinde tamamen düşebilir; tüvânsüten kelimesinde tüvân kalması gibi. Şın (ش) ile biten köklerde şın harfi r (ر), îs (یس) veya rd (رد) harflerine dönüşebilir. Şından önce elif harfi varsa r harfini alarak dâşten (داشتن = sahip olmak) masdarından dâr (دار) kökü elde edilir. Nüvîşten (نويشتن = yazmak) masdarında nüvîs (نویس), geşten (گشتن = dönmek) masdarında ise gerd (گرد) kökü ortaya çıkar. Küşten (کشتن = öldürmek) masdarındaki küş veya hîşten masdarındaki hîl gibi kural dışı şekiller de mevcuttur. Fî (ف) ile biten köklerde fî harfi b (ب) harfine dönüşmektedir. F rîften (فريفنت = aldatmak) masdarından f rîb (فریب), âşûften (آشففتن = karıştırmak) masdarından âşûb (آشوب) ve yâften (یافتن = bulmak) masdarından yâb (یاب) kökleri elde edilir. Bazen -ten eki çıktıktıktan sonra fî harfi v (و) harfine dönüşebilir; reften (رفتن = gitmek) masdarından rev (رو) kökünün elde edilmesi bunun en belirgin örneğidir. Farsçada fiillerin emir ve geçmiş zaman gövdelerine birtakım ekler getirilerek isimler türetilir. Bu türetilen isimler, fiilden kaynaklanan hal ve keyfiyeti, bazen de fiilin tarzını ve şeklini açıklar. Bu kelimelere aynı zamanda hâsıl-ı masdar, ism-i masdar ve masdar-ı nev‘î adları da verilir. İsim türetilmesinde -e (ه), -ş (ش) ve -âr (آر) gibi ekler yoğun olarak kullanılır. -e (ه) eki fiilin emir gövdesinin sonuna getirilir. Hande (خنده = gülme, gülüş) kelimesi handîden masdarından türetilmiştir. Aynı ek, fiilin emir gövdesine getirildiğinde alet ismi (ism-i âlet) yapma fonksiyonunu da yerine getirir. Âvîze (آويزه = askı, lamba askısı), mâle (ماله = mala), rende (رنده = rende) ve üstüre (استره = ustura) kelimeleri bu yolla türetilmiş alet isimleridir. -ş (ش) eki de fiilin emir gövdesinin sonuna getirilerek isim türetir. Âmûziş (آموزش = öğretiş), fermâyiş (فرمايش = buyuruş), sipâriş (سپارش = ısmarlama) ve âsâyiş (آسايش = rahat, huzur) kelimeleri bu kuralın örnekleridir. Geçmiş zaman gövdesinin sonuna getirilen -âr (آر) ekine hafifletilmiş masdar da denir; reftâr (رفتار = gidiş), güftâr (گفتار = söz), kırdâr (کردار = iş, amel) bu yolla türetilmiştir. Bazı fiillerin emir gövdeleri herhangi bir ek almadan da doğrudan fiilden türemiş isim görevini görebilir. Hurûş (خروش = bağırış, feryat), nâz (ناز = işve, nazlanma) ve hırâm (خرام = salına salına yürüyüş) kelimeleri ek almadan isimleşmiş emir gövdelerine örnek teşkil eder. Farsçada fiillerden kelime yapımının temelini masdarların -den ve -تن eklerinin atılmasından sonra elde edilen emir gövdesi ile kelimelerin sonundaki nun harfinin atılmasıyla elde edilen geçmiş zaman gövdesi oluşturur. Sıfat-fiil yapımında da bu köklerden istifade edilir. İsm-i fâil (etken) anlamlı sıfat-fiiller yapan ekler arasında -ende (نده), -ân (ان) ve -â (آ) ekleri bulunmaktadır. -ende (نده) ekiyle hânende (خواننده = okuyan), revende (رونده = giden), bahşende (بخشنده = bağışlayan) gibi etken sıfat-fiiller türetilir. -ân (ان) eki bazı masdar köklerine eklendiğinde ism-i fâil anlamı verirken, bazı köklerde zarf-fiil görevini üstlenir; üftân (افتان = düşerek), lرزان (لرزان = titreterek) zarf-fiil örnekleridir. Geçişli fiillerin emir gövdelerine getirilen -â (آ) eki de gûyâ (گويا = söyleyen), dânâ (دانا = bilen) gibi