
XVII. yüzyılda Budinli Hisâlî tarafından derlenen Metâli’ü’n-nezâ’ir, diğer mecmualardan farklı olarak şiirlerin tamamına değil, yalnızca matla beyitlerine yer vermesiyle öne çıkar.
Arap edebiyatında İslami dönemde nazire geleneğinin en geniş şekilde yayılmasına öncülük eden eser, Ka’b bin Züheyr’in Hz. Peygamber için yazdığı Bânet Süâd adlı meşhur na’tıdır.
Ahmed-i Yesevî’nin ölümünden önce onun hikmetlerine hikmetlerle karşılık veren Hakîm Süleyman Ata (Bakırganî), Türk edebiyatının bilinen ilk nazire yazan erken dönem şairleri arasındadır.
Amasyalı şair Mihrî Hatun, şiir seviyesi bakımından Necâtî’ye yetişmek amacıyla onun tam 55 şiirini tanzir etmiştir; Latîfî Tezkiresi bu durumu detaylıca aktarmaktadır.
Germiyan beylerinden Süleyman Şah’ın yanında yetişen Şeyhoğlu Mustafâ’nın Hurşid-nâme’sindeki gazelleri, Ahmedî gibi çağdaşı şairlerle aralarında bir atışma ve nazire silsilesine zemin hazırlamıştır.
Mısır’ın son Memluk sultanı Kansu Gavri, Türkçe Divanı’nda Nesîmî, Hasanoğlu, Ahmedî ve Şeyhoğlu gibi pek çok usta şairin şiirlerine nazireler yazarak kültürel etkileşime katkı sağlamıştır.
Şeyhoğlu Mustafâ’nın gazeline Ahmed Paşa’nın murabba formunda yazdığı nazire; Fatih Sultan Mehmed (Avnî), Karamanlı Nizâmî ve Melîhî gibi isimler tarafından muhammes ve murabba olarak sürdürülmüştür.
Nihad Sami Banarlı’ya göre Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-necât (Mevlid) adlı eseri, Âşık Paşa’nın Garîb-nâme’si ve Darîr’in Sîretü’n-nebî’sindeki beyitlerin yeniden işlenmesiyle yazılmış bir eser naziresidir.
Türk edebiyatında 'nazire' kelimesini çokluk biçimi olan 'nezâ’ir' şekliyle ilk defa kullanan yazar Fahreddîn bin Mahmûd olup, bu terim Behcetü’l-Hadâ’ik fî-mev’izeti’l-Halâ’ik adlı eserinde geçer.