ism-i fâil anlamlı sıfatlar yapar. İsm-i mef'ûl (edilgen) anlamlı sıfatlar ise -e (ه) ekinin geçmiş zaman gövdesine getirilmesi suretiyle yapılır. Âferîde (آفريده = yaratılmış), efgende (افکنده = yıkılmış), pesendîde (پسنديده = beğenilmiş), çeşîde (چشيده = tadılmış), keşîde (کشيده = çekilmiş) bu tür sıfatlardandır. Geçişli fiillerde hem ism-i fâil hem ism-i mef'ûl anlamını verirken, geçişsiz fiillerde sadece etken anlam verir (mürde = ölmüş, refte = gitmiş, puhte = pişmiş). Fiil gövdelerine getirilen eklerle yapılan sıfatlar Osmanlı Türkçesinde oldukça zengin bir kullanım alanına sahiptir. Özellikle ism-i fâil ve ism-i mef'ûl kalıplarının birleşik sıfatların yapımında çok yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. Farsçada birleşik kelimeler iki veya daha fazla kelimeden oluşan yapılardır. Bunların bir kısmı birleştiklerinde isim yaparlar ve birleşik isim adını alırlar. Birleşik isimlerin oluşturulmasında atıf bağlacı (و u, ü) ile yapılanlar, isim tamlaması şeklinde olup sonradan izafet kesresinin kaldırılmasıyla tek kelime haline gelmiş yapılar önemli bir yer tutar. Atıf bağlacı (و) ile yapılan birleşik isimlerin bir grubu, aynı kökten gelip aynı anlamları taşıyan iki kelimenin bağlanmasıyla oluşur. 'Güft ü gû' (گفت و گو = dedikodu) ve 'cüst ü cû' (جست و جو = araştırma) bu gruba girer. Anlamca birbirine yakın veya anlamı kuvvetlendirmek için yan yana getirilen 'pîç ü tâb' (پیچ و تاب = kıvrım büklüm), 'sûz u güdâz' (سوز و گداز = yanıp yakılma) gibi kelimeler de bu bağlaçla birleştirilir. Anlamca birbirinin zıddı olan iki kelimenin yine vav bağlacı ile bir araya getirilmesiyle oluşturulan birleşik isimler de bulunur. 'Âmed ü reft' (آمد و رفت = gelip gitme), 'zîr ü zeber' (زیر و زبر = alt üst), 'telh ü şîrîn' (تلخ و شیرین = acı tatlı), 'germ ü serd' (گرم و سرد = sıcak soğuk) ve 'dâd ü sited' (داد و ستد = alışveriş) bunlardandır. Bir kelimenin tekrarı yapılırken baştakî harfin m (م) ünsüzü ile değiştirilmesiyle yapılan tekrarlardan oluşan birleşik isimler de mevcuttur. 'Herc ü merc' (هرج و مرج = karma karışık), 'hân u mân' (خان و مان = ev bark), 'târ u mâr' (تار و مار = darma dağınık) örneklerinde olduğu gibi, bu kelimeler vav bağlacı olmadan da (herc-merc, târ-mâr) kullanılabilir. Farsçada tek kelime gibi görünen bazı birleşik isimler aslında zamanla izafet kesresinin (-ı, -i) kalkması ve birleşik kelime olarak kullanılmaya başlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazılarında izafet kesresinin kaldırılmasının yanında tamlamalar ters çevrilerek de birleşik isimler yapılmıştır. İzafet kesresi kaldırılarak yapılan birleşik isimlere örnek olarak 'ser-hadd' (سرحد = sınır, hudud), 'ser-kâr' (سرکار = işin başı), 'ser-kâtib' (سرکاتب = başkâtip) ve 'der-sa‘âdet' (درسعادت = İstanbul) gösterilebilir. Bu yapılarda tamlanan ve tamlayan sıralaması korunurken aradaki kesre ortadan kalkmıştır. Tamlamaların ters çevrilmesiyle yapılan birleşik isimlerde ise kelime sırası değiştirilir ve izafet kaldırılır. 'Gül-deste' (گلدسته = gül demeti, deste-i gül'den), 'bîmâr-hâne' (بیمارخانه = hastahane, hâne-i bîmâr'dan), 'pend-nâme' (پندنامه = nasahat kitabı, nâme-i pend'den) ve 'kütüb-hâne' (کتبخانه = kütüphane) bu kurala göre şekillenmiştir. Benzer şekilde 'kervân-sarây' (کرحوانسرای = kervansaray, sarây-ı kervân'dan) ve 'Tûrân-zemîn' (توراندانزمین = Turan Ülkesi, zemîn-i Tûrân'dan) örnekleri de tamlamanın ters çevrilip izafetin düşürülmesiyle oluşan birleşik isim yapılarına örnek oluşturur. Farsçada birleşik sıfatlar iki ismin yan yana gelmesiyle yapılabileceği gibi bir sıfat ile bir ismin bir araya gelmesiyle de yapılabilir. Genel olarak iki ana şekle ayrılırlar: Birincisi isim ve sıfat tamlamalarında yer değiştirmeler ve izafet kesresinde yapılan değişikliklerle elde edilenler, ikincisi ise fiil köklerine yapılan ilavelerle, yani sıfat-fiiller kullanılarak yapılan birleşik sıfatlardır. İsim ve sıfat tamlamalarında değişikliklerle yapılan birleşik sıfatların bir grubu izafet kesresinin kaldırılmasıyla yapılan benzetme ifade eden kelimelerdir. 'Mâh-rû' (ماه رو = ay yüzlü), 'deryâ-dil' (دريا دل = geniş gönüllü), 'âhû-çeşm' (آهو چشم = âhû gözlü), 'sâhib-kırân' (صاحب قران = talihli hükümdar) ve 'cennet-mekân' (جنت مکان = cennet mekânlı) bu gruptadır. İsim tamlaması tersine çevrilerek yapılan birleşik sıfatlarda ise 'perî-peyker' (پری پیکر = peri yüzlü), 'müşk-bû' (مشکبو = misk kokulu), 'kebk-reftâr' (کبک رفتار = keklik yürüyüşlü) ve 'melek-sîmâ' (ملک سیما = melek yüzlü) örneklerinde olduğu gibi tamlayan başa alınır. Sıfat kesresi kaldırılarak veya sıfat tamlaması tersine çevrilerek yapılan birleşik sıfatlar da mevcuttur. Sıfattan önce gelen veya sıfat tamlamasının ters çevrildiği 'vâlâ-kadr' (والا قدر = kadrü yüce), 'şîrîn-zebân' (شیرین زبان = tatlı dilli), 'teng-dil' (تنگ دل = acı sözlü) ve 'hoş-endâm' (خوش اندام = güzel endamlı) kelimeleri bu kategoriye dahildir. Fiil gövde ve köklerine yapılan eklerle elde edilen birleşik sıfatlar Farsçada büyük bir çeşitlilik gösterir. Bu yapılar ism-i fâil (etken) kelimelerle, ism-i mef'ûl (edilgen) kelimelerle, geçmiş zaman gövdeleriyle ve emir gövdeleriyle yapılanlar olmak üzere dört grupta incelenir. İsm-i fâil kelimelerle yapılanlar -ân (آن) eki alarak yapılmış sıfat-fiillerle oluşturulur. 'Cîger-sûzân' (جگر سوزان = ciğer yakan), 'cân-sûzân' (جان سوزان = can yakan), 'müjde-resân' (مژده رسان = müjde eriştiren) ve 'gîtî-sitân' (گیتی ستان = cihânı fetheden) örneklerinde önce isim sonra ism-i fâil gelmektedir. İsm-i mef'ûlle yapılan birleşik sıfatlar geçmiş zaman gövdesine -e (ه) eki getirilerek elde edilir ve Osmanlı Türkçesinde daha yaygın kullanılmıştır. 'Dil-şikeste' (دل شکسته = gönlü kırık), 'dil-dâde' (دلداده = gönül vermiş), 'felâket-zede' (فلاکت زده = felakete uğramış) ve 'umûr-dîde' (امورديده = iş görmüş) bu yapının en güzel örnekleridir. Bazen sıfatın önce geldiği 'küşâde-dil' (گشاده دل = gönlü açık) veya 'şikeste-tâli‘' (شکسته طالع = talihsiz) gibi örnekler de vardır. Geçmiş zaman gövdesiyle (hafifletilmiş masdar) yapılan ve sonuna -e eklenmeyen birleşik sıfatlar ile emir gövdesiyle (hâl-geniş zaman) yapılan birleşik sıfatlar da sıklıkla kullanılır. 'Cihân-ârâ' (جهان آرا = cihanı süsleyen), 'meclis-ârâ' (مجلس آرا = meclisi süsleyen), 'dil-âşûb' (دل آشوب = gönül karıştıran) ve 'şevk-efzâ' (شوق افزا = şevk arttıran) emir gövdesiyle kurulan en yaygın birleşik sıfatlardandır. Farsçada bazı kelimelere